Hey Koca Yurt

Labris - İstanbul Askeri Müze
Hey Koca Yurt

     Ne Çatalhöyük'ün İ.Ö. 7500 yılında ne Hacılar'ın İ.Ö. 5500 yılında ne İndo-Avrupasallar, ne de Samiler (Semitikler) Anadoluya ayak bamışlardı. Demek ki o zamanın Anadolu halkı, ne İndo-Avrupasal ne de Sami olan bir Anadolu ortamlı halktı.Bu ortam da eski Sümer, doğu Ege (yani Kiklad adalarının ve Minos Girit'inin yani Minoen-Girit'in ) karışımıydı. Anadolu'dan göç edip Sardunya adasına adını veren Saridanu'lar, Filistin'e adını veren Pulasati'ler, Lukkalar yani Lykialılar ve daha başkaları da bu karışımın içindeydiler. Hellenler önce Ege uygarlığını kuranlara Pelasg yani "Deniz Halkı" diyorlardı. Anadolu halkının Lydia'lılar Karia'lılar, Lykia'lılar ve Minos uygarlığını kuran Girit'lilerin soysop undan oldukları biliniyordu. Unutulmamalıdır ki Lydia'lılar İtalya'ya -Roma çevresine ve Floransa'ya- göçerek İtalya'da "Etrüsk" adıyla, LAtin ve Roma uygarlığının temelini attılar.


     Anadolu'nun bu çok eski ortamında Ural-Altay'lı Türklerin payları var mıydı? Sümer'de ve Mezopotamya'da, bir de Anadolu'da yapılan son kazılara dek genel olarak bu soruya verilen cevaplar hep "yoktur" idi. Ama eski Minos Girit'i uygarlığını araştıran ve inceleyen Glotz ve diğerleri düşünceyi şu noktaların üzerine çekiyordu: Labris denilen çift yüzlü balta, Sümer'den tutunuz da batıya doğru (Doğu Ege) ve Girit'e dek Anadolu ortamının en direngen simgesiydi. Karia'da bir Zeus Labrandeus bulunuyordu ("Labrandeus", Labris'in Zeus'u demektir). Bir Anadolu tanrısı olan Apollon'un Delphoi (Delfi) de kurduğu tapınakta Apollon papazlarına "Labridea" yani Labrisliler adı verildi. Lydia tanrısı da eliyle bir labris kavrıyordu. Hititler Anadolu'ya gelmeden önce barbardılar. Anadolu'ya gelip ora halkıyla karışınca uygarlaştılar. Hititlerin uygarlık ustası Hatti'lerden Hitit adını alarak o adı kendilerine malettiler. Anadolu'ya gelince kendi fırtına tanrıları Tesüb'ün eline Anadolu simgesi bir labris verdiler. Tâ Doğu Anadolu'da Dolikene'de oranın Zeus'u bir boğa üstünde ayakta durmuş, elinde bir labris sallardı. Bütün bu tanrılar Mezopotamya tanrısı Hadad Ramaan'la ilgilidir. Onun da simgesi labris idi. G.Glotz'un Girit ve Anadolu'nun Sümer'le ilgisini saptamaya yetmedi. Ama Mezopotamya kazıları Sümer'de-yani Sümer uygarlığını kurmak için Orta Asya'nın dağlık arazisinden göç eden halkta- bir Türk unsurunun bulunduğunu saptadı.

     Sümer dilinin, geniş çapta Ural-Altay soyundan bir dil olduğu anlaşılınca bu kez yarım ağızla, "Sümer uygarlığında bir Türk verniği de vardı" yollu bir şeyler yazdılar Sümer konusuna değgin kitap yazanlar. Sümer uygarlığında bir "Türk verniği" bulunduğunu yazan kitapları bir yana bırakırak, daha ayrıntılı bilgi veren ansiklopedik kaynaklara göre, Sümer dili kesin olarak "agglutinatif" diller soyundandır. Yani Japonya'dan Finlandiya'ya yayılan diller soyundandır. Bu soy dillerin sözleri sert ve eğilmez, bükülmez olurlar. İndo-Avrupasal dillerde, sözleri ayrı ayrı anlamlara değiştiren bir sürü, ön, orta ve son ekler vardır. Böyle ekler Türkçe'de pek azdır. Fransızcada "vetir", giyinmek demektir. Bu sözcüğe de "d" öneki konunda "devetir" olur kş bu da soyunmak demektir. İndilizce'de "dress-undress" olur. İtalyanca'da "vestir-svestir" olur. ama Türkçe'de böyle geri vites yoktur. Ural-Altay soylu dilerin, sertliği ve çözülmezliğine karşın (agglutinatif demek, parçaların birbirinden ayrılmayacak surette güçlü bir zamkla yapıştırılmış bulunması) demektir. İndo-Avrupasal dillerin sözleri, makineye yedek parça çıkarılıp takılırcasına, ekler takılarak sözler başka başka anlamlar alır. Örneğin "duire" söz parçası, şu eklerle anlam değiştirir: "pro-duire", con-duire, intro-duire, de-duire, tra-deure" gibi... Bu türlü eklerin biraraya hetirilmesiyle hasıl olan söz zenginliği İndo-Avrupasal dillere "agglutinatif diller'e kıyasla bir üstünlük sağlar. Ama yukarıdan beri anlatılanların amacı Sümer uygarlığında bir Türk katkısının olup olmadıını araştırmaktı. Madem ki Sümer dili Ural-Altay soyundandır kesin olarak Sümer uygarlığında bir Türk etksi vardı denilebilir.


     Sümerliler kendi anayurtlarında Göktanrılarına yani dağ tepeleri tanrılarna taparlardı-çünkü dağ tepeleri göklere en yakın yerlerdi- Ama Sümer düz fakat verimli bir ovaydı, orada dağ ve tepe yoktu, onun için Sümerliler "Zigurat" diye tepeler yapıyorlar-dı ki tanrılarına tapabilsinler. En yüksek ziguratın adı "Babel Kulesiydi" (Bab kapı, El de tanrı demekti. Yani Babel, Tanrı kapısı anlamına geliyordu). Minos Girit'inin önce anlatıldığı gibi, Anadolu ortamından Girit'e göç etmş olduklarından Sümerle uzaktan uzağa, ilişkleri vardı. Olympos sözü Hellence değil eski Giritçedir. Homeros'un dağ tanrıları Sümerin Göktanrılarından alınmadır. Zaten Sümer dilinde tanrıya" Dingir" denir. (Türkçe Tanrı Sümerce "Dingir'in" başka türlü bir söylenişidir.)


Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şâkir Kabaağaçlı'nın "Hey Koca Yurt" kitabından

Resim: Labris- İstanbul Askeri Müze

Zeus Labrandeus :
http://mobil.cnnturk.com/Haber/494140
Hey Koca Yurt Reviewed by Türk Asya on Cuma, Eylül 19, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.