Misak-ı İktisadi Esasları - Bir Milletin Yeniden Dirilişi

OSMANLI DÖNEMİNDE YATIRIMLAR GENELDE GENEL DE AVRUPA, AFRİKA VE ARAP YARIMADASINA YAPILDIĞI İÇİN TÜRKLERİN YOLU BİLE YOKTU. 

AŞAĞIDA OKUYACAĞINIZ KARARLARI ALANLAR, SON YÜZ YIL İÇERİSİNDE EMPERYALİZMİN HANÇERİ ALTINDA İNİM İNİM İNLEDİĞİ İÇİN AÇ VE YOKSUL KALMIŞ, EVLATLARINI SAVAŞTA KAYBETTİĞİ İÇİN YAŞLILARDAN, KADINLARDAN VE ÇOCUKLARDAN İBARET BİR NÜFUSA SAHİP AÇLIK SINIRINDA YAŞAYAN BİR MİLLETİN FERTLERİDİR.


BU KARARLARI OKUYACAĞINIZDA GÖRECEĞİNİZ GİBİ ONLAR “ NASIL KÖŞE DÖNÜLECEĞİNDEN, MEMURUN NASIL İŞİNİ BİLECEĞİNDEN , SİYASİLERİN CEBİNİ NASIL DOLDURACAĞINDAN, UFAK MENFAATLER UĞRUNA ÜLKEYİ AB VE ABD’YE VE DİĞER EMPERYALİSTLERE NASIL PEŞKEŞ ÇEKİLECEĞİNDEN BAHSEDİLMEMEKTEDİR. 


EMPERYALİZME BOYUN EĞMEMEYE KARARLI BİR MİLLET ELİNDE AVUCUNDAKİ SON İMKANLARIYLA YENİDEN DİRİLMENİN KAVGASINI VERMEYE HAZIRLANMAKTADIR.




Bütün Türkiye’nin Ziraat, Sanayi, Ticaret ve İşçi zümrelerinden müntehab bin yüz otuz beş murahhasın iştirakiyle İzmir’de in’ikad eden ilk (Türkiye İktisat Kongresi) nin müttefikan tesbit ve kabul ettiği (Misak-ı İktisadi) esaslarıdır: 



Madde 1- Türkiye, Milli hudutları dahilinde, lekesiz bir istiklal ile dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir.

Madde 2- Türkiye halkı milli hakimiyetini, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiç bir şeye feda etmez, ve milli hakimiyete müstenid olan meclis ve hükümetine daima zahirdir.

Madde 3- Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Bütün mesai iktisaden memleketi yükseltmek gayesine matuftur.

Madde 4- Türkiye halkı sarfettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır: Vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçar. Milli istihsali temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiarıdır.

Madde 5- Türkiye halkı, servet itibariyle bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır. Ormanlarını evladı gibi sever, bunun için ağaç bayramları yapar; yeniden orman yetiştirir. Madenleri kendi milli istihsali için işletir ve servetlerini herkesten fazla tanımağa çalışır.

Madde 6- Hırsızlık, yalancılık, riya ve tenbellik en büyük düşmanımız; taassubdan uzak dindarane bir salabet her şeyde esasımızdır. Her zaman faydalı yenilikleri severek alırız. Türkiye halkı mukaddesatına, topraklarına, şahıslarına ve mallarına karşı yapılan düşman fesad ve propagandalarından nefret eder ve daima bunlarla mücadeleyi bir vazife bilir.

Madde 7- Türkler, irfan ve marifet aşığıdır. Türk, her yerde hayatını kazanabilecek şekilde yetişir; fakat herşeyden evvel memleketinin malıdır. Maarife verdiği kutsiyet dolayısiyle (Mevlud-i şerif) Kandil gününü, aynı zamanda kitab bayramı olarak tes’id eder.

Madde 8- Birçok harbler ve zaruretlerden dolayı eksilen nüfusumuzun fazlalaşması ile beraber sıhhatlerimizin, hayatlarımızın korunması en birinci emelimizdir. Türk, mikropdan, pis havadan, salgından ve pislikten çekinir. Bol ve saf hava, bol güneş ve temizliği sever. Ecdad mirası olan binicilik, nişancılık, avcılık, denizcilik gibi bedeni terbiyenin yapılmasına çalışır. Hayvanlarına da aynı dikkat ve ehemmiyeti göstermekle beraber cinslerini düzeltir ve miktarlarını çoğaltır.

Madde 9- Türk, dinine, milliyetine, toprağına, hayatına ve müessesatına düşman olmayan milletlere daima dosttur; Ecnebi sermayesine aleyhdar değildir. Ancak kendi yurdunda kendi lisanına ve kanununa uymayan müesseselerle münasebette bulunmaz. Türk ilim ve sanat yeniliklerini nerede olursa olsun, doğrudan doğruya alır ve her türlü münasebette fazla mutavassıt istemez.

Madde 10- Türk açık alın ile serbestçe çalışmayı sever; işlerde inhisar istemez.

Madde 11- Türkler, hangi sınıf ve meslekte olurlarsa olsunlar, candan sevişirler. Meslek zümre itibariyle el ele vererek birlikler, memleketini ve birbirlerini tanımak, anlaşmak için seyahatler ve birleşmeler yaparlar.

Madde 12- Türk kadını ve kocası, çocukları iktisadi misaka göre yetiştirir.



Kıymetli ok
urlar;

    17. Şubat 1923 günü saat: 10’da açılan İzmir İktisat Kongresi 4 Mart 1923 Saat: 11 de kapanmıştır. 


   Osmanlı döneminde yatırımlar genelde Genel de Avrupa, Afrika ve Arap yarımadasına yapıldığı için Türklerin yolu bile yoktu. 


   Aşağıda okuyacağınız kararları alanlar, son yüz yıl içerisinde emperyalizmin hançeri altında inim inim inlediği için aç ve yoksul kalmış, evlatlarını savaşta kaybettiği için yaşlılardan, kadınlardan ve çocuklardan ibaret bir nüfusa sahip açlık sınırında yaşayan bir milletin fertleridir.


Bu kararları okuyacağınızda göreceğiniz gibi onlar 



" Nasıl köşe dönüleceğinden, memurun nasıl işini bileceğinden , siyasilerin cebini nasıl dolduracağından, ufak menfaatler uğruna ülkeyi AB ve ABD’ye ve diğer emperyalistlere nasıl peşkeş çekileceğinden bahsedilmemektedir. "

    Emperyalizme boyun eğmemeye kararlı bir millet elinde avucundaki son imkanlarıyla yeniden dirilmenin kavgasını vermeye hazırlanmaktadır.


     Atatürk’ün ölümünden bir ay sonra (Aralık 1938) yücel dergisinde yayınlanan yazısında Osman Nebi şunları söylüyordu: 



“Yazık, o, daha büyük işler yapmak istiyordu, yapamadan gitti. O, büyük milletinin Anadolu’ya sıkışmış küçük bir parçasının başına geçmişti. Fakat daima büyük Türklüğün hüsranının acısını kalbinde taşıdı. 
O, Asya’nın uzak ve feyizli ufuklarına doğru uzanan büyük milletini ayağa kaldırmak için vakit bekliyordu. O büyük milletinin kollarına vurulmuş zinciri, O, büyük milletinin sırtında şaklıyan kamçıyı kırmak istiyordu. Ve ondan sonra beşeriyete yeni ve muazzam eserler kazandıracak, beşeriyete sulhlar ve sükunetlerle dolu baharlar hazırlayacaktı.. Yazık; O bize Türk milletinin kendi vicdanında sakladığı büyük gayelerini açıkça söylemiyordu bile... ve söyleyemeden gitti. Fakat onun tohumlarını saçtı: Tarih kitabına; Türklüğün Anadolu’ya sıkışmış küçük bir kitleden ibaret olmadığını; ve fakat Asya’nın uzaklarına ve gerilerine doğru uzanan büyük ve feyizli kitlelerden mürekkep olduğunu yazdırdı. O, Bütün bunların bir kandan geldiğini söyledi ve bir gün hepsinin bir kalb olarak çarpacağını söylemek istedi; O, dil meseleleriyle uğraşırken bütün bunların bir kandan geldiğini söyledi ve bir gün hepsinin bir kalb olarak çarpacağını söylemek istedi; o, dil meseleleriyle uğraşırken bütün Türklüğün bir birlerini anlamasını ve birbirleriyle anlaşmalarını istiyordu. Kendi Maarif Vekiline (İstanbul’da çıkan bir gazeteyi Kaşgar’daki Türk de anlayacaktır.) dedirtti. Bu cümle büyük bir bilmecedir, ve bu bilmeceyi çözmeğe çalışan bazı milletler endişe etmeğe başladılar. O, bu bilmecedeki sırrın açılmasını bizlere ve ileri nesillere bıraktı."


Ve daha bir çok misaller sayabilirim: 



"O Türk milleti büyük devlerin karşısında, kendine yakışan şereflerle ayakta durabilmesi için 15 - 20 milyonları azımsıyordu. Türk milleti yalnız Türklerden ibaret olarak 70 milyon olmalıydı. (O yıllarda ki Türk dünyasının nüfusunu kasdediyor) Bunun için evvela Anadolu’yu kurtarmak, Anadolu’daki kısmı kuvvetlendirmek, sonra da büyük gayelere doğru adımlar atmak istiyordu.

Artık garptan gözleri çevirmek (Türk ordularına Viyana’ları göstermek ve oralarda mevcut topraklar aratmamak) lazımdı. Türk milletinin feyizli teşiklerine doğru gitmek; ideal bu olmalıydı. Balkanlarda kalan Türkler için “Onlar evlerine dönsünler artık...” dedi. Ve onları Anadolu’ya getirtmeğe başladı. Nüfus ne kadar azdı. Vekilleri ona: “Şarktan, İran’dan, Türkistan’dan Anadolu’ya Türk kabileleri getirelim” dediler. “Hayır, dedi onları yerlerinde bırakın." Ve bir gün Japon büyük elçisine, O veda ederken şöyle söylemişti; "Sizinle bir gün Çin’de karşılaşacağız..”

     O, bununla ne söylemek istiyordu? 



"O, ilerde yapacağı hiçbir şeyi evvelden söylemiyordu. Her şeyin zamanını bekliyor ve Türk milletine yeni hedefleri zamanında gösteriyordu. Onu bir zamanlar ittiham etmişlerdi. Programsız hareket ediyor, programını çizsin, neler yapacaksa söylesin biz de bilelim.” 

     O yirmi seneden otuz seneden, hatta ilk gençliği zamanlarından beri neler yapacağını biliyordu. Ve işte istediklerini yaptı. Daha yapılacak şeyleri yapamadan gitti.

     Yapılacak şeyleri bizlere ve ileriki nesillere bıraktı. O, Türk milletinin isteklerini ve gayelerini vicdanında taşıyordu. O, bu vicdanı Türk gençliğine aşıla.arak gitti. O, Hatay’daki Türkleri Anadolu’ya çekemez miydi, hayır, hayır... Hatay bölgesi şarkın denizden kapısıydı, bu kapıyı elinde tutmak istiyordu.



“Bizim için yeni vazifeler devri başladı. Ayağa kalkarak onun meşalesini daha yüksekler doğru kaldıralım. Nasıl onu ebedi bir gurur tacı olarak başımızda taşıyorsak, onun gayelerini, onun büyük planlarını vicdanlarımıza yazalım. Birliğin tatlı zevkini ve sevgisini duyarak onun yolundan gidenlerin arkasında yürüyelim. Onun söylemek istediklerini söyleyelim, onun yapmak istediklerini yapalım, onun atmak istediği adımları atalım. Onun büyük ufuklarının ve büyük sabahlarının fecirlerini hazırlayalım..."


     Bundan sonra o susuyor, biz konuşacağız, yahut o, bizim dilimizle konuşacaktır. Bundan sonra O düşünmüyor, biz düşüneceğiz yahut o, bizim kafamızla düşünecektir, bundan sonra o yapmayacaktır, biz yapacağız, yahut O, bizim irademizle yapacaktır. Artık O adım atamıyor, biz yürüyeceğiz ve ya o bizim adımlarımızla yürüyecektir...



O, kendi söylemişti:



 “Ben öldükten sonra Türk milleti yüzbinlerce Mustafa Kemal çıkaracaktır.” 


“Bir Atatürk’ün cihan karşısında yarattığı mucizeler çok yaman olmşutu. Fakat yüz binlercesinin yapacağı şeyler daha azametli olacaktır.. .”

     Osman Nebi’nin Atatürk öldükten bir ay sonra Yücel dergisinde yayınlanan bu mektubu Atatürk’ün hedef ve düşüncelerini ortaya koyması bakımından önemlidir. Atatürk döneminde ki Türk Milliyetçiliği anlayışının açık bir delilidir.


     Batı’ya bağlanmayı amaçlayan Tanzimat ve onun günümüzdeki devamı olan Avrupa Birliği ile Atatürk’ün bakış açısı arasındaki ayırım dipsiz uçurumlar kadar derindir. 

     Kendisini Atatürkçü olarak tanımlamasına karşın AB’ni savunan ve ona katılmak için egemenlik haklarından, Milli bağımsızlıktan ödün verebileceğini söyleyenler, Atatürk’ün şu sözlerinin ne anlama geldiğini en azından kendileri için cevaplandırmalıdır: 



“Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin ferdi olmalıyım. Bu nedenle Milli bağımsızlık bence bir yaşam sorunudur. Millet ve ülkenin yararları gerektiğinde tüm insanlığı oluşturan Milletlerden her biriyle uygarlık gereği olan dostluğa dayalı ilişkilere büyük bir duyarlılıkla değer veririm. Ancak, benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin, bu isteğinden vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım.”










Misak-ı İktisadi Esasları - Bir Milletin Yeniden Dirilişi Reviewed by Türk Asya on Çarşamba, Haziran 18, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.