Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin Tarihi Alt Yapısı


Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin Tarihi Alt Yapısı

Doç. Dr. Necati DEMİR'in Makalesinden

GİRİŞ 


      Türkiye’de Selçuklu öncesi Türk tarihi konusunda çalışan bilim adamlarına gayriciddî olarak bakılması gelenek olarak yerleşmiştir. Bunun birkaç sebebi vardır: Birincisi, batılı tarihçiler Türklerin 1071’de Türkiye’ye geldiği yanlış bilgisini gelenekleştirmişlerdir. İkincisi, Türkiye'deki Selçuklu öncesi Türk varlığı konusundaki deliller, günümüze çok uzak zaman içinde yer aldığı için, oldukça azdır.

     Türklerin 1071’de Türkiye’ye geldiği yanlış bilgisini zorunlu olarak Türk bilim adamları da kabullenmişlerdir. Böylece ileride Türkiye’nin geleceğine yön verecek bütün gençlerimiz ders kitaplarında bu eksik bilgileri öğrenip durmaktadır. Cumhuriyet’imizin kurucusu ATATÜRK;

 “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” 
sözünü, bu büyük yanlışı fark ettiği için söylemiştir.

     Türklerin Çinliler gibi tarihî bir arşivi olmamıştır. Bu yüzden tarihî hafızası da oldukça zayıftır. Ancak yine de Sümerlerden beri Anadolu’da Türklerin varlığı tabaka tabaka takip edilebilmektedir. Bu konuda elbette ki kaynaklar tam değildir. Hatta çok yetersizdir. Elde bulunan bilgi, delil ve çeşitli unsurlar bir araya getirildiğinde ortaya bütün hatları belirgin resimler çıkmaktadır.

     Türklerin ana yurdunun Kazakistan, Çin, Moğolistan ve Rusya Federasyonu’nun sınırları içinde kalan Altaylar bölgesi olduğu kuvvetli bir ihtimaldir. Öyle anlaşılmaktadır ki Türkler buradan çok eski tarihlerden beri dalga dalga dünyanın hemen her bölgesine yayılmıştır.

      Türkler, belki de tarihin hiçbir döneminde bir sınır içinde, bir arada yaşamamışlardır. Ancak hangi coğrafyada yaşarlarsa yaşasınlar onların bağları birbirinden kopmamıştır. Dil, tarih ve kültür birliği Türklerin en önemli bağlarıdır.

Kültür unsurlarının bazılarına göz atacak olursak karşımıza şu manzara çıkacaktır:

      Takvimleri ve bayramları, uzak mekânlarda olsalar bile, Türkleri birbirinden koparmamıştır. Türk milletinin ortak kültür değerlerinden birisi, On İki Hayvanlı Türk Takvimi’dir.

     On İki Hayvanlı Türk Takvimi’ni Tuna Bulgarları 600’lü yıllarda, Köktürkler 700’lü yıllarda taşa kazımışlardır. Türklerde Nevruz’la ilgili inanış ve uygulamaların M.Ö. III. yüzyıldan yani Mete Han zamanından beri var olduğu bilinmektedir.

      Binlerce yıldır Müslüman Türk dünyasında, Hristiyan Gagavuz ve Çuvaşlar, Şamanist Yakut Türkleri de dâhil, devam etmektedir. Amerika’daki Kızılderili kabilelerinin de mart ayını “yeni yılın başı” olarak saymaları ve Orta Asya Türklerine benzer geleneklerle kutlamaları, Türk dünyasının tarihi ve kültürü konusu hakkındaki bilgilerimizin yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Türk milletinin ortak kültür değerlerinden birisi ölülerine olan saygılarıdır. Onlar ölülerini kurgan denilen mezarlara koymuşlardır. Korgan, Türk devlet hayatında önemli kişilerin mezarına denmektedir. Kelimenin aslı korugan (koru-gan)dır. Ölüleri korumasından dolayı bu isim verilmiştir. Korganların ilk kez Kimmerler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Gelenek daha sonraki Türkler tarafından sürdürülmüştür. 


Üzerine Göktürk alfabesiyle “Türk” kelimesi işlenmiş kemençe (Sürmene)

     “Hayat ağacı” motifi bütün Türk dünyasının müştereklerindendir. Türkler, ata yurdunda “hayat ağacı”nı önem verdikleri hemen her şeyin üzerine işlemeye devam ederken göç edenler de gittikleri her yere taşımışlardır. Sivas’ta 1271’de Selçuklular zamanında yapılan Gökmedrese’nin üzerindeki “hayat ağacı” bütün haşmetiyle dururken günümüzde, Orta Karadeniz Bölgesi’nde Çepni Türkmenleri hâlâ kilimlerinin üzerine aynı motifi nakşetmektedirler.

     Turan kökenli oldukları sanılan Amerikan yerli kabileleri de “hayat ağacı”nı, “tree-of-life” adıyla önde gelen kültür varlığı olarak korumaktadırlar.Türk milletinin müştereklerinden birisi de yer isimleridir. Türkler gittikleri hemen her yerde kimlik kartlarını coğrafyaya kazımışlardır. Ankara ismi bu duruma güzel bir örnektir. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir. Baykal gölünün kuzeybatısında Angara isimli bir şehir bulunmaktadır ve tıpkı Ankara gibi tiftik keçisi ile ünlüdür. Aynı isim Baykal gölünün güneybatısında Angarsk, Taşkent’in güneyinde Angran, Letonya’da Engüre, İspanya’da Enguera, Fransa’da Angers, Afrika’nın ortalarında Angra biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Dünyada hiçbir şeyin tesadüf olmadığı dikkate alındığında bu ortaklık başka türlü nasıl açıklanabilir? Türk milletinin tarih, dil ve kültür unsurlarının tamamı dikkate alındığında muazzam bir birlik, beraberlik ve bütünlük ortaya çıkmaktadır. Türk dünyasındaki birliğin ve beraberliğin bir parçası elbette ki Türkiye, doğal olarak da Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’dir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

      Tarihî kaynaklar, yer isimleri, yörede konuşulan Türkçenin özellikleri, mimarî eserler, halk oyunları ve diğer kültür unsurları dikkate alındığında Trabzon ve çevresi, Türkiye’nin Türkleşen ilk bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Turan kökenli Kutlar, Kaslar, Kurlar, Kimmerler, Sakalar, Alanlar, Avarlar ve Komarlar ile Türk kökenli Hunlar, Bulgarlar, Macarlar, Uzlar, Karluklar, Kumanlar/ Kıpçaklar, Kırgızlar ve Peçenekler; Oğuz Türklerinden önce Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelip yerleşmişlerdir.

      Selçuklu Türkleri Malazgirt Savaşı’ndan hemen sonra 1080 yılında Trabzon ve çevresini topraklarına katmış, ancak kısa bir zaman sonra bölgeden geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Selçuklu Devleti zamanında kurulan Saltuklu Beyliği, Dânişmendli Beyliği ve Mengücek Beyliği topraklarını kuzeye doğru genişleterek Karadeniz sahillerine yaklaşmışlardır. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yakın coğrafyalarda kurulan Hacıemiroğulları Beyliği, Taceddinoğulları Beyliği, Şebinkarahisar Emirliği, Erzincan Emirliği sınırlarını sürekli Trabzon ve çevresine doğru genişletmişlerdir.

     Akkoyunlular, Doğu Anadolu Bölgesi’nden kuzeye doğru ilerleyerek Doğu Karadeniz Bölgesi’nin arkasındaki dağlara kadar ulaşmışlar, hatta çeşitli yollarla Karadeniz’in sahillerine inmişlerdir. Sürmene’nin Halanik köyünde Akkoyunluların bir pazarının olması gerçekten ilgi çekicidir. Trabzon ve çevresi, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Trabzon ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmadan önce bu yörede yaşayanların çoğunluğunun Hristiyanlaşan Türkler olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır.

    Oğuzlardan önce gelip Trabzon ve çevresine yerleşen Türklerin ağız özellikleri hâlâ korunmaktadır: Kelime başında k- ve t- ünsüzlerinin korunması, y->c-, -g->-v- değişmeleri, şahıs zamirlerinin bular, olar, şular biçiminde söylenmesi bunlardan bazılarıdır. İslâmiyet öncesi Türk kültür unsurlarından olan kurt dede motifi, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde hâlâ canlılığını korumaktadır. Eski bir Türk yaylı sazı olan kemençe, bölgenin en önde gelen müzik aracıdır. Kaynağı Orta Asya olan serender mimarlık biçimi, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde en az 2400 yıldır bulunmaktadır. Serender mimarlık biçimi ile yapılan ahşap camiler ve ahşap camilerin içinde yer alan motifler ise Türk kültürünün bir ansiklopedisi durumundadır.

Foto : Üzerine Göktürk alfabesiyle “Türk” kelimesi işlenmiş kemençe (Sürmene) 
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin Tarihi Alt Yapısı Reviewed by Türk Asya on Pazartesi, Aralık 08, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.