Sayın Taner Ünal'ın Basın Açıklaması 2007-2008



29 Haziran 2007 günü evimizden alındık ve Organize Şube müdürlüğünde 96 saat sorgulandık. Hakkımızda hazırlanan soruşturma tutanaklarına binaen öne sürülen iddialar nedeniyle 3 Temmuz 2007 günü Soruşturmayı yöneten Sayın Cumhuriyet Savcısı tarafından ifademiz alınmadan Sorgu mahkemesince tutuklandık. Ertesi günü gazetelerde derneğimize mal edilerek bir masa üzerine konulmuş bir takım silahlar, kimlikler ve eşyalar yayınlandı.
Hâlbuki gözaltına alınan 21 Kişiden sadece 4 tanesi derneğimiz üyesi olup 14 tanesini hiçbir surette tanımıyorduk.

Masa üzerinde sergilenen eşyaların kimliklerin ve silahların derneğimizle ilgi ve alakası yoktu. Bu tanımadığımız insanlarla birlikte basın mensuplarının önünde geçiş yaptırıldık ve Vatansever Çetelerin lideri olarak milletimize teşhir edildik ! Üzerinde gizlilik kararı bulunan bir dava ile ilgili olarak Avukatlarımız bile ilgili evraklara ulaşamazken yapıldığı iddia edilen soruşturma ve telefon görüşmelerinden düzmece bir takım haberler üretilerek gazetelere servis edildi ve basın yoluyla halkımızın yanlış bilgilendirilmesi temin edildi.

Hiçbir ilgimizin ve alakamızın bulunmadığı, bulunmasının da mümkün olmadığı bir takım kişilerce gerçekleştirildiği iddia edilen telefon görüşmelerinin yanında boy boy resimlerimiz yayınlandı. Bazı gazetelerde “Vatansever Dolandırıcılar”,Vatansoyarlar Çetesi” ,”Vatansevere Bak” gibi itham ve iftiralara maruz kaldık. “Şehit ailesini dolandırdığımız” bile iddia edildi Neredeyse akla gelebilecek her türlü suçlamaya muhatap kaldık. Üstelik bu durum aylarca devam etti.
Sanki Türkiye’de Vatansever Çeteler varmış, Türkiye deki bütün huzursuzlukların kaynağı bizmişiz ve hatta bütün cinayetleri bile biz işliyor ve işletiyormuşuz, bütün kanlı eylemlerin arkasında sanki biz varmışız gibi yayınlar yapıldı. Daha da öte gidilerek bazı köşe yazarları tarafından bizim en ağır biçimlerde cezalandırılmamız için yargıya baskı niteliğinde yazılar yazıldı.


Bu yargısız infazdan öte bir linç hadisesiydi. 




Bütün bu gerçek dışı iftira ve ithamlara rağmen yargıya intikal etmiş bir konuda konuşmamak için bu güne kadar sabrettim. Ancak bir kısım medya kuruluşlarında hakkımızda halen düzmece itham ve iftiraların yer almaya devam etmekte bu iftiralar çirkinlikle ifade edilemeyecek boyuta varmış bulunmaktadır. Mesela 20 Mart 2008 günlü Star gazetesinde “Hukuk yoluyla sessiz darbe yapılacak” şeklindeki haber baştan sona gerçek dışıdır. Medya tarafından gerçek dışı haber üretmenin bu kadar çirkin boyutlara varması Türkiye tarihinde ilktir. Düzmece yayınlanan herhangi bir haber aynı anda yüzlerce İnternet haber sitesi tarafından aynen iktibas edilmekte böylece internette hakkımızda yüz binlerce yalan haber dolaşması temin edilmektedir.
Bu haberleri gerçek sanan mazlum vatandaşlarımızda yorumlar yapmakta bizi hiçbir surette tanımadığı halde bu yalan haberlere kanarak bizleri suçlamaktadır. Komple komploların yapıldığı bir dönemdir bu ! Bu komploları yapanların amacı Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkıp yerine şeriat devleti kurmaktır. Gizli maksatlarını söylemek yerine vatanını seven mazlum bir avuç insanı her gün düzmece haberlerle karalamak suretiyle insanlarımızı aldatmaktadırlar. Mesela bu basın kuruluşlarında halen Kanlı Danıştay Cinayeti sanığı Katil Alparslan Aslan’ın üzerinde Taner Ünal’ın kartvizitinin çıktığı iddiasına yer verilmektedir.
Hâlbuki bu ağır bir iftiradır. Ben Alparslan Aslan’ı hiçbir surette tanımadığım gibi onu tanıyan hiçbir kişiyi de tanımıyorum. Bu yalan önce Alparslan Arslan’ın üzerinde derneğimizin üyelik kartının çıktığı şeklinde başlamış ancak ben "Biz üyelik kartı vermedik" deyince kartvizit yalanına dönülmüştür. Hâlbuki ben kartvizit de kullanmıyorum. Benim kartvizitim Alparslan Arslan’ da çıkmamıştır. Ancak bir takım gazetelerde 2 yıl süreyle bu yalan haber yayınlanmış halen yayınlanmaya devam etmektedir. Ben menfur eylemin olduğu günlerde bunları basının önünde defalarca dile getirdim. Nitekim Katilin ailecek hangi görüşe sahip bulunduğu kendi beyan ve ifadeleri ile açıkça ortaya çıkmıştır. Kendisini asıl azmettirenin kim olduğunu da 12 Ağustos 2006 günlü duruşmada kısmen de olsa açıklamıştır.
Neticede Danıştay Cinayeti 11. Ağır ceza Mahkemesinde karara bağlanmış bizim uzaktan yakından ilgi ve alakamızın kurulmasının mümkün olmadığı bu hadise ile ilgili olarak maruz kaldığımız iftiralar bunları yapanların yanına kar kalmıştır. Sayın Hasan celal güzel bile bizi Danıştay cinayetini azmettiren örgüt olarak ilan etmiştir. Halbuki Hırant Dink cinayeti de dahil olmak üzere bu cinayetlerin arkasındaki cemaatçi yapılanmayı herkes bilmekte ancak yaratılan korku ortamında insanlar gerçekleri ifade etmekten korkmaktadır.

Bir kısım medyada maruz kaldığımız durum ve yaşadığımız komplolar 12 Mart döneminde devrimcilere 12 Eylül dönemlerinde Ülkücülere yapılanları bile geride bırakan baskı ve dehşet ortamına dönüşmüştür. Kaldı ki o günlerde yapılan uygulamaların yapılan eylemler nedeniyle kısmen de olsa haklı görülebilecek mazeretleri bulunuyordu. Ancak bu gün tamamıyla iftiraya dayalı bir suçlama maruz durumdayız. Bu durum vatanını seven insanların bir korku imparatorluğunda yaşadığı duygusunu taşımasına sebep olmaktadır.


***************


Sevgili Basın Mensupları 
Girdap Operasyonu kapsamında benim söylemediğim sözler sanki ben söylemişim gibi gazetelerde yayınlanmaktadır. Bu haberleri yazanlar hangi vicdanla, hangi ahlaki değerleri gözeterek bu gerçek dışı haberleri yapmaktadır anlayamıyorum. Mesela benim “Muzaffer Tekin’in Alparslan Aslan’ı azmettiren kişi olduğu” şeklinde bir ifadem olmamıştır.
Bir gazete düzmece bir haber yayınlamakta, bu haber kaynak ve delil gösterilerek Sanık Avukatları tarafından Mahkemelerde savunma yapılarak olaylar saptırılmakta arkasından bu düzmece savunma delil gösterilerek mahkemeler aleyhinde yayın yapılmakta ve sanki mahkemeler suçluları koruyormuş gibi bir izlenim doğması sağlanarak halkımız aldatılmaktadır.
Hadiseyi bir örnek vererek açıklarsak mekanizmanın aynen şöyle işlediğini görürüz.
1- Bir gazete “Taner Ünal Girdap Operasyonu kapsamında verdiği ifadede Danıştay Saldırısını yaptıran Muzaffer Tekin’dir. dedi.” Şeklinde yalan bir haber yayınlamıştır.
2- Danıştay Katilinin 11. Ağır ceza Mahkemesinde yargılandığı 26 Temmuz 2007 günlü duruşmada sanık Avukatı Mehmet Ener tarafından bu yalan haber kaynak gösterilerek konunun Sayın mahkemece araştırılması istenmiştir.
3- Sayın Mahkeme Sayın Avukatın bu talebini reddetmiştir. Nitekim böyle bir beyanım söz konusu değildir.

4- Yalan haberin mucidi olan gazete ise tekrar verdiği haberde “Avukat Mehmet Ener’in 26 Temmuz Günlü duruşmada ‘Taner Ünal Girdap Operasyonu kapsamında verdiği ifadede Danıştay Saldırısını yaptıran Muzaffer Tekin’dir.’ demiş olup bu durumun araştırılmasını talep ediyorum. Şeklindeki talebi 11. Ağır ceza Mahkemesi tarafından reddedilerek gerçek suçlular korumuştur.” Şeklinde daha etkileyici bir yalan ile halkımızı aldatmaya deva etmektedir. Yalan katmerleşerek devam etmekte bu haberi okuyan masum insanlar gerçek azmettiricilerin Adalet mercilerince korunduğunu sanmakta kafaları karmakarışık hale getirilmektedir.
5- Hâlbuki bu gazete “Ey Millet ben bir yalancıyım. Mahkemelere kadar yansıyan bu yalan haberi aslında ben uydurdum” veya “Avukat Mehmet Ener 11. Ağır ceza Mahkemesinde bizim gazetemizdeki yalan haberi örnek göstererek Taner Ünal Girdap Operasyonu kapsamında verdiği ifadede Danıştay Saldırısını yaptıran Muzaffer Tekin’dir. dedi. Böylece Yalan haberimiz Mahkemelerde bile delil oldu. Ey Millet işte biz böyle komplocularız ” Demeliydi.
6- Tarafımızca Avukat Mehmet Ener Şikâyet edildiğinde ise verdiği ifadede “Ben gazete böyle söylenmiştir dedim. Kesinlikle kimse hakkında iftirada bulunmadım” diyerek kendisini aklamıştır.
7- Ancak olay birçok gazetede önemli bir haber olarak verilmiş, Bu sözler bizim ağzımızdan çıkmış gibi insanlarımız aldatılmış gerçek suçlular ve azmettiriciler gizlenmiştir.
8- Hâlbuki bu cinayetlerin arkasında kimlerin olduğunu bu komploları hazırlayanlar ve halkımız çok iyi bilmektedir. Arkasında Cumhuriyet düşmanı, Atatürk düşmanı, Rejim düşmanı, Türk düşmanı, Devlet Düşmanı olduğu Savcılık iddianamelerine yansımış bir oluşum tarafından hem bu cinayetler işletilmekte, hem de aynı oluşumun haber servis edicileri
ve gazeteleri tarafından“Bu cinayetleri Ulusalcılar veya Vatanseverler yaptırdı” şeklinde düzmece iftira ve ithamlarda bulunulmaktadır.

9- Bu yazdığım sadece küçük bir örnektir. Bunun gibi yüzlerce itham ve iftira yapılmıştır.


Hepsini yüzlerce sayfa yazarak sizlerin kıymetli vaktinizi almak istemiyorum.
Ancak çok merak edilen bir konuyu daha cevaplayayım.
DGM Onursal Başsavcısı Sayın Nusret Demiral’ın ile ilgili hiçbir beyan ve ifadem olmadığı halde sanki içerisine bir takım mafya ilişkilerinin karıştığı bir durum olmuş ve Sayın Nusret Demiral bu olayda beni mafyacıların elinden kurtarmış gibi bir senaryo uydurulmuş ve sanki bunları ben anlatmışım gibi gazetelerde bu düzmece servis haberler yayınlanmıştır.
Devlete önemli hizmetler vermiş insanların böyle abuk sabuk iddialarla bizim üzerimizden karalanması çirkin bir durumdur. Halen böyle iftiralar yapılmakta birçok kişi benim ağzımdan suçlanmaktadır.
Bu yargısız infazın ötesinde bir engizisyondur.
İlgili gazeteleri arıyor “Bu haberlerin gerçek dışı ve iftira olduğunu 15 yıl gazete ve dergi sahipliği yapmış 30 yılı aşkın süre gazetelerde yazıları yayınlanmış bir kişi olarak basın ahlakına uyduğumuzu, mümkünse onlardan da bunu beklediğimizi” en kibar dille ifade ediyoruz. Bize “ Ceza yasasında dernekler unutuldu. Vatanseverlere ne söylersek söyleyelim ceza almayız. Tazminat konusuna gelince, dava açarsınız alırsınız paranızı! Zaten en fazla alacağınız para 3- 5 Milyar. Parasıyla değimli kardeşim istediğimizi söyleriz” diyorlar.
Bu bir etik dışı davranıştır !
Aymazlıktır !
Bir kısım Medya kuruluşlarının bu hale gelmesi üzüntü duyulacak bir durumdur.
Hiçbir kimsenin diğer kişilerin hak ve hürriyetlerine bu kadar zarar verdiği bir dönem yaşanmamıştır.


Kıymetli basın mensupları, üzülerek ifade etmeliyim ki bir kısım Medya vasıtasıyla gerçekleştirilen bu çılgın ve akıl almayacak zulme rağmen alnımız açık başımız dik halkımızın karşısındayız. Aynı konuda yargılandığımız halde yeni açılmış bir takım davalara bizim de dâhil edilmemiz için bu bir kısım Medya vasıtasıyla yargıya baskı yapılmakta olduğunu görmek üzücüdür. Amaç tekrar bizi hapse attırmak yeni tefrikalar icat ederek ve yayınlayarak milletimize gerçek dışı sinemalar seyrettirmeye devam etmektir. Ne yazık ki gerçekleri bilmeyen insanlarımız bu yalanlara inanmaktadır.
Çok kıymetli büyük habercilerimiz çokbilmiş pozlarda kafalarını sallayarak, gözlerini açarak bir cümleyle de bizi karalayıp geçmektedir. Ne yapmıştır vatanseverler ?

Kimin tavuğuna kış demiştir ?
Kime bir tokat atmıştır ?
Kimin tek kuruşunu almıştır ?
Bunların hiçbirisi olmamıştır.
Zaten olsaydı tekrar huzurlarınızda olamazdık.
Hangi konuda ceza almışız da bu yargımız infaz yapılıyor ?


***************


Bu Medya da yeni türeyen zümreye göre güzel yurdumuzun dört bir köşesinde insanlarımıza konferanslar, Kültürel etkinlikler ve Televizyon programları tertip ederek onlara “Türk Tarihini”,”Türk Dilini”, “Türk Kültürünü”, “bizi biz yapan değerleri” ve “Ülkenin birliğini vatanın bölünmez bütünlüğünü” anlatmak suçtur. Demokratik, layık Cumhuriyetimizi ve büyük önder Atatürk’ün ilke ve inkılâplarını savunmak suçtur ! Cumhuriyetin kuruluşundan beri görülmedik ölçüde Cumhuriyetçi mitingler tertip etmek suçtur ! En büyük suçumuz ise Kilometrelerce Türk bayrağı ile güzel yurdumuzun dört bir köşesini gelincik tarlalarına çevirmektir.

Hâlbuki bütün yürüyüşlerimiz yasal olarak tertip edilmiş ve izinleri alınarak yapılmıştır.
Bütün konuşmalarımız ve eylemlerimiz ayrıcı değil birleştirici ve bütünleştiricidir.
Biz Vatanımızı seviyoruz. Bayrağımızı seviyoruz. Biz Sınırlarımız içerisinde yaşayan bütün insanlarımızı kucaklıyoruz. Sınırlarımız dışında yaşama durumunda kalan bütün kardeşlerimizi yürekten seviyoruz. Biz Atatürkçüyüz. Atatürk’ün söz ve eylemlerine yürekten bağlıyız. Cumhuriyetçiyiz. Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmaya kararlıyız. Ancak bunun için seçtiğimiz yol yasalara saygılı bir biçimde milletimize gerçekleri anlatmaktır.
Her türlü düşünceye serbesti vardır. Türk milletine en ağır hakaretleri yapanların bile affedilmesi için her türlü girişim yapılırken bizim “Vatanımızı seviyoruz, Cumhuriyetimizi korumak ve kollamak azmindeyiz, Atatürk’ü seviyoruz onun Türk gençliğine hitabını rehber ediniyoruz” dememiz neden suç olarak görülmektedir ?


Sevgili Basın mensupları


29 Haziran 2007’den bu yana hiç konuşmadık.
Ne yazılırsa yazılsın ne söylenirse söylensin sustuk.
Bize “Suçlusunuz ki susuyorsunuz” diyorlar.
Hâlbuki biz yargıya intikal etmiş bir konuda Sayın mahkemelere olan saygımızdan susmaktayız.
Ancak yapılan itham ve iftiralar yargılandığımız konuların dışına taşmış ve değişik boyutlar almıştır.
Bu nedenle sadece Medyada yazılanlara cevap olması bakımından yargı sırasındaki ifadelerimizden bir kısım gazetelere yansıyan ifadelerimizi tekrar ederek bazı konularda halkımızı bilgilendirmemiz gerektiğini düşünerek bu açıklama zarureti hâsıl olmuştur.

Sevgili Basın mensupları


Maruz kaldığımız durum komple bir komplodur. Yargı aşamasında gerek benim gerekse diğer sanıkların beyan ve ifadelerinde görüldüğü gibi bizimle birlikte gözaltına alınan sanıklardan sadece 4 tanesi derneğimiz üyesidir ve bir tanesi dışında diğerleri ilk celsede beraat etmiştir. Tutuklu şahıs ise derneğimize üye olduktan sonra bir defa bile derneğimize uğramamış üyelik sıfatı dışında bizimle ilişkisi bulunan bir şahıs değildir. Tutukluluğu devam eden şahıs kendisi ile ilgili iddialar konusunda bizlerin bilgisinin bulunmadığını kendi özel konuları olduğunu söylemiştir.
Onunda ne derece suçlu olduğu yargı aşamasında ortaya çıkacaktır.
Birlikte tutuklandığımız 18 şahıstan 12 tanesini hayatımızda ilk defa mahkemede gördük. Gazetelerde “Yüzbaşı Volkan” adıyla bahsedilen Vehbi Şanlı Derneğimizden Noter kanalıyla resmen ayrılalı iki yıldan fazla bir süre geçmiştir. Kendisi Konya İl Başkanımız veya Genel başkan yardımcımız değildir. Aynı şekilde bir takım ihalelerde adı geçen Zeki BalabanGenel başkan yardımcısı olmayıp 2 yıl önce derneğimizden resmen ayrılmıştır. Yukarıda adı geçen iki şahıs oldukça kısa bir dönem derneğimizde bulunmuş ancak Genel kurul tarafından 2 yıl önce ihraç edilerek derneğimizle ilişkileri kesilmiştir. Yine günlerce telefon konuşmaları gazetelerde tefrika edilen Halit Bozdağ Güngör derneğimizle hiçbir münasebeti bulunmayan ve hayatımız boyunca ilk defa mahkeme de karşılaştığımız 12 kişiden bir tanesidir.
Bu şahıslara izafe edilen bir kısım telefon konuşmaları bazı basın kuruluşlarında manşetten derneğimizi zan altında bırakır vaziyette verilmiştir. Derneğimize sahte mühür yaptığı iddia edilen Savaş Karabali’yi ben ve diğer yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımız hayatımızda ilk defa mahkemede gördüğümüz gibi kendisi ile hiçbir ilgi ve alakamız olmamıştır.


***************


Sevgili basın Mensupları 
Çok kıymetli basın mensuplarını tenzih ediyoruz. Bahsettiğimiz malum bir kısım medyadır ! Bunlar vasıtasıyla düzmece haberler üretilmekte insanlarımız aldatılmakta milletimize sanki Türkiye’de “Vatansever Çeteler varmış ve bu çeteler bir takım suçlar işliyormuş” gibi bir senaryo izletilmektedir.

Sevgili Basın Mensupları,


Yaptığımız Bayrak Yürüyüşü ve mitingleri ile ilgili gerçek dışı yayınlar yapılmıştır. 15 Nisan 2006 günü Mersin’de Türkiye’nin uzun yıllardır görmediği, cumhuriyetin ilk 15 yılında yaşanan derece de milli his ve heyecanın bulunduğu muhteşem bir bayrak yürüyüşü yaptık. Bu yürüyüşte 2 Km uzunluğunda dev bir Türk Bayrağı taşınmış Miting alanında 11defa 10. Yıl marşı söylenmiş, gazeteler televizyonlar günlerce bu dev mitingden bahsetmiş, Hatta bu miting sırasında Türk Bayrağının aldığı şeklin uçakla çekilmiş muhteşem görüntüleri Türkiye’yi tanıtan kuruluşlar tarafından kullanılmıştır. Dünya basını bile bu Bayrak yürüyüşüne geniş bir şekilde yer vermiştir.
Bu yürüyüş Türkiye tarihi için dönüm noktalarından birisi olup, milli tepkilerimizi ortaya koymak için yapılan yürüyüşlerde bin kişi bile toplanamazken 80.000 kişi yürüyüşümüze katılmış 100.000 kişi alkışları ve salladığı bayraklarıyla bu yürüyüşe destek vermiş, çeyrek yüzyıl sonra Milli his ve heyecan yeniden doruğa çıkmıştır. Bu yürüyüşten sonra Mersin Bayrak Şehri haline gelmiştir. Bu yürüyüşten sonra milli ruh ve milli şuur yeniden ayağa kalkmış insanlarımız Cumhuriyetimize, ülkemizin birliğine vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkmıştır. 
15 Nisan 2006’dan itibaren yaptığımız bu mitingiler Cumhuriyet, Atatürk, Bayrak sevgisiyle, yoğun bir vatan sevgisiyle yapılmıştır. 14 Nisan 2007 Tandoğan Mitinginde yüz binlerce üye ve gönüllümüz tarafından taşınan ve Atatürk’ün huzurundan geçen 4 Km uzunluğundaki Türk bayrağı günlerce bütün dünya Televizyonlarında defalarca yayınlanmıştır.
Derneğimiz halkın sevgisini kazanmış Tandoğan Mitingindeki muhteşem kalabalığı toplayan oluşumun Vatanseverler olduğu bizi izleyenlerce dahi belirlenmiş bu durum sorgulara yansımış, bir kısım Medya’da Tayyip Erdoğan hükümetini devirmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirilmiştir.
Hâlbuki bu mitinglerdeki başarı Türkiye’ye inanılmaz bir güç sağlamıştır.
Türkiye’de milli his ve heyecan kalmadığını söyleyerek Türkiye’ye her türlü dayatmayı yapan ABD ve benzeri emperyalist devletler strateji değiştirmek durumunda kalmışlardır.


Sevgili Basın Mensupları


Beni en çok üzen hadiselerden biriside Atatürk sevgisini kullandığımız yönünde yapılan itham ve iftiralardır. Vatan yolunda Atatürk yolunda sevgiyle hizmet ettiğimiz doğrudur. Ancak bir ömür boyu yaptığımız hizmetlerin karşılığında elimize hiçbir şey geçmediği gibi, diğer samimi Atatürkçüler gibi yaptığımız hizmetlerin karşılığında hep zarar gördük.
Eğer Cumhuriyet düşmanları, Atatürk düşmanları, Türk düşmanları ile birlikte olsak onların amaçları doğrultusunda faaliyet gösterseydik bu komplolara maruz kalmaz para, güç ve imkân sahibi olurduk.
Yakınlarımız da benimle birlikte bu mağduriyetleri yaşamazdı.


Sayın Basın Mensupları


33 yıldır Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türk Tarihini, Türk Dilini, Türk Kültürünü Milletimize anlatma uğrunda bütün zamanı zamanımı, 30 yıldır elde ettiğim tüm kazancımı, ailemden dahi kalan tüm mal varlığımı, bir dikili ağacım bile kalmayana kadar neyim var neyim yoksa her şeyimi verdim. Hiçbir kimsenin adamı olmadan, alnım açık başım dik ve inandıklarım uğruna mücadele ettim. Ne bir kuruş, ne bir mevkii, ne bir makam ne başka bir imkân en ufak bir kazancım olmadı. Attığı her adımda küçük veya büyük çıkar hesabı yapanların ceplerini kirli paralarla dolduranların yaptığımız fedakârlığı anlaması beklenemez !

Sevgili Basın mensupları


Bilindiği gibi “Vatanseverlik” tanımı güzel Türkçemizde yer alan ancak fazla kullanılmayan bir sözcüktü. 12 Eylül döneminde Türkiye deki oynan oyunları yakından izleyen bir kişi olarak arkasında bir takım ülke düşmanı gizli servislerin de etkisiyle sürdürülen eylemler neticesinde ülke, millet, vatan ve insan sevgisini ifade eden bir takım sözcüklerin yıprandığını veya ülkemiz menfaatleri doğrultusunda hareket etmeyenlerce kullanıldığını görerek yeni bir tanım ortaya koyduk. Bu tanımı ortaya koyarken bütün insanlarımızı bir araya getirecek kucaklayacak bir sevgi üzerinde durduk. 20 yıl evvel “Vatan için Elele” adında bir kitap yazdım. “Vatan İçin Elele” bir slogan oldu ve bu sloganı Türkeli Gazete ve dergisinin sol üst köşesine yazdık.
Önce vatanını seven, ülkesinin birliğini vatanın bölünmez bütünlüğünü düşünen Sağ ve Sol guruplarda yer alan bütün aydınlarımızı, daha sonra bütün vatandaşlarımızı Hukuk kuralları içerisinde olmak ve yasalara saygılı davranmak kaydıyla “Vatanseverlik” düşüncesi etrafında topladık. Vatanseverlik tanımını yaparken de “Vatanseverlik, sadece Milletini, milliyetini sevmek değil, ülkesinin bütün insanlarını, dağını, taşını, toprağını, ağacını, akarsuyunu, kaynak suyunu, köyünü, yolunu, atalarını, yerin altında yatan şehidini, sevmek ve korumaktır. Vatanseverlik Türk milletinin birliğine, Vatanın bölünmez bütünlüğüne şuurlu bir şekilde inanmaktır.” dedik. Yasal ve saygın bir düşünce biçimi olan Vatanseverlik kavramı 20 yıl içerisinde milletimizin en çok teveccüh gösterdiği sözcük olmanın dışında bir duygu ve düşünce seli haline geldi.
Danıştay Cinayeti öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarında “Vatansevermisiniz” sorusuna halkımız % 87 ile evet demişken “Milliyetçimisiniz” veya “İslamcımısınız” şeklindeki diğer soruları verilen cevaplarda kamuoyunun toplam tercihi % 30’ları geçmemiştir. Halkın bize yönelik ilgi ve sevgisini gören - siyasi parti liderleri başta olmak üzere- bütün kesimler Vatansever sözcüğünü kullanmaya başlamışlardır. Bu durum ülkemiz üzerinde gizli hesapları bulunan komplocuları korkutmuş, Vatanseverlik duygu ve düşüncesine yönelik komplolar böylece başlamıştır.
Bu komploları yapanların asıl amacı Vatanseverlik Duygu ve düşüncesini zararlı bir duygu ve düşünce olarak göstererek halkımızı bu sözcüklerden korkutmaya yöneliktir.
Bazıları ise bilerek veya bilmeyerek bu oyunda yer almaktadır. Mesela 11 Şubat akşamı Show Tv’de yayınlanan “Pars Narkoterör” isimli dizi de geçimini uyuşturucudan sağlayan PKK’yı anlatan bir derin şahıs PKK’nın ne büyük bir tehlike olduğunu söylemekteyken “Vatanseverliğinde aynı ölçüde büyük bir tehlike olduğunu” söylemiş geçmiştir !



***************

Hoppala ! Ne işi var orada Vatanseverlerin ?
Bu halkımızı Vatanseverlik duygu ve düşüncesinden nefret ettirmek için yapılmış bir beyin yıkama operasyonudur. Ne yapmıştır Vatanseverler ? Bir takım gazetelerde çıkan düzmece haberlerin ve zorlama olarak hazırlanan iddiaların dışında hangi suçu işlemişlerdir ? Eroin mi kaçırmışlardır ? Askere veya Polise kurşun mu sıkmışlardır ?

Hangi vatandaşımıza bir fiske vurmuşlar veya hangi vatandaşımızı bir nebze olsun üzmüş ve rahatsız etmişlerdir ?
Bunların hiç birisi olmamıştır !
Çünkü biz sade yaşayan, vatanını sevmekten başka hiçbir suçu, günahı olmayan yasalara saygılı, ülkenin birliği, vatanın bölünmez bütünlüğü yolunda hukuk kuralları dışına taşmadan fikir ve düşünce hareketi yürüten kişileriz. Hâlbuki aleyhimizdeki senaryoları hazırlayanlar, bizleri yıkıcı ve bölücü örgüt kadar tehlikeli göstermektedir ! Bu senaryolar ve bu senaryolara uygun olarak üretilen düzmece raporlar doğrultusunda Türk milletine gerçek dışı bir film izlettiriliyor ! Bir ülkenin sınırları içerisinde yaşayan tüm insanları kucaklayan bir sevgiyi suçlu ilan etmenin hangi vicdani ve ahlaki yönü olabilir ?
Vatan sevgisinden daha kutsal bir sevgi olabilir mi ?
“Vatansever” demek en kısa anlamda “vatanını seven insan” demektir. “Vatanını seven insan olmak” veya “Vatanımı seviyorum” demek suç mudur ? “Vatanımı Seviyorum. Ülkemi seviyorum. Ülkemin hukukuna rejimine devletin kurucusu Atatürk’e sevgi ve saygı ile bağlıyım” demenin neresi tehlikelidir ?

Sevgili Basın Mensupları


DTP liderlerinden Ahmet Türk’ün “Barzani’yi sevdiğini ancak Türkleri sevmediğini” ilan etmesi nasıl bir hak ise bizimde “Vatanımızı sevdiğimizi, ülkemizin birliğini, vatanımızın bütünlüğünü korumak için bir Türk genci olarak üzerimize düşen vazifeyi hukuk kuralları içerisinde yerine getireceğimizi” ifade etmemiz, vatandaşlık hakkımız olmalıdır.
Kürt-Der adında bir dernek kuruluyor. Kurulduğu gün tüzüğü onaylanıyor. Bunlar 1925’de devlete isyan ve topraklarımızı şeriat kuvvetleri adına işgal ettiklerini açıklayan ve bu nedenle yargılanarak idam edilen Şeyh Sait’in resimleri ile gösteri yapıyorlar. Bunların bu yaptıkları nasıl hak ise bizimde insanlarımıza “Vatan sevgisini, millet sevgisini, ülke aleyhine yapılan bu tür eylemlerin yanlış olduğunu”, onlara “Türk Dilini, Türk tarihini ve Atatürk’ü anlatarak “Türk milletinin menfaatleri doğrultusunda” bilgilendirmek istememizin yasal bir hak olması gerektiğini düşünüyoruz.
En ufak bir konuda hak ve özgürlüklerden dem vuranların hiçbir suçu günahı olmayan insanlar hakkında düzmece iftiraları dikkate alarak Televizyonlarda günlerce aylarca açık oturumlar düzenlemelerini gazetelerde günlerce manşetler düzmece manşetler atmalarını ibretle izliyoruz ! Bu dış kaynaklı bir senaryodur ! Bu senaryoda hedef gösterilmemizin asıl sebebi komplocular tarafından kontrol edilemeyen bir derneğin başkanı olmamız ve “Vatanseverlik tanımını Türkiye’nin gündemine getiren kişi” olarak tanınmamızdır. Hayatımızın hiçbir döneminde yasa dışı bir iş yapmadığımız gibi, Devletimize, Milletimize, Bayrağımıza, vatanımıza samimiyetle sevgiyle gönül vererek hizmetler ürettik. Hakkımızdaki yürütülen yayınların tamamı düzmecedir.
Şimdi biz bunları söyledik diye hakkımızda yine düzmece yayınlar başlayacak hatta tutuklanmamıza kadar gidecek yeni provokasyonlar sergilenecektir. Ancak bu güne kadar başımıza gelen her türlü zulme nasıl sabretmiş isek bundan sonrada sabırla davranacak başımıza gelen her çileye katlanacak ancak ilk fırsatta yine konuşacağız ve susmayacağız.
Cumhuriyetimizin Layık ve Demokratik yapısını değiştirerek Siyasi ümmetçi fikirlerle ülkeye zarar vermek isteyenlere, İran rejimi heveslilerine karşı yasal tepkimize göstermekten geri durmayacağız.
Bizi tekrar cezaevine atabilirler. Bize bir takım düzmece isnatlar ve suçlamalar yapabilirler. Ancak biz son nefesimize kadar Cumhuriyetimizin, Atatürk ilke ve inkılâplarının ilelebet yaşaması yönünde yapmış olduğumuz yasal mücadelemizden geri adım atmayacağız. 

Son sözüm Aziz Milletimizedir.


Şairin “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” dediği bu kutsal vatan toprakları üzerinde yaşayan bir Türk genci olarak, bu vatanın sadece bizim değil tıpkı şairin dediği gibi “Bu toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranların” olduğuna inanıyorum. Bizim tam bağımsız yaşamamız uğrunda Atatürk’ün dediği gibi “üç dakika sonra öleceklerini bildikleri halde siperden çıkan ve şehitlik mertebesine ulaşan” bu tarihe sığmayacak kadar değerli gerçek vatanseverlerin önünde başımız önümüze eğik olmasın istiyorum.

Yukarıda mecburen ve istemeyerek kendimden ve bahsettim.
Benim anlattıklarım bir örnektir.
Sadece ben değil birçok vatansever şu anda ağır itham ve iftiralarla karşı karşıyadır.
Bütün vatanseverlerin hikâyesi aşağı yukarı birbirine benzemektedir.
Hepimiz farklı acılar yaşadık ve yaşıyoruz.
Bundan sonra neler yaşayacağımızı hangi iftiralar ve komplolara maruz kalacağımızı bilmiyoruz !

Sevgili Basın Mensupları


Vatanseverler Vatanlarını samimiyetle seven, hiçbir surette yasa dışı bir iş yapmayan, boğazlarından haram bir lokma geçmeyen insanlardır. Yemen’de Çanakkale’de, Sakarya’da, Sarıkamış’ta bizlerin bayrağımızın altında bağımsız ve onurlu bir şekilde yaşamamız için can veren aziz kahramanlarımız hangi ruhla vatanlarını savundularsa bizde o ruhla, o azim ve inançla fikir ve düşünce bazında bir hizmet verdik. Asla ve asla çıkar peşinde olmadık. Global komplo düzenin oyunlarına gelmedik, kimseyi kışkırtmadık, kimseye zarar vermedik. Hiçbir çıkar gözetmeden, yasalara uygun bir şekilde insanlarımız için iyi şeyler yapmaya çalıştık.
Bunun dışında hareket edenler zaten vatansever değildir.
Türkiye zor günlerdedir. Yürütülmekte olan Karşı Devrim hızla Cumhuriyetimizi ve Milli varlığımızı sonlandırmaya yönelik olarak faaliyetini sürdürmektedir. En acısı halkımız uyutulmakta ve aldatılmaktadır. Atatürk Düşmanları, din maskesi takan şarlatanlar kanlı kinli azılı Türk düşmanlarıdır. Alt kimlik, üst kimlik, zırvalarının, Müslüman milliyetçilik, İkinci cumhuriyetçilik ve diğer saçmalıkların altında yatan tek gerçek gizli veya açık Türk düşmanlığıdır. Gafil Türk çocukları da bu Vatan hainlerinin tesirinde kalarak aldanmakta ve onların oyunlarına basamak vazifesi görmektedir.
Bunların lideri Said-i Kürdi ölürken bile “Şeyhim Ekremim Şeyh Sait’in intikamını Türk çocuklarından aldım” demiştir.
Nasıl intikam almıştır ?
Türk çocuklarını kendi milliyetlerine düşman ederek, onları kendi amaçları doğrultusunda kullanarak onlardan intikam almıştır. Bu günde onun izinden gidenlerin amacı Türk düşmanlığıdır. Cemaatçi yapılanmanın hedefi Milli ve manevi değerlerini kaybetmiş, meseleleri tersinden yorumlayan, Hıristiyanlık ve Yahudilik tarzı bir İslam anlayışına sahip düşünme özürlü milliyetsiz kendi milli varlığına düşman insanlar yetiştirmektir. Bunu da yıllardır yürütmekte olduğu sistemli propagandalar ile büyük ölçüde başarmıştır.
Nitekim yaşadığımız bu günlerde açıkça görüldüğü gibi sözde İslamcı ve Cemaatçi bu faaliyetler daha ziyade Türkmenlerin Yörüklerin bulunduğu bölgelerde sürdürülmekte Türk Gençleri aldatılarak kendi milliyetlerine düşman bir şekilde yetiştirilmektedir. Cumhuriyete Karşı yürütülen devrim tüm hızıyla sürmektedir. Türk gençleri türban saçmalığı ile meşgul edilmektedir.
Hâlbuki Gençlerimiz Türkiye cumhuriyeti Devletini çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracak milli faaliyetlere yönelmelidir. “Türk milleti nasıl daha zengin olabilir, hangi koşullarda daha fazla üretim yapabilir, istihdamı nasıl artırırız? Milletçe nasıl zengin olur, daha medeni daha yüksek kültürlü bir toplum haline nasıl gelebiliriz?” tartışmaları üzerine odaklanan bir gençlik oluşturmak yerine üniversitelerimizi karmaşaya sokacak bir duruma yönelinmesi iyi niyetli bir yaklaşım değildir.


Sevgili Basın Mensupları,


“Büyük Önder Atatürk’ün izindeyiz” diyen, “Cumhuriyetimize gönülden bağlıyız onun ilelebet yaşamasını istiyoruz” diyen bütün aydınlarımız, bütün insanlarımız bu gün dünden daha fazla birbirine kenetlenmek ve daha uyanık olmak zorundadır. Atatürk’ün Türk gençliğine hitabını her zamankinden daha iyi idrak ederek Cumhuriyetimize, bizi biz yapan bütün değerlerimize içtenlikle sahip çıkmalıyız. Tepkilerimizi yasalara saygılı bir biçimde dile getirmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde gelen gün gideni aratacaktır. Türkiye İran olmayacaktır diyenler bir yerde haklıdır. Türkiye İranlılaştırılmak değil Afganistanlaştırılmak istenmektedir. Asıl üzerinde durulması gereken durumda budur.



***************

Tehlikeli olan budur.

Böyle bir karşı devrim Milli istiklalimizi kaybetmek başta olmak üzere Türkiye için oldukça tehlikeli sonuçlar getirecektir. Devletin gerçek sahiplerinin ve asli sahiplik şuuru taşıyan vatanseverlerin işaret ettiğimiz hususları iyi değerlendirmeleri gerekir diye düşünüyorum. Bundan 12-15 yıl önce Irakta yaşanılacak muhtemel gelişmeler ve diğer söylediklerimiz için“Paranoya” diyenler bu gün tamamının gerçekleştiğini gördüler. Biz ise “Keşke yanılsaydık da haklı çıkmasaydık” dedik ve üzüldük. Milli faaliyetleri başlattığımız günlerde ortaya koyduğumuz iddiaları “Ulusalcı aşırı söylemler” olarak nitelendiren yazar ve düşünürler bu gün “Eğer bunları söylemek Ulusalcılıksa bizde Ulusalcıyız” diyorlar.
Söylediğimiz her sözün arkasında 35 yıldır süregelen yoğun bir çalışma neticesinde elde edilmiş bir birikim vardır. Samimiyet vardır.
Bu gün bu söylemlerimiz yine uçuk gelebilir.

Vatanımız için yaptığımız hizmetlerin, bu gün söylediğimiz sözlerin önemi yıllar sonra çok daha iyi anlaşılacaktır. Gücümüz yettiğince konuşacak yazacak ve anlatacağız.
Çok seslilikten, Özgürlükten yanayız diyenler bindirilmiş kıtaları konuştururken bizi iki satır bile konuşturmamak için “Vatansever Çete” lideri ilan etmiştir. Onlar gibi elimizde büyük medya imkânları yok. Vatanını sevenlerin her türlü zulüm ve baskı altında kaldıkları yeni bir dönemi yaşıyoruz. Eğer size sesimizi duyuracak imkânlardan mahrumsak, hakkımızda ileri sürülen yeni iftiraların hiçbirine inanmayınız. Cevap veremez haldeysek biliniz ki hakkımızda söylenen her şey yine yalandır. Bizi susturmak için yine cezaevlerinde bekletebilirler.
Eğer yaşıyorsak yine alnımız açık başımız dik çıkarız. Ancak ömrümüz sizlerin karşısına çıkmaya yetmezse işte o zaman bizi unutmayınız, bizi hatırlayınız!


20.03.2008


Taner ÜNAL
Vatanseverler Hareketi Derneği Genel Başkanı















Sayın Taner Ünal'ın Basın Açıklaması 2007-2008 Reviewed by Türk Asya on Çarşamba, Haziran 11, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.