Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 22 - İstiklal Savaşı'nda Vatan Haini Portresi

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 22

İstiklal Savaşı'nda Vatan Haini Portresi



M.SABRİ EFENDİNİN KİTABI

   Dikkat etmişsinizdir, Mısıroğlu’ da, onun verdiği bilgiler benimseyen öteki yazarlar da, söz konusu kitabın sadece 1. cildinin iki sayfasında 468 ve 469. sayfalara) gönderme yapıyorlar.

   Anlaşılıyor ki N.F.Kısakürek'in vesika deposu sandığı kitapta, M.Kemal ve Kurtuluş Savaşı'na ilişkin sadece iki dedikodu sayfası bulunmaktadır. Hiçbir belgenin yer almadığı da belli. İçinde dişe dokunur bilgi ve bir tek belge olsa, Mısıroğlu mutlaka aktarırdı. Bu iki sayfadan yapılan aktarmalar şunu gösteriyor: Sarığına kadar politikaya batmış olan M.Sabri efendi, kitabının iki sayfasını bir takım belgesiz dayanaksız iddia ve isnatlara ayırmış.Şişirdikleri kitap bu. [1] (Turgut Özakman, Age s. 285.)

BİR VATAN HAİNİNİN PORTRESİ

H. Hüseyin Ceylan'ın "20. asırda yetişmiş, İslam dünyasının en büyük alimlerinden biri" olarak değerlendirdiği ona göre "Meşhur Mevkuful Akl isimli eserinin sahibi" Mustafa Sabri Efendi [2]dir. ( Mustafa Sabri Efendi Tokat'ta doğar, medrese eğitimi görür, İstanbul'a gelir, eğitimin ilerletir, ders vermeye başlar, 1900-1904 arasında, II. Abdülhamit'in kitaplık memurluğunda bulunur, politikaya merak salar, 1908'de Tokat milletvekili olarak Meclis'e girer, önce İttihat ve Terakki'nin yanında, daha sonra Ahali Partisi (1910) ile Türk siyasi hayatının en karanlık kuruluş olan Hürriyet ve İtilaf Partisinin (1911) kurucuları arasında yer alır. Rıza Nur diyor ki: "Maateessüf (yazık ki) çabucak Sadık, M.Sabri ve Gümülcineli'den mürekkep bir klik teşekkül etmiş, fenalık ve edepsizlik başlamıştı." (Hayat ve Hatıratım,s.370)Bu parti hakkında geniş bir araştırma yapmış olan Ali Birinci, özetle şöyle diyor: "Bir toplantıda, Gümülcineli İsmail'in hükümet darbesi yapma önerisi üzerine parti başkanı ve bazı üyeler istifa ettiler, parti yönetimi ihtilal komitesi halini aldı, parti Gümülcineli İsmail, Basri Bey ve M. Sabri'nin hakimiyetine girdi. 25 Ocak 1913 günü Bab-ı Alinin basılıp hükümetin devrilmesine karar verildi ama İttihat ve Terakki daha hızlı davranıp Bab-ı Ali'yi basarak iktidarı ele geçirdi." (Hürriyet ve İtilaf Fırkası,s. 196,198, 217) Bunun üzerine Hürriyet ve İtilaf Partisi yöneticilerinin bir kısmı yurt dışına kaçarlar (M.Sabri de Romanya'ya kaçacak, sonra Yunanistan'a geçecektir), bir kısmına ise hükümetçe yurt dışına gitmeleri tavsiye edilir (Mesela Ali Kemal ve Rıza Nur'a)   Gümülcineli İsmail ise bir daha siyasetle uğraşmaktan kurtulur. Ama çok geçmeden, yeni bir darbe girişimi hazırlıklarına katılacak ve Sadrazam M. Şevket Paşa öldürülecektir (11 Haziran 1913). Ali Birinci'(nin verdiği bilgilere göre Talat ve Cemal Paşalarla Polis Müdürü Azmi Beyin de öldürülmesi düşünülmüş fakat gerçekleştirilememiştir. (Hürriyet ve İtilaf Fırkası s. 209)Vahidettinciler  'büyük din bilgini' 'allame', '20. asırda yetişmiş, İslam dünyasının en büyük alimlerindin biri' olarak niteledikleri M. Sabri efendi, bu cinayetle de ilgilidir. Ali Birinci diyor ki : "Hadise günü M. Sabri Efendi Pire'den İstanbul'a gelmiş, ancak istenen neticenin alınamaması üzerine geri dönmüştür. Bu arada suikastçılarla da görüşmeler yapmıştır." (Hürriyet ve İtilaf Fırkası,s. 212) M. Sabri Yunanistan'dan Mısır'a geçer. Mısır'da bulunan kaçak İtilafçılardan 20-30 kadarı, İngilizler hesabına casusluk yapmayı kabul ederler.  Mesela "Gümülcineli İsmail savaşın başlamasından (1914) birkaç ay sonra İngilizler tarafından Selanik'e gönderilir, burada Tük hükümeti aleyhinde bir gazete çıkarması temin edilerek, Türk ordularının ve halkının üzerine tayyarelerle atılır." (Hürriyet ve İtilaf Fırkası,s.219)Bu arada M. Sabri de Mısır'dan Romanya'ya döner, Türkçe gazetelere yazılar yazar.Rıza Nur, bu gazeteleri özetle şöyle anlatıyor. "Gazetelerde, İngilizlerin Türk dostu oldukları, Türkleri İttihatçıların zulmünden kurtarmak istedikleri dile getirilir. İngilizlere teslim olanların refah içinde yaşadıkları belirtilir. Teslim olmak isteyen askerlerin, ellerini nasıl havaya kaldırmaları gerektiği de resimle gösterilir." (Türk Tarihi, 11.C.,s.110'dan aktaran A. Birinci, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, s. 219.)M.Sabri efendinin yazdıkları da bu doğrultuda mıydı? Bu husus açıkça belirtilmemiş ama Türk birlikleri Romanya'ya (Galiçya) gelince, M. Sabri'nin yakalanıp Türkiye'ye gönderilmesi, bu ihtimali güçlendiriyor.M. Sabri efendi, Bilecik'te oturmaya mecbur edilir.Mütareke olur olmaz İstanbul'a dönüp yeninde politikaya sıvanacaktır. Hürriyet ve İtilaf Partisini canlandırır  ve İngiliz casusu Sadık Bey grubunun önde gelen adlarından biri ve partinin 2. başkanı olur.İngiliz Ataşemiliteri General Deedes'in 27 Şubat  1919 günlü raporuna göre, Hürriyet ve İtilaf partisi, birkaç kere Yüksek Komiserliğe başvurarak İngilizlerin desteğini istemiştir.(Turgut Özakman Age s. 300)) İngiliz Sevenler derneğinin kurucusu, Türk ordusunun zaferinden sonra, bütün yoldaşlarıyla birlikte ve suçluların telaşı içinde İngiliz Elçiliğine sığınan. Bir daha geri dönmeye yüzü olmadığından ailesini de yanına alarak, yine İngilizlerin bulduğu bir yük gemisi ile kapağı Mısır'a atan [3]( R.Tevfik Biraz da Ben konuşayım, s. 244-279; R.H.Karay, Minelbab İlelmihrab,s.218 vd.)  vatan hainidir.

  Türkiye dört bir yanından işgal edilir ya da işgal tehlikesi yaşarken birkaç gün sonra başbakan vekilliğine de atanacak olan Şeyhülislam Mustafa Sabri efendi, daha İzmir'in işgalinin üzerinden 15 gün geçmişken yayımlanan bir demecinde bu soruyu şöyle cevaplandırıyordu:


"Ordu'nun vazifesi oruç tutmaktır!"

    Gerek Damat Ferit Paşa hükümetlerinde, gerekse aynı görüşleri paylaşan çevrelerde  bu anlayış sürüp gitmiştir. Onlara göre, Ali Kemal'in yazılarında sık sık tekrarladığı gibi, artık "harp ve darp ile" yapılacak bir şey yoktur. Nitekim, Şeyhülislam'ın yukarıdaki demecinden üç ay sonra Alemdar'da yayımlanan bir yazıda şöyle denmektedir:

 "Ordu'nun beş vakit namazda Padişah'a duadan gayri bir şey bilmemesi lazımdır." [4] (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı'na İkili İktidar, Kaynak Yayınları, s.72)


Bütün Hürriyet ve İtilaf Partisi yöneticileri gibi onun da en belirgin özelliği, İngiliz işbirlikçisi olmasıdır. 8 Haziran 1919'da yani daha ilk adımda, General Deedes'e 'M.Kemal'i geri çağırmak için yaptıkları girişimden dolayı teşekkür eder', 'hükümet içi tartışmalarda, İngilizleri memnun etmeyecek önerilere karşı çıktığını' açıklayarak göze girmeye çalışır ve direnişten yana olan Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşayı gambazlamayı da ihmal  etmez. [5] (S.Akşin, İstanbul Hükümetleri, s. 343, 385, ilgili belge : FO 371/4158-94640; birkaç gün sonra Ş:Turgut Paşa istifa etmek zorunda kalacaktır ) Kurucularından ve yöneticilerinden olduğu Cemiyeti Müderrisin, 25 Eylül 1919'da bir bilirdi yayımlar. Bildiride, Kuvayı Milliyeciler "kudurmuş haydutlar" diye anılmaktadır.  [6](Gökbilgin, M.M.Başlarken, 2.C., .44)

Mevlanzade Rıfat bile bu zatı muhteremi şöyle değerlendiriyor :

"M.Sabri Efendi, saraya hulul etmiş (Sokulmuş), Sultan Vahideddin Hanın indinde söz ve nüfuz sahibi olmuştu. .. Feci vaziyette bulunan devlet hazinesinden on beş bin lira sürgün tazminatı almıştı… Sultan Abdülhamit sarayının tatlı lokmalarının lezzeti henüz damağından çıkmayan M. Sabri efendi, Şeyhülislam oldu."  [7]  (Türkiye İnkılabının İçyüzü,s. 231, 232. Akt Turgut Özakman, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, yalanlar, yanlışlar.. s. 300)

T.M.Göztepe de şu bilgiyi veriyor:

M.Sabri Efendi, kendi fırkasını içinden çıkılmaz bir duruma düşüren müzmin ve hasta bir zihniyetin adeta öncüsü idi. Dediği dedikti, inat ve ihtirası iman haline gelmişti, "bütün subaylar ittihatçıdır' diyor da başka bir şey demiyordu. [8] (K.Mısıroğlu şimdi bile aynı fikirde diyor ki : "Milli mücadelenin yönetici kadrosundaki subaylar tamamen ittihatçıydı. (Hilafet s. 232, 267) demek ki koca Türkiye'de İttihatçılardan başka vatansever yok, ya da bütün vatanseverler ittihatçı.)Bütün milleti Hürriyet ve İtilaf Fırkasından uzaklaştıran ve bir gün de tiksindiren ana sebeplerden biri, bu sakat zihniyetti." [9] (V.M. Gayyasında, s. 76)


Mustafa Sabri Anadolu'da emperyalist güçlere karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan milli harekete katılmamıştır.

Daha ötesinde düşmanca davranışlar sergilemiştir:

 Öyle ki, ulusal harekat lehine çalışan din adamlarından başta Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi (Müftüler) Isparta Müftüsü Hüseyin Hüsnü (Özdamar), Uşak Müftüsü Ali Rıza (Bodur), Burhaniye Müftüsü Mehmet (Tahran), Antalya müftüsü Ahmet Hamdi ve Sinop Müftüsü İbrahim Hilmi efendiler olmak üzere pek çok müftüyü görevlerinden azletmiştir. [10] (Bkz. Adı geçenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı arşivinde bulunan dosyalarına.Bu arada ulusal harekatın meşru olduğuna dair fetva [11]( Fetva hk. Bilgi için bkz. Sebahattin Selek, Milli Mücadele, İstanbul, 1982, c.2, s.768-769; A. Sarıkoyuncu, age,s.150-153.) veren Ankara Müftüsü Mehmet Rifat (Börekçi) Efendi'nin idama mahkum edilmesinde  de[12] (8 Haziran 1920'de, İstanbul 1. İdare-i örfiye Divan-ı Harbi (Bir Numaralı Sıkıyönetim Komutanlığı mahkemesi) Mehmet Rifat Efendi'yi gıyaben ölüme mahkum etmiştir; (Bkz. A. Sarıkoyuncu, ages.167-169.)etkili olması muhtemeldir.[13]( Zira M. Sabri Efendinin Padişah Vahdeddin özellikle Damat Ferit Paşa üzerinde nüfuzu vardı (Bkz. Refik Halid Karay, Minelbab İlelmihrab, Tan gazetesi yayını, İstanbul, 1964, s. 57 vd.)


   Yozgat Mutasarrıf Vekili ve Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey'in hükümetin emrini ve politikasını icra cümlesinden olarak, kendi bölgesinde Ermeni tehciri ile  alâkalı aktif hizmette bulunması, bu zatın divanı harpte yargılanmasına ve idama mahkûm edilmesine neden olmuştur. Kemal Beyin idamına fetva veren Şeyhülislam ise, Mustafa Sabri'dir.

   Öte yandan Mustafa Sabri'yi, ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan, ulusal birlik ve beraberliğimizi bozucu, işgalci devletlerin destek ve yardımlarıyla kurulan derneklerden Tealii İslam (İslami Yükseltme) Cemiyetinin yöneticileri arasında görüyoruz. İlk adı Cemiyeti Müderrisin (Medrese Öğretmenleri Derneği) olan Teali/i İslam Cemiyeit, hürriyet ve İtilaf Fırkasını destekleyen, Padişahlık düzenini savunan bir cemiyettir. Kuvayı Milie aleyhindeki ilk bildirisini 16 Eylül 1919 da ikdam gazetesinde yayınlanan bu cemiyetin yönetim kurulunda, Mustafa Sabri (Başkan) İskilipli Mehmet Atıf (İkinci başkan)  Saidi Kürdi (İtihatı Muhammediye Cemiyeti önderliğinde) bulunuyordu.[14]( Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Arşivi Kl:86, D:144(318) Fh:240.)

   Anadolu'nun bir çok yerinde de şubeler açan Tealii İslam Cemiyeti özellikle Milli Mücadelenin ilk yıllarında Anadolu hareketi aleyhindeki faaliyetlerini sürdürdü. Yayınladığı bildirilerle de halkın kafasını karıştırdı.[15]( Ali Sarıkoyuncu, Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin Tutumu,  Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt, XIII, Kasım 1997, Sayı 39, s.796.)

    Bilindiği gibi Milli Mücadele'ye zarar veren olaylardan birisi de "İç ayaklanmalar"dır.[16]    (Bu konuda bkz. Türk İstiklal Harbi, Cilt : VI, (İç Ayaklanmalar 1919-1921, Genelkurmay Başkanlığı yayını, Ankara 1964.)) Hiç kuşkusuz Anadolu'nun değişik yörelerinde baş gösteren bu ayaklanmaların çeşitli nedenleri vardır. Biz burada bu nedenlere girmeyeceği. Ancak şu kadarını belirtelim ki, milli hareket aleyhindeki fetva ve bildiriler, ayaklanmaların birden bire yayılmasında etkili olmuştur. Çeşitli araçlarla (postayla, Anadolu'ya geçen kimseler aracılığıyla, vs.) hatta Yunan ve diğer İtilaf güçlerinin uçaklarıyla dağıtılan fetva ve bildirilerle özellikle Tealii İslam cemiyetinin bildirileriyle aldatılan halk yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Öyle ki, bu tehlikeli isyan hareketleri Ankara'nın yakınlarına kadar sirayet etmişti.[17] (M. Kemal Atatürk, Nutuk, bugünkü dille yayına hazırlayan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Atatürk'ün Doğumunun 100. yılı kutlama koordinasyon kurulu yayını cilt.II,s.303))

Göztepe, 'Anadolu'ya karşı daha şiddetli davranılmasını’ isteyen M.Sabri efendinin, bu amaçla D. Ferit hükümetini devirmek ve Sadrazam olmak için çevirdiği oyunları da (Eylül 1920) kitabının 342-353. sayfalarında ayrıntılı olarak anlatmaktadır.[18] (Göztepe diyor ki . "Başında M. Sabri efendi bulunan bu muhalefet grubu Ali Kemal'in de fikrini çelerek kendi arasına almış, Büyükdere'de Sait Molla'nın evinde toplanıp anlaştıktan sonra süratle faaliyete geçmişti. Sadrazam (D.Ferit), İtilafçı hoca efendilerden derin bir kin ve intikam hissiyle yüzünü çevirmiş bulunuyordu." (V.M.Gayyasında, s. 348, 359) Ayrıca, Y.Kemal, Siyasi ve Edebi Portreler, s.91.Akt Turgut Özakman, Age s. 300.)

Celal Bayar şöyle yazıyor:

“M.Sabri Efendi, İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadelenin şiddetli düşmandır. Kürdistan Cemiyeti adındaki siyasi bir kurul ile müşterek, vatanın parçalanmasına yol açan bir anlaşmayı, reisi olduğu Hürriyet ve İtilaf Partisi Umumi Merkezi adına imzalamıştır. Yakın tarihimizin gizli kalmış bu büyük ihanetine ve onu hazırlayanlara 9. cildimizde belgeleriyle temas edeceğim. (Anıların 8. ciltten sonrası yayımlanmadı) Sadrazam Vekili olduğu sırada Ali Galip'i Sivas Kongresi üzerine yürümeye teşvik edenler arasındadır. 'Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir fetvasını yazan odur, imza eden Dürrizade'dir."  [19] (Ben de Yazdım 8.C.,s.2640; Avni Doğan, C.Bayar'ın açıklamaya fırsat bulamadığı İstanbul - Kürt anlaşmasının metnini yayımlamıştır: Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası,s. 9)


   A. Fuat Türkgeldi ise Türk çocuklarını Ermeni katili diyerek idam eden  Nemrut Kürt Mustafa'nın Bursa Valisi yapılması ile ilgili şunları söylüyor: 

M. Sabri, her işe her atamaya karışır, her yere kendi adamlarını yerleştirmeye çalışır. Nemrut Mustafa'nın Bursa valiliğine getirilmesinin de onun eseri olduğu anlaşılıyor.” [20] (A.F.Türkgeldi, Görüp işittiklerim,s.242)
    Türk ordularının İzmir'i kurtarıp, İstanbul'a yönelmesi üzerine de Padişah Vahdettin'den Sadrazamlık isteyen Mustafa Sabri, Müslüman ve Ermenilerden oluşacak bir ordu kurarak, Türk ordusuna karşı savaşmak arzusunda bulunmuştur. Ancak bu amacını gerçekleştirememiştir.[21] (İnal, Age, Cilt 4, s.2065, 2071. A. Altnnsu age,s. 258, A.Akbulut, agm, s. 32.   Akt Ali Sarıkoyuncu Age s.796.)

Mustafa Sabri, milli Mücadele'nin başarıya ulaşması üzerine ailesiyle (oğlu iki kızı ve damatları)İstanbul'dan ayrılarak Yunanistan'ın Gümülcine kentine gitmiştir. [22] (Ali Sarıkoyuncu, Age  s.797) Bu hain İtalya'ya geçerek Vahidettin'i ziyaret eder; bu sırada Şeyh Sait ayaklanması bastırılmış ve yakalanan sanıkların muhakemeleri başlamıştır; eski Dahiliye Nazırı Mehmet Ali ile birlikte, İtalyan basınında yer alan bir bildiri yayımlar, Türkleri, 'Müslüman Barbarlar' diye niteler, 'Musul üzerinde Türklerin hak iddia etmelerinin gülünç olduğunu' ileri sürer, Türklerin, Ermeniler gibi Kürtleri de imhaya çalıştıklarını' iddia eder. [23] Kendisi ile birlikte 150'likler listesinde yer alacak olan oğlu İbrahim ile birlikte Yunanistan'da, Yarın ve Peyamı İslam gazetelerin çıkarı, Ankara'ya yönelttiği eleştirilerde ölçüyü o kadar kaçırır ki sonunda Yunanlılar bile aylığını keserler; tekrar Mısır'a döner, 1954'te orada ölür.[24] (Ali Birinci, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, s. 238.)

YALAN BALONLARI ATIŞ SERBEST

  Sözde Atatürkçüler ile Atatürk düşmanları el ele olunca Atatürk düşmanları aklına ne gelirse yazıyor. Ötekilerde susuyor. Sükut ikrardan geldiği için vatandaşımızda Atatürk düşmanlarına inanıyor.

  Önce aslı olmayan bir belgeden söz ediliyor. Ne belge var ne kitap ver ne gazete var. Ancak birisi ben gördüm diyor. Gördüysen göster kardeşim. Hepsinin göstere göstere gösterdiği şey bizim verildiğini söylediğimiz 1000 liralık makbuz.. Bu verildiğine göre her şey verilmiştir gibi saçma sapan bir mantık. Bir diğerini ise bir öncekini kaynak göstererek Türk milletini aldatıyorlar. Kitapların isimleri de iddialı isimlere bakın siz: "Lozan zafer mi hezimet mi", "Sarıklı Mücahitler", "Son Bozgun", "Bu Vatanı Terk Edenler" ne kadar özel olarak seçilmiş ve ne kadar iddialı isimler.. Bu isimler bile kitabın satılmasına okunmasına yeter.

Ya içinde yazılan saçma sapan şeyler!!!

Onlar ne olacak?

Onlara cevap veren olmadığı için geçerli akçe oluyor..

    Atatürk'e kinini kusamayan yabancıların veya yurt dışına sürülmüş Türk ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanı vatan hainlerinin beyanlarını delil göstererek yazılmış bu kitaplar yıllarca özellikle Türk milliyetçilerinin kitaplıklarını süsledi. Bu Kitaplar baştan sona yalanlar dizisi olduğu gibi bu kitapları ilk okuduğumda bile bende bıraktığı izlenim böyle kitap yazan kişilerin Vatana ihanetten yargılanmaları olmuştu. Bence Türk çocuklarını Türklük şuurundan uzaklaştıracak kitaplar yazanları toprak bile kabul etmez.

     Mehmet Akif İstiklal marşında  "şüheda fişkıracak şüheda topraklarımız!" veya Orhan Şaik Gökay'ın "Bu Vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır." Diyor. Bu milletin ekmeğini yiyenler bu topraklarda huzur içinde yatmak istiyorsa önce bunu hak etmeliler bu vatana ve toprağına ihanet etmemeliler.

     Evet Sayın Mısırlıoğlu'nun atmasyonlardan son biri ikisini daha yazalım ve gerçekleri anlatalım.

K.Mısıroğlu:

"Kendisine külliyetli paralar verildi… Cebine yüz binlerce altın konmuştur." [25](Lozan, 1.C.s.185, 186, Hilafet,s.155, 157.)

A.Dilipak:

"… M.Kemal, Anadolu'da halk ayaklanmasın örgütlemek için büyük miktarda para ile Samsun'a gönderiliyordu… 300.000 altın para verilerek, Anadolu'daki kurtuluş hareketini örgütlemek için gönderilmişti. M.Kemal'in daha sonraki mektupları bunu doğrulamaktadır. Bu mektuplar Başbakanlık Arşivi'nce yayımlanmıştır."[26] (CG Yol,s.41, 164; Söz konusu kitap Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığının 1982 de yayımladığı, Atatürk ileilgili arşiv belgeleri (1911-1921)( adlı kitaptır. 105 belgeyi içeriyor, bu doğrultuda tek mektup yok, Dilipak yine desteksiz atmış.Turgut Özakman Age s. 275)


V.Vakkasoğlu:

"M.Kemal Paşaya verilen paralar milyonlarla ifade edilmektedir."  [27] (Son Bozgun, 1.C.,s.143)


Farkında mısınız para gittikçe ürüyor. Geldik bu hesapsız kitapsız atışların doruk noktasına. Para konusundaki hiçbir iddiaları, geçerli sağlam mantıklı, belgeli kanıtlı değil. Hepsi uydurma yakıştırma!

Şubat  Nisan 1921 de, Kızılay tarafından Anadolu gazileri için bağış toplanırken, gazetelerin yazdığına göre, Şehzade Selim Efendi, 50 lira, Vahidettin 10 bin lira vermiş [28] (KS Günlüğü, 3. C.,s.475, 481)

Sarayın ve saraylıların desteği bu kadar.




Kurtuluş Savaşı, halkın canı, kanı, parası ve malı ile kazanılmıştır.






[1] Turgut Özakman, Age s. 285.
[3] R.Tevfik Biraz da Ben konuşayım, s. 244-279; R.H.Karay, Minelbab İlelmihrab,s.218 vd.
[4] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı'na İkili İktidar, Kaynak Yayınları, s.72
[5] S.Akşin, İstanbul Hükümetleri, s. 343, 385, ilgili belge : FO 371/4158-94640; birkaç gün sonra Ş:Turgut Paşa istifa etmek zorunda kalacaktır
[6] Gökbilgin, M.M.Başlarken, 2.C., .44
[7] Türkiye İnkılabının İçyüzü,s. 231, 232. Akt Turgut Özakman, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, yalanlar, yanlışlar.. s. 300.
[8] K.Mısıroğlu şimdi bile aynı fikirde diyor ki : "Milli mücadelenin yönetici kadrosundaki subaylar tamamen ittihatçıydı. (Hilafet s. 232, 267) demek ki koca Türkiye'de İttihatçılardan başka vatansever yok, ya da bütün vatanseverler ittihatçı.
[9] V.M. Gayyasında, s. 76
[10] Bkz. Adı geçenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı arşivinde bulunan dosyalarına.
[11] Fetva hk. Bilgi için bkz. Sebahattin Selek, Milli Mücadele, İstanbul, 1982, c.2, s.768-769; A. Sarıkoyuncu, age,s.150-153.
[12] 8 Haziran 1920'de, İstanbul 1. İdare-i örfiye Divan-ı Harbi (Bir Numaralı Sıkıyönetim Komutanlığı mahkemesi) Mehmet Rifat Efendi'yi gıyaben ölüme mahkum etmiştir; (Bkz. A. Sarıkoyuncu, ages.167-169.)
[13] Zira M. Sabri Efendinin Padişah Vahdeddin özellikle Damat Ferit Paşa üzerinde nüfuzu vardı (Bkz. Refik Halid Karay, Minelbab İlelmihrab, Tan gazetesi yayını, İstanbul, 1964, s. 57 vd.
[14] Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Arşivi Kl:86, D:144(318) Fh:240.
[15] Ali Sarıkoyuncu, Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin Tutumu,  Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt, XIII, Kasım 1997, Sayı 39, s.796.
[16]  Bu konuda bkz. Türk İstiklal Harbi, Cilt : VI, (İç Ayaklanmalar 1919-1921, Genelkurmay Başkanlığı yayını, Ankara 1964.)
[17] M. Kemal Atatürk, Nutuk, bugünkü dille yayına hazırlayan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Atatürk'ün Doğumunun 100. yılı kutlama koordinasyon kurulu yayını cilt.II,s.303)
[18] Göztepe diyor ki . "Başında M. Sabri efendi bulunan bu muhalefet grubu Ali Kemal'in de fikrini çelerek kendi arasına almış, Büyükdere'de Sait Molla'nın evinde toplanıp anlaştıktan sonra süratle faaliyete geçmişti. Sadrazam (D.Ferit), İtilafçı hoca efendilerden derin bir kin ve intikam hissiyle yüzünü çevirmiş bulunuyordu." (V.M.Gayyasında, s. 348, 359) Ayrıca, Y.Kemal, Siyasi ve Edebi Portreler, s.91.Akt Turgut Özakman, Age s. 300.
[19] Ben de Yazdım 8.C.,s.2640; Avni Doğan, C.Bayar'ın açıklamaya fırsat bulamadığı İstanbul - Kürt anlaşmasının metnini yayımlamıştır: Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası,s. 9
[20] A.F.Türkgeldi, Görüp işittiklerim,s.242
[21] İnal, Age, Cilt 4, s.2065, 2071. A. Altnnsu age,s. 258, A.Akbulut, agm, s. 32.   Akt Ali Sarıkoyuncu Age s.796.
[22] Ali Sarıkoyuncu, Age  s.797
[23] Prof.Dr.Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, 2.C.,s.326.
[25] Lozan, 1.C.s.185, 186, Hilafet,s.155, 157.
[26] CG Yol,s.41, 164; Söz konusu kitap Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığının 1982 de yayımladığı, Atatürk ileilgili arşiv belgeleri (1911-1921)( adlı kitaptır. 105 belgeyi içeriyor, bu doğrultuda tek mektup yok, Dilipak yine desteksiz atmış.Turgut Özakman Age s. 275
[27] Son Bozgun, 1.C.,s.143
[28]




Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 22 - İstiklal Savaşı'nda Vatan Haini Portresi Reviewed by Türk Asya on Salı, Haziran 17, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.