Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 24 - Türk Milletine Olan Nefret

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 24

Türk Milletine Olan Nefret




Mustafa Kemal ve çevresinin para işlerini yöneten Mahzar Müfit çaresizlik içindedir. Kimden borç isteyeceklerini, neyi karşılık göstereceklerini bilememektedirler. Mahzar Müfit'in sıkıntısını Mustafa Kemal giderir. Mahzar Müfit olayı şöyle anlatıyor:

"Satılacak, savulacak bir şeyimiz de yoktu. Benim bir altın saat kösteğim vardı, hatta onu dahi nakte tahvil etmiştim.
İşte, ben bu düşünceler içindeyken Paşa'nın beni aradığını haber verdiler. Yanına gittim. Paşa, adeta sevinerek:
Mahzar Müfit tamam, yol paramız var, dedi ve:
Al sana bin lira…
diyerek para destesini uzattı. Amiyane tabiri ile afalladım; fakat, bir hayli de geniş bir nefes aldım.
Paşam, nasıl oldu bu?
Dedim. Parmağı ile dudaklarını kapayarak:
üzümünü ye, bağını sorma…
dedi. Tabii bir defa daha bu parayı nereden bulduğunu Paşa'ya sormadım. Ancak ve muhakkak ki içime ve zihnime ukde olmuştu."
[1]( Age , s. 172.)
Mahzar Müfit'in merakını yıllar sonra Cevat Dursunoğlu giderecektir. Cevat Dursunoğlu, Mahzar Müfit'in meraktan kurtaran açıklamayı Milli Mücadelede Erzurum adlı eserinde şöyle yapmıştır:

 "Tarih, Ağustos ayının sonlarına doğru. Sivas kongresi Eylül ayının dördüncü günü toplanacak. Paşa hareket hazırlığında. İçimizden Paşa ile en çok Kâzım temas ediyordu. Bir gün birkaç arkadaş, Necati'nin evinde toplanmıştık. O gün Mustafa Kemal Paşa'ınn yanından gelen Kâzım, arkadaşlara Paşa'nın yola çıkmasını sağlamak için bizim para temin etmek vazifemiz olduğunu hatırlattı. Zaten nizamnamede temsil heyetinin masraflarını karşılamak ödevini Müdafaai Hukuk teşkilatına vermişti.

O zamanlar bunu Müdafaai Hukuktan başka bir yer yapamazdı. Halbuki o gün Müdafaai Hukuk'un elinde yalnız seksen lira kadar bir para vardı. O zamana kadar halktan toplayabildiğimiz yüz lirayı öbür vilayetlerden kongreye gelmiş olan azaların yerleştirilmesi, telgraf muhabereleri gibi acele işlere harcamıştık. Hiç birimizde de para yoktu.

Hepimiz kutlâyemut yaşayabiliyorduk. Paşa'ya hiç olmazsa bin lira kadar bir para temin etmeliydik. Nereden? Böyle mühim bir zamanda cemiyetin parasızlığını kimseye söyleyemezdik. Bu bizim için bir zaaf olurdu. İlk tedbir olarak hepimiz çoluk çocuğumuzun ziynet eşyasına baş vurmağı hatırladık. Kadınların gözyaşlarına bakmayacaktık. Fakat buların da boynunda, kolunda ne varsa hepsi muhacirlikte ekmek parası olarak sarf olunmuştu. Hepimizi bir düşünce aldı. Daha başlangıçta bu kadar küçük bir şey karşısında bunalırsak, büyük işi nasıl başaracaktık?

Heyeti faali âzasından emekli binbaşı Süleyman Bey, Hızır gibi imdadımıza yetişti. Her mânasıyla kâmil bir insan olarak tanıdığımız Süleyman Bey nasıl çıkmazda olduğumuzu görerek:

 Çocuklar ben bu işin çaresini buldum. Benim tasarruf edilmiş dokuz yüz liram var. Ben altmış yaşını geçmiş bir adamım. Allahın rızasından, milletin selametinden başka bir dileğim yok. Ben bu parayı size veririm. Bu parayı verdiğimi ne Paşa ve ne de başka hiçbir kimse bilmeyecek. İleride Müdafai Hukuk'un parası olursa verirsiniz. Olmazsa helal olsun. Ben devletin verdiği tekaüt aylığı ile geçinir giderim dedi.

Hepimizin gözleri yaşarmıştı. Bu adsız büyük adam, bizi o günkü en büyük kaygımızdan kurtarmıştı.

O gün Süleyman Bey parayı getirdi. Yüz lira kadar da aramızdan toplayarak, bin lira yaptık ve Kâzım delaletiyle Paşa'ya ulaştırdık. Kâzım dönüşte Paşa'nın çok memnun olduğunu sevinerek anlattı."[2] (Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara, 1946,s.137-138.)
Mustafa Kemal'in Sivas'ta geçen günleri para bakımından Erzurum'dan pek farklı değildir. Heyeti Temsiliye toplantılarının yapıldığı günlerde yaşanan ilginç olayları Mahzar Müfit şöyle anlatıyordu:

"… Emirber Ali'ye emretti:Ali bize birer şekerli kahve yap.Ali:Paşam, şeker yok, sade yapayım mı?Deyince, Paşa gülerek yüzüme baktı:Canım Mahzar Müfit niçin şeker aldırmıyorsun?Dedi, ben de gülerekYarın inşallah aldırırım…dedim ve ilave ettim:Hele şimdi sade içelim…Emirber Ali sade kahveleri pişirmek üzere odadan çıktıktan sonra, Paşa, mahzun mahzun gözlerini gözlerimde dolaştırarak:Farkındayım. Yine züğürtledik…Evet paşam, hem züğürtledik, hem de mevcut paramız şeker almaya müsait değil. Şeker çok pahalı.Cevabını verdim. Paşa:
Bu para işine bir çare bulmalıyız.Diye mırıldanırken, Hüsrev Sami hemen atıldı:Paşam ne diye düşünüyoruz? Yarın Osmanlı Bankasından, Rejiden ve sair ecnebi müessese ve bankalardan istikraz yapalım.Bana da teklif pek cazip gelmiş olmalı ki:Gayet muvafık. Hem de pek kolay.Dedim. Mustafa Kemal birden kaşlarını çattı:Katiyyen olmaz. Buna müsaade edemem.Diyerek gayet sert bir sesle devam etti:Zaten İstanbul bize Celâli diyor, bir de bankaları ve ecnebi müesseseleri soyuyorlar, diye aleyhimizde bin türlü eracif neşredilmesine fırsat veremeyiz…Hüsrev Sami de, ben de:Eşkıya demesinler, Celali demesinler, bunların hepsi güzel, fakat aç mı kalacağız?diye sorduk. Paşa:Aç maç, nasıl kalırsak…diyerek bahsi kesti…"
  [3] (M. Müfit Kansu, age,s. 269-270.)
Sivas Kongresi sonunda, parasal sıkıntı yine günün konusu olmuştu. Ankara'ya gitmek için gereken paranın bulunması konusunda Mahzar Müfit'in bankalardan borç alınması düşüncesine karşı Mustafa Kemal'in endişeleri aşağıdaki konuşmadan anlaşılmaktadır.

 "… Ankara'ya gitmek zamanı yaklaşıyor. Hazırlanmak için lâzım gelenlere emir verdim. Sen de kesenin ağzını aç bakalım…Ben hangi kesenin ağzını, ağzı açılacak kese mi var?Mustafa Kemal Paşa  Şakayı bırakalım, yol için para lâzım, mevcudumuz nedir?Ben  Hangi mevcut, bir iki liramız var!Mustafa Kemal Paşa  çare düşünelim.Ben  çaresi, bankalardan biraz ödünç para almak,Mustafa Kemal Paşa  Bu kat'iyen caiz değildir. Malûma bize, İstanbul, yani Ferit Paşa Celâli eşkıyası diyordu. Şimdi de bankaları soymağa başladılar diye aleyhimizde propagandalara başlarlar. Başka bir çare düşünelim.Ben  Bankalardan Heyeti Temsiliye namına borç almalıyız. Şahsımız namına alırız. Mesela ben, sen veya diğer bir arkadaş bankadan para istikraz edemez miyiz? Buda mı soygunculuk addedilecek?Mustafa Kemal Paşa  edebilir amma, bizim vaziyetimiz buna müsait değil; şahsımız namına da olsa, yine umumuza teşmil ile soygunculuğa başladılar derler.Ben  o halde başka çare ne olabilir?Mustafa Kemal Paşa  rica ederim, bununla da sen meşgul ol, bir çare elbette bulursun. Evvela Ankara'ya kadar ne masrafımız olacak, saniyen burada tesviye edilecek borcumuz elbette var, miktarı nedir? Hulâsa, burada borç bırakmayarak bizi Ankara'ya kadar götürecek paranın miktarı ne olmak lazımdır? Bunları bir hesap emeli, sonra ona göre para tedarikini düşünmeli. Artık sen, bunları düşün ve ehemmiyetle meşgul ol.Ben  düşüneyim, fakat düşündüğümü tatbik için müdahale etmeniz lâzım. Aksi takdirde her bulunacak çareye bir mahzur bulacak olursanız bu iş hallolunmaz.
Mustafa Kemal  Paşa  artık bilmem, ne yaparsan yap; sen de mahzurları benim kadar elbette düşünürsün."   [4]( Age, s. 464-465.)
Mustafa Kemal Paşanın yanında bulunanlardan Mazhar Müfid (Kansu) Bey, arkadaşı olan Osmanlı Bankasının Sivas Şubesi Müdüründen, kendi adına bir miktar borç para almak için girişimlerde bulunur. Mevcut üç otomobile gerekli benzin ve lastiği sağlamak için, o günlerde Sivas'ta otomobile sahip tek kuruluş olan Amerikan Okulunun bayan müdürüne başvurulur.Bayan müdür, para karşılığı benzin ve lastik vermelerinin mümkün olamayacağını, bu nedenle para verilmesinde ısrar edilmemesini söyleyerek, verdiği benzin ve lastikler için para kabul etmemektedir. Sonuçta, alınan benzin ve lastikler için para kabul etmediklerine dair Amerikan Okulu Müdüründen bir yazılı belge alınır. Bu konuda Mazhar Müfid Beş şöyle demektedir : [5](Vehbi Cem Aşkun, "Sivas Kongresi", s. 176)
 "Biz parasız istemiyoruz, onlar almıyor, evet amma, ileride ne olur, ne olmaz, onları bizim ısrarımıza rağmen para almadıklarına dair elimizde bir vesika bulunsun."Mevcut üç otomobil ile yola çıkmak üzere yapılan hazırlıklar sonuçlanmış; fakat yolculuk için gerekli para, Osmanlı Bankası Müdürünün hasta olması nedeniyle bankaya gelememesinden ötürü sağlanamamıştı. Mazhar Müfid (Kansu) Beyin anılarını izlemeye devam edelim : [6](Vehbi Cem Aşkun, "Sivas Kongresi", s. 176)
"Her şey hazırlandı. Artık yarın hareket ediyoruz. Fakat bütün mevcut nakdimiz ancak yol için yirmi yumurta, bir okka peynir ve on ekmeğe yettiğinden, bunları aldırdık. Zira banka müdürü bugün de gelmezse yolda bütün bütün aç kalma ihtimali de vardı. (Banka müdürü hastadır, evinden çıkamıyor.)

Bugün de direktör gelmedi. Gönderdiğim haberde yarın dokuzda hareket edeceğimizi bildirdiğimden, sabah hemen karanlıkta, yani sekizde bankaya mutlaka gelerek icabını icra edeceği ve bizi teşyide bulunacağı cevabını aldık.

Filhakika hareketimiz günü, sabah sekizde yüzbaşı Bedri Bey ile bankaya gittik. Mazhar Müfid (Kansu) Bey, daha önce Bitlis Valisi olduğu için 'Bitlis eski valisi' imzasıyla bir senet tanzim edildi. Bedri Bey de tüccardan diye kefil oldu, bin lirayı aldık.”

Bu koşullar altında 18 Aralık 1919 günü Sivas'tan ayrılan Mustafa Kemal Paşa, beraberindekiler ve Heyeti Temsiliye üyeleri, çeşitli güçlüklerle dolu uzun bir yolculuktan sonra, 27 Aralık (9 gün) günü Ankara'ya varmışlardı. Ankara'da halkın bağışları ve merkezi Ankara'da bulunan 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşanın desteği ile geçiştirilen günler, Anadolu bütünleşme hareketinin en son halkası Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla gerçekleşebilecektir.[7] (Ersal Yavi, Age S. 97)

Sivas'ta yapılan Heyeti Temsiliye toplantıları Türk Milli Kurtuluş Savaşı tarihi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu toplantılarda yapılan görüşmelerde ele alınan mali konular Kurtuluş Savaşının o günlerdeki mali sorunlarını ortaya koymaktadır. 26 Kasım 1919 tarihinde Mustafa Kemal'in başkanlığında yapılan ikinci oturum tümüyle mali sorunların tartışılmasıyla geçmiştir: Oturum Kâzım (Karabekir) Paşa'nın şu sorularıyla açılmıştır:

"1- Cihatı askeriye hükümet, jandarma daha ne kadar vakit bu vaziyette intizar edebilir? Tahsisat alamıyoruz. Bilhassa kolordular. Bizi ne kadar besleyebilir?
2 Eğer tahsisat yoksa, boğaz tokluğu ne kadar müddet idame edilebilir?
3- Boğaz tokluğu idamesi müddetince anarşi olmadan hizmete devam edilebilir mi Bu sualleri, verilecek karar için, bendeniz gayet mühim görüyorum." [8] (Uluğ İğdemir, Heyet-i Temsiliye Tutanakları,s.113.)

   Kâzım Paşa'nın bu sorularına cevap bulabilmek, mali sorunları çözüme kavuşturabilmek için oturumda uzun görüşmeler yapılmıştır. Bu konularla ilgili olarak Heyeti temsiliye tutanaklarında ilginç bilgiler bulunmaktadır.

  Görüldüğü gibi İstiklal harbini Atatürk'le birlikte bizzat yaşayanlar zar zor kahve buluyor ancak ve ne yazık ki kahvenin şekerini bulamıyorlar. Arabalarına benzin alamıyor, yol parası bulamadıkları için günlerce yola çıkmaktan geri kalıyorlar. Bankalardan araya ricacılar ve kefiller sokarak şahıslarına aldıkları paralarla dillere destan bir mücadeleyi yürütmeye soyunuyorlar..

    Bu şanlı ve canlı tarihi bir kenara itiyoruz ve üç beş meczubun Gayri resmi tarih yazıyoruz saçmalığına itibar ediyoruz bu tarihte de sandıklar dolusu altınlardan bahsediliyor!!

    Bu ne biçim bir ayıptır ve ne biçim bir günahtır düşünebiliyor musunuz?

    Bir güruh yiyecek içecek kahvenin şekerini daha bulamadan savaşan insanları yok etmek için elinden geleni yapacak sonrada kahraman olacak savaşanlar ise küçük görülecek!!

     İstiklal savaşı bu milletin dişiyle tırnağıyla verdiği bir savaştır ve yüzyılların en önemli hadiselerinden birisidir. Tarihte böylesine işgale uğramış bir millet'in, böylesine bir kurtuluş savaşı vererek istiklaline kavuştuğu görülmemiştir.

    Türk'ün kurtuluş savaşını yok farz etmek ve bir sonraki sayıda hainliği ile ilgili belgeleri yayınlayacağımız Vahidettin'e mal etmek isteyenlerin Türk Milletine bir kinleri mi var ki Tarihimiz böyle saptırıyorlar?

  1996 yılında aynı tartışmalar yaşanmıştı. Üstelik o yıllarda Vahidettin'i savunanlar bunu Milliyetçilik  ülkücülük adına da yapıyorlardı. Bu günde halen Milliyetçi ülkücü olduğunu söylediği Vahidettincilik yapanlar var. Sayın Alparslan Türkeş'e 


"Ülkücü Vahidettinci olabilir mi?" 

diye sordum.
"Hayır olamaz"

dedi.  İsteğim üzerine Türkeli gazetesinin tarihli sayısında Sayın Alparslan Türkeş'le bir mülakat yaptık. Kendisine
  "Efendim Bandırma Vapurunun şekli şemali hakkında tartışmalar var siz bu konuda ne düşünüyorsunuz" 
dediğimde bana 
"Çıkmış ya sen ona bak. İster gemiyle gider ister uçakla ister helikopterle çıkar Atatürk Anadolu ateşler içerisindeyken hem saraya karşı hem düşmana karşı büyük bir mücadeleyi göze almış ve yola çıkmıştır. Atatürk olmasaydı Ankara'nın doğusu Ermenistan Batısı Yunanistan olurdu."

Dedi. Hatta bir gün
 “efendim Atatürk'ün en sevdiğiniz sözü nedir" 

Diye sordum. Bana

 "Atatürk'ün her sözü güzeldir. Atatürk Türk milletini diriltmiştir. Hangi sözünü alırsan al bir birikimin bir dehanın eseridir. Atatürk Türk milletinin ölümsüz önderidir."

Dedi.
Basın ve Televizyon kuruluşları büyük ölçüde Milletler arası şirketlerin Türkiye için oluşturduğu senaryoyu empozede bir araç olarak kullanılıyor. Her seferinde gündemi değiştirmek, Türk çocuklarını zehirlemek Türk ve Atatürk düşmanı yapmak için bir yol bulunuyor. 

Aradan dokuz yıl geçti Vahidettin meselesi bir daha ısıtılıp yine Türk Milletinin önüne konuldu.

İşin garibi hiç akla gelmeyecek bir şey oldu ve Halkçı Ecevit kıyıdan köşeden o dönemle bir akrabalık tesis etti ve Vahidettinci oluverdi. Demek ki senaryo hep işleyecek!

Gelecek sayımızda Vahidettin'in yaptığı ihaneti belgeleri ile sizlere sunacağız. Böylece bu tartışmalar noktalanmış olacak. Eğer bu konuda tartışmaya cesareti olan varsa hodri meydan.

TÜRK MİLLETİNE OLAN NEFRETİNİZİN SEBEBİNİ AÇIKLAYIN!!!

   İşbirlikçiler Türk çocuklarını zehirleyerek Türk milletinin verdiği kurtuluş savaşını yok sayıyor ve bu zehiri körpecik beyinlere zerkediyorlar. Onların asıl uğraştıkları şey Atatürk değil Atatürk'ün güç aldığı Türk milletidir. Atatürk düşmanlığı yaparak Türk çocuklarını 1500 yıl sonra Türk adı ile kurabildikleri, hürriyetlerini elde edebildikleri devletlerine ve milletlerine düşman etmeye çalışıyorlar.  Atatürk'e çatanlara bakın hiç birisi Türk değildir.Hepsi sapık fikirlere ve yaşantıya sahip meczuplardır.

  Biz herkesin milletine, milliyetine, inançlarına saygı duyarız. Ancak benim tarihim, benim milli kimliğim, benim yüce dinim adına konuşan bu şahıslardan ricam benim adıma, değil içlerinde yaşattıkları gerçek kimlikleri adına konuşmaları dürüst olmalarıdır.

   Herkesin kırdığı fındıkların kabuğu cebimizde. Herkesin aslı, nesli hangi amaçlarla meydanda dolaştıklarını, hangi amaçla Vahidettincilik, işbirlikçilik vd yaptıklarını gayet iyi biliyoruz.

BU İHANETİ YAPANLAR YANİ TÜRK'ÜN KURTULUŞ SAVAŞINI YOK FARZ EDEREK VAHİDETTİN'E MAL ETMEK İSTEYEN, TARİHİMİZİ TERS YÜZ EDEN, KORKAKLARI KAHRAMAN, GERÇEK KAHRAMANLARI İSE YOK FARZETMEYE ÇALIŞANLAR, ASLINDA TÜRK MİLLETİNE OLAN  KİNLERİNİ KUSUYORLAR.. İŞİN ASLI ESASI BUDUR. AMAÇ TÜRK ÇOCUKLARINDAN İNTİKAM ALMAK ONLARDA MİLLİ ŞUUR OLUŞMASINI ÖNLEMEKTİR.

SEVGİLİ OKURLARIMIZA TEŞEKKÜR EDER SAYGILAR SUNARIM.

BU KİTAPTAN İSTEDİKLERİ BÖLÜMLERİ SİTEMİZİ KAYNAK GÖTERMEK SURETİYLE KULLANABİLİRLER







[1] Age , s. 172.
[2] Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara, 1946,s.137-138.
[3]  M. Müfit Kansu, age,s. 269-270.
[4] Age, s. 464-465.
[5] Vehbi Cem Aşkun, "Sivas Kongresi", s. 176
[6] Vehbi Cem Aşkun, "Sivas Kongresi", s. 176
[7] Ersal Yavi, Age S. 97
[8] Uluğ İğdemir, Heyet-i Temsiliye Tutanakları,s.113.



Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 24 - Türk Milletine Olan Nefret Reviewed by Türk Asya on Salı, Haziran 17, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.