Yusuf Has Hacib - Kutadgu Bilig

YUSUF HAS HACİP - KUTADGU-BİLİG


    İslâmi Türk edebiyatının eseri elimize geçebilen ilk yazarı, Yûsuf Has Hâcib, Türk dili ve edebiyatı bakımından olduğu kadar, Türk kültürünün de değerli abidelerinden sayılan Kutadgu Bilig’in müellifidir.


    İslamiyet devrinde Uygur ülkesinde yazılmış olup bize vasıl olan eserlerin en mühimi “Kutadgu-Bilig” dir. [1]

     Birçok bilim adamınca incelenmiş, araştırılmış, taranmış olan Kutadgu Bilik batı dillerine de çevrilmiş, açıklanmış (Vambery, Radloff...) Reşit Rahmeti Arat’ın emeğiyle Türk Dil Kurumunca hazırlanan yeni ve açıklamalı baskısı yapılmıştır. [2]

Prof.Dr. Reşit Rahmeti Arat’a göre, Kutadgu Bilig :
“İnsana her iki dünyada tam manası ile kutlu olmak için lazım olan yolu göstermek maksadı ile kaleme alınmış bir eseridir”

Yusuf Has Hacib, her şeyden evvel bir şair-mütefekkirdir.
 “İnsan hayatının manasını tahlil ve onun cemiyet ve dolayısıyle devlet içindeki vazifesini tayin eden bir felsefe, bir hayat felsefesi sistemi kurmuştur. O, Orta Asya’da iç mücadele neticesinde sarsılmış olan “ahlak prensiplerini yeniden tanzim etme” kaygusiyle bu eseri yazmış olmalıdır.[3] 
     Bununla beraber Arat, eserin ayrı ayrı parçalarından bir netice çıkarmağa çalışmanın insanı yanlış yollara götürebileceğini haklı olarak işaret etmektedir. Arat, eserde İran tesiriyle arüz vezninin kullanılmış olduğunu, Arapça ve Farsça bir çok terimler bulunduğu ve Arapça (Tazi tili) eserler ile Fars uleması (Tejik bilgesi)nin anıldığını işaret etmektedir. Yusuf, her halde Arapça ve Farsça bilmektedir.

    Kutadgu Bilig Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’a göre, terbiyevi bir gaye günden bir eserdir. “Kutadgu Bilig” eski Türkçe “mesut kılma ve Devlet idare etme ilmi” manasına gelir. [4]

    Gayesi, XI. Asır aydın Türklerinin ahlak ve devlet idaresi hakkındaki fikirlerini gelecek nesillere ulaştırmak, hükümdarlara ve devlet adamlarına bu gelenekleri aşılamaktır. Eserde “içtimai hayat, ahlak, devlet idaresi hakkındaki fikirleri tamamiyle İslamdan önceki Türklerin telakkileridir”.[5] Edebi fikri malzemenin hemen hepsi Türk hayatından alınmıştır”. “Müellifin kullandığı darbı meseller Türk atalar sözleridir”. 

Sadri Maksudi Arsal, eserdeki fikirlerin:
 “Türklerin tarihi hayatları zarfında toplamış oldukları fikir ve ahlak hazinesinden alınmış”
olduğu noktası üzerinde durmakla beraber bazı yabancı tesirleri de kabul etmektedir; ona göre Yusuf’un fikri yetişme çağı 1030-40 yılları arasında olmalıdır.

İbrahim Kafesoğlu’na göre “Kutadgu Bilig” :
“Hükümranlık bilgisi, siyasi hakimiyet bilgisi, devlet olma veya devletli olma bilgisi”,[6] 
Şakir Ülkütaşır’a göre “Kutadgu Bilig” :
 “Mes’ud olmayı söyleyen ilim”[7]

A. Karamanlıoğluna göre ise: 

“Devlete erişme bilgisi”[8] 

manalarında değerlendirilmiştir.

     Kutadgu Bilig’de bilhassa tıp ile ilgili bilgilerin yer alması eskiden beri onun İbn Sina’nın talebesi olabileceğini, hiç olmazsa İbn Sina’dan yararlandığını düşündürmüştür. Fikri terbiyesinde, sosyal görüş ve düşünüşlerinde kuvvetli İslâm tesiri görülen Yûsuf’un müşterek İslâm kültürü karşısında milli kalmağa muvaffak olmuş tarafları mühimdir.[9] Buna karşılık İbrahim Kafesoğlu ve A. Sırrı Levent eserin Türk devlet anlayış ve geleneğinin bir ifadesi olduğunu kabul eder. [10] Kutadgu Bilig’e hakim olan ruhun, büyük ölçüde islam telakkileri, yahut şarkta yaygın düşünceler yanında ahlaki bir eser olduğunu söyler.

     Sadri Maksudi Arsal ise Yusuf Has Hacib de Farabi ile Çin filsofu Konfuçius’un tesirlerinin görüldüğü düşüncesindedir. Hükümdarın sahip olması gereken vasıflar, ilmin ve aklın devlet idaresinde rolü, adaletin ehemmiyeti hakkında Farabi ile Yusuf’un fikirleri arasında “çok büyük bir müşabehet” vardır.[11]

     Kutadgu Bilig, eserin önsözünde Han Dili diye isimlendirilen, Kaşgar-Hakkaniye lehçesiyle yazılmıştır. Bu edebî dil, Ortaasya Türkçe’sinin, İslâm kültür ve Medenîyetine ait yeni kelimelerle birleşerek; yeni bir kisvesinin, Karahanlılar devleti coğrafyasında ilerlemiş olan şeklidir.

     Kaşgar-Hâkaaniyye lehçesi veya han dili gibi yeni bir isim almasına rağmen, bu dil, hemen bütün fonetik ve morfolojik temelleriyle, yine bir Ortaasya Türkçe’sidir. İçerisine birtakım İslâmi kelimeler karışmış olması, dilin esasında yani gramatikal bünyesinde köklü bir değişiklik vücuda getirmemiştir.

     Hattâ bir kısım, İslâmi terim ve deyimlerin, Kutadgu Bilig Türkçe’sinde yine Türkçe karşılıkları bulunmuş ve kullanılmıştır. Bir misal olarak İslâmi Türk Edebîyâtı’nın bu ilk eseri Türkçe “Bayat” kelimesiyle başlamaktadır. Bu kelime, bir “Allah” adı ve muhtemelen “Allah’ın kadim oluşu” manasındadır. Böylelikle ve bugünkü bilgimize göre İslâm an’anesine uyarak söze Allah adı ile başlayan ilk Türkçe eser yine Kutadgu Bilig’dir. İslâmi Türk Edebîyâtı’nda kullanılan ilk kelime de bu Türkçe Bayat: Allah sözüdür.

     Hülasa Kutadgu-Bilig de az rastlanan Arapça-Farsça kelimeler dışında dil genellikle yalın, katıksız, arı Türkçe’nin özelliklerini taşır. Saray ihtiyaçları için yazıldığı belli olan kitap, arada eski iddialara, bazı ozan sözlerine, tanınmış kişilerden aktarılmış söylentilere yer verir.

     Asil bir aileye mensup olduğu görülen Yusuf’un eserinden, olgunluk çağına kadar doğum yeri olan Balasagun’da yaşadığı, bu şehirde kuvvetli bir tahsil gördüğü ve zamanın geçerli ilimlerini öğrendiği, sanat ve edebiyatla son derece yakından ilgilendiği, bilgiye kıymet veren, iyi düşünen, iyi yazan, aydın bir ilim, fikir ve sanat adamıydı, demek mümkündür.

     Nitekim Kutadgu bilig’de çeşitli ilimlere dair sağlam bilgilerin yer alması bu hususu doğrulamaktadır. [12] Manzum mukaddimede Yusuf’un ilim ve hüner sahibi, dindar, faziletli ve çevresinden takdir ve hürmet gören bir kişi olduğu ifade edilmiştir bu vasflara sahip olan yusuf’un kitabını tamamladığı 462 (1069) tarihine kadar ki hayatı hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Ancak şair eserini tamamlayıp Karahanlı hükümdarı Uluğ Buğra Han’a sunmuş ve bir süre onun yanında has hacib (saray nazırı) olarak görevlendirilmiştir ve bu unvanla şöhret kazanmıştır.

     XI. asırda mühim kültür merkezlerinden olan Balasagun ve Kaşgar’ın cemiyete faydalı olmayı ön planda tutan, iyi bir müslüman, alim ve mütefekkir olan [13] Yusuf’un yetişmesinde mühim bir rol oynadığı muhakkaktır. Bilhassa Kaşgar ile Bağdad arasındaki münasebetler, Kaşgar’da kültür hayatının gelişmesine yardım etmişti. Yusuf ve çağdaşı Kaşgarlı Mahmud’un eserlerini bu şehirde yazmaları, burada kültür seviyesinin yüksek olduğunu göstermektedir.[14]

     Balasagun ve Kaşgar’da eski Türk kültürü yanında islam kültürü de gelişmişti. Bu sayede, Yusuf devrinin ileri gelen bilgin ve şairlerinden olan Biruni, İbn Sina, Firdevsi, Ömer Hayam’dan faydalanmış olmalıdır. Ayrıca budist ve maniheist Uygurların dini ve milli edebiyatlarına da yabancı olmadığı anlaşılmaktadır [15] Kutadgu Bilig yazarının, eserine eski Türk edebî zevkine ait çizgiler işlemesi, bilhassa dil bakımından da milliyetçi davranışları, dikkati çekecek mahiyettedir.

     1069-1070 yıllarında ise Yûsuf, Doğu Karahanlılar Devletinin hükümet merkezi olan Kaşgar’da bulunuyordu Balasagun’da yazmağa başladığı eserini, üzerinde 18 ay çalışarak, Kaşgar’da tamamlamış ve 1070 yılında Karahanlı hükümdarlarından Tabgaç Buğra Karahan’a sunmuştu. Aydın hükümdar, bu eseri takdîrle karşılamış ve mükafat olarak, yazarına Karahanlılar Sarayı’nın Has Hâcib’lik rütbesini vermişti. Kutadgu Bilig’e göre, Karahanlılar sarayında vezirlik’den, ordu kumandanlığından sonra en mühim mevki, bu Ulu Hâciblik rütbesiydi. Teşrifat nazırlığı, mabeyincilik manasındaki Has Hâcib’lik için bizzat Yûsuf’un kitabında “Hizmetlerin en incesidir.” deniliyordu. “Hâcib olmak ve öne geçip insanlara yol göstermek” için dikkate değer şartlar koşuluyordu. Hâcib olmak için, yüz, kıyafet, boy, bos, anlayış, akıl, bilgi, tavır ve davranış bakımından seçkin insan olmak lazımdı. Hâcibler ve Beğ’ler dahil, büyük, küçük, bütün maruzatta bulunmak isteyenleri Ulu Hâcib kabul ediyor; fakir, dul, öksüz ve yetimlerin dileklerini dinliyor; haksızlığa uğrayarak hak isteyenlere, Has Hâcib, yardım ediyor ve daha birçok büyük ve ince saray ve cemiyet işleri görüyordu.

     Kitabında Ulu Hâciblik için saydığı vasıflar, Yûsuf’un kendisinde bulunmasaydı böyle eser yazan bir insanın bu mevkii kabul etmemesi gerekirdi. Böyle olunca Yûsuf’un yine kendi eserine bakılarak onun mânevi hattâ fiziki portresi hakkında bazı fikirlere varılabilir. Buna göre Yûsuf’un boylu boslu bir insan olduğunu, güzel giyindiğini, güzel yüzlü, erkek sesli, gösterişli bir erkek vasfı taşıdığını tahmin etmek mümkündür. [16]Yazarın mânevi portresi ise, emniyetli, dürüst, dindar, takva sahibi, gönül sahibi, vicdanlı ve geniş bilgili, aydın bir insan olmak gibi vasıflarla süslü görünmektedir. [17]

    Kutadgu Bilig yazarı, ayrıca, eserini Türk halkı arasında yaygın edebî söyleyişlerle, halk deyimleriyle ve atasözleriyle besleyerek, daha milli bir hale koymuştur; öteden beri, Türk halk tefekkürünün ve Türk zevkinin karakteristik verimleri olan mesel’lerle mesel vasıflı maniler söyleyerek ve bunları kitabının münasip yerlerine yerleştirerek eserinin milli değerini çoğaltmıştır. Şair eserini tamamladığı (462=1069/1070) sene 54 yaşında olduğuna göre, 408 (1017/1018)’de doğmuş olmalıdır.[18]

     Kutadgu Bilik’de İslam’dan önceki Türk kültürünün derin izlerini bulunduğu, Yusuf’un Mahmud Kaşgari’de görülen halk hikmetlerini nakletmekle kalmayıp, bunları eserinin en mühim kuruluş unsurları olarak ele aldığı görülür.[19]

     Aynı zamanda bir ahlakçı olarak kabul edilen Yusuf’un, ahlaki düşüncelerine, bilgi (bilig) iş (kılış) ve doğruluk (kanilik) olmak üzere üç prensibin hakim olduğu görülür.[20] Gerçekten de bilgiye her şeyin üstünde değer vermesi, dilin insana Tanrı’nın en büyük armağanı, iyiliğin ve doğruluğun üstün bir fazilet olduğu, hakkındaki görüşleri bugün için de geçerli düşüncelerdir.[21]  Yusuf, hakimiyet ve hükümdarlık kaynağının ilahi olduğunu, bu sebeple hakimiyeti temsil eden hükümdar ve ailesinin kutsi sayıldığını bildirir. [22] Kutadgu Bilig, edebiyat ve dil bakımından da ehemmiyetlidir. Nitekim o, şiir sanatının  teknik ve inceliklerini tam manasıyla taşıyan bir eser mahiyetinde  kendi devrinin edebi Türkçe’sinde yazılmış ilk islami-Türk manzum eseri olup, klasik Türk şiirinin kurulmasını da sağlamıştır. Bu bakımdan yeni bir medeniyet sahasına giren Orta-Asya Türklerini kültür gelişmesinde bu eserin rolü büyük olmuştur.

     Kutadgu Bilig, mesnevî şekliyle yazılmış, manzum bir eserdir. Eserin sonunda kaside şeklinde söylenmiş, 124 beyit tutarında üç parça ve eserin içinde yeri geldikçe söylenmiş 173 dörtlük vardır. Bütün bunlarla birlikte Kutadgu Bilig’in tamamı 6645 beyittir. Kitaba sonradan ilave edildiği düşünülen 77 beyitlik bir manzum mukaddime bu sayıya dahil değildir.

   İlimde  Arapça’nın, şiirde Fârisî’nin klâsik lisanlar olarak kullanıldığı bir ortak Medenîyet devrinde Kutadgu Bilig yazarının, eserini Türkçe ile yazması, başlıbaşına mühim bir Türk dili hadisesidir.

     Yusuf, Türkçe’nin sırlarına ermiş, milli lisanın ses ve mana inceliklerini bilen, kudretli bir yazar olduğunu belli etmiştir. Fakat Yûsuf Has Hâcib’in Türkçe sevgisi, eserini sadece, Türk dili’yle yazarken mısralara işlediği ve ancak bu mısraların incelenmesiyle meydana çıkabilir, açıkça söylenmemiş bir sevgi halînde kalmamıştır. Yûsuf, Türk diliyle eser yazmak için bilgi ve ülküyle çalışmış, bu yolda heyecan duymuş ve bu duygusunu bizzat ifâde etmiştir:

Keyik tagı kördüm bu Türkçe sözügArı akru tuttum yakardum ara
Sıkadım sevittim könül birdi terk
Takı ma belinler birerde yire
Sunup tutmışımça ederdim sözüg
Ke’ü birdi ötrü yıparı bura

 “Bu Türkçe sözü yaban geyiği gibi gördüm. Onu yavaşça tuttum, kandırarak kendime çektim.”
“Okşadım, ısındırdım, (bana) çabuk gönül verdi. Yine de ara sıra ürküyor, korkuyor (du).”
“Ele geçirdiğimce, (bu) söz (geyiğinin) peşinden koştum; onun miski (bana) güzel kokular saçmağa başladı.” [23]

sözleri bu gerçeği gösterir.

     Yûsuf Has Hâcib, söz ceylanını avlamanın kolay olmadığını görmüş, fakat ceylan güzelliğinden bir Türkçe ile eser vermek için edata gönül ürperişleri duymuş; bunda şuurlu bir gayret göstermiştir.

     Kutadgu Bilig ile, ilk müşterek Orta-Asya Türkçesinde klasik bir edebiyat teşekkül etmiştir.[24]  Yine bu eserle eski Uygur edebiyat geleneğinin daha da geliştirildiği söylenebilir Bu eser Yunan mütefekkirlerinden Ksenofon’un “Cyropedia” sı ve Fransız Fnelon’un Telemak’i gibi terbiyevi bir gaye güden eserdir. Eserin gayesi bir taraftan onbirinci asırda münevver Türklerin ahlak, hukuk ve devlet idaresi sahasındaki an’anevi telakkilerini ve o devirdeki hukuki teşkilatı bir kitapta tesbit ederek bu an’anevi telakkilerin gelecek nesillere geçmesini temin etmektir; diğer taraftan Hanlara ve diğer devlet adamlarına bu an’aneleri izah ve bu telakkileri telkin etmektir.

    Şair Yusuf ile Mahmud Kaşgari aynı devir ve muhitin yetiştirdiği Türk münevverlerinin mümessili olup, eserlerini birbirinden uzakta yazmış ve birbirlerini tanımamış ve bilmemiş bulunmalarına rağmen, ikisi de aynı malzeme üzerinde çalışmışlar ve birbirlerini tamamlamışlardır. Mahmud, Türk kavimleri, onların yaşayış tarzı, Türk dili ve dolayısı ile Türk edebiyatı ile uğraşmış, Yusuf ise, daha çok, Türklerin fikir hayatı ve manevi varlığı üzerinde durmuştur. Türk edebiyatına ve bilhassa halk edebiyatına çok yakından vakıf olan bu iki müellif, ayrı-ayrı maksatlar için, bu edebiyattan bol-bol istifade etmişlerdir. Her ikisi de Türklerin içtimai teşkilatını yakından biliyor ve ona bağlı bulunuyordu. [25]

                                                                                              Taner ünal Mayıs 2003




[1] Sadri Maksudi Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk 1, S. 88-89.
[2] Rauf Mutluay, 100 Soruda Türk Edebiyatı, S. 33
[3] Cilt I, Metin, s. XXV.
[4] Sadri Maksudi Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk 1, S. 88-89.
[5] S. M. Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk, İstanbul, 1947, s. 90, 98
[6] İ. Kafesoğlu, Kutad-gu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri, İstanbul, 1980.
[7] M.Ş. Ülkütaşır, “Yusuf Has Hacib ve kutadgu bilig üzerine küçük bir araştırma, Türk Kültürü, Ankara, 1970, IX, sayı 98, s. 91-94
[8] A. Karamanlıoğlu, Kutadgu Bilig’in diline ve adına dair, Türk Kültürü, Ankara, 1970, IX, sayı, 98, s. 127-131
[9] Türk Edebiyatı tarihi, İstanbul, 1926, s. 197.
[10] İ. Kafesoğlu, ayn. esr., s. 5-13; A. S. Levend Yazılışının 900. Yıldönümünde kutadgu Bilig, Türk Dili, Ankara, 1969, XX, I
[11] S. M. Arsal, s. 119.
[12] R. Genç, Karahanlı Devlet teşkilatı, İstanbul, 1981, s. 207 vd.
[13] R. R. Arat, Kutadgu Bilig, I. Metin, İstanbul 1947
[14] W. Barthold, Orta-Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, İstanbul, 1927, s. 121.
[15] Abdülkadir İnan, Yusuf Has Hacib ve eseri Kutadgu Bilig üzerine notlar, Türk Kültürü, Ankara, 1970, IX, sayı 98, s. 112-126.
[16] Kutadgu Bilig, beyit: 2458-2488 Akt Nihad Sami Banarlı, Age s, 231
[17] Kutadgu Bilig, beyit: 2437, 2441, 2461, 2469, 2482 Ak. Nihad Sami Banarlı Age s. 231
[18] Kutadgu bilig, nşr. R. R. Arat, Metin, I, 51, beyit 365 vd; İ A, mad. KUTADGU BİLİG; A. Dilaçar, “Kutadgu Bilig”in 900. Yıl dönümü (1069-1969) ve Balasagun’lu Yusuf, Türk Dili, Ankara, 1969, XX, sayı 211, s. 7
[19] A. İnan, Yusuf Has Hacib ve eseri Kutadgu Bilig üzerine notlar, türk Kültürü, Ankara, 1970, IX, sayı 98 s. 44; krş. W. Barthold, ayn. esr., s. 123.
[20] Z. F. Fındıkoğlu, XI. Asırda bir Türk mütefekkiri ve ahlaki düşünceleri, İstanbul, 1938, s. 10-15
[21] Z. F. Fındıkoğlu, XI. Asırda bir Türk mütefekkiri ve ahlaki düşünceleri, İstanbul, 1938, s. 10
[22] R. Genç, Karahanlı Devlet teşkilatı, İstanbul, 1981, s. 17
[23] Kutadgu Bilig, Reşit Rahmeti Arat tercümesi, S. 476. İst. 1947, Ankara, 1959.
[24] A. Caferoğlu, ayn. esr., II, 54.
[25] İ.A, Kutadgu Bilig, R. Rahmeti Arat, Cilt 6, s. 1039
Yusuf Has Hacib - Kutadgu Bilig Reviewed by Türk Asya on Pazartesi, Haziran 23, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.