Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 19 - Fetvalar ve Vahidettin'in Sorumluluğu

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 19

Fetvalar ve Vahidettin'in Sorumluluğu


Fetva’nın bir din terimi olarak anlamını bakınız, “Kuran’a, hadiselere, benzer olaylar hakkında verilmiş içtihata ve icma-ı ümmete dayanarak bir dini mesele hakkında görüş belirtmedir”  Görüşler arasında fark bulunması çok doğal bir durum; Ama casusluk, işbirlikçilik, düşmana hizmet gibi eylemler, her yerde ve her zaman suçtur. Görüş farkı diye yorumlanıp bağışlanamaz. Yoksa şöyle sonuçlara  varırız: Ermeniler görüş farkı yüzünden Abdülhamit’i öldürmeye kalkışmışlardır. Sait Molla görüş farkı yüzünden İngilizlere ajanlık yapmıştır. Ali Rüştü Efendi, görüş farkı yüzünden Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini istemiştir. Manisa Mutasarrıfı Hüsnü görüş farkı yüzünden Yunanlılara hizmet etmiştir... Böyle şey olur mu? İslamiyet, kendi askerini arkadan vurmayı bile caiz gören, böyle davranmaya elverişli, her amaca hizmet edebileceği, istenilen yana çekilebilir, önüne ve işine gelenin istediği gibi içtihatta bulunabileceği bir din değildir. Bu nedenle bu Fetvalar sadece Türk milletine yapılan bir ihanet değil aynı zamanda dinin bu ihanete alet edilerek hem halifelik gibi kutsal bir müessesenin hem de yüce dinimizin vatana ihanet eden kişilerce millet aleyhine kullanılmasıdır. Bu bağışlanmayacak bir suçtur.

Vahidettinciler bu suçun altından kalkamadıkları için yumuşak geçişlerle suçu Vahidettinin üzerinden alıp başka yerlere yamamaya çalışıyorlar. Genelde İngilizlere veya Vahdettin’e yüklüyorlar. Hiçbir alakası bulunmayan hadiseleri bu hadise ile bağlantı kurarak Vahdetini aklamaya çalışıyorlar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar Vahdettin bu fetvanın sahibidir. Bu fetva ile Anadolu savaş yerine dönmüş nerede bir meczup ve vatan haini varsa bu fetvaları öne sürerek Türk katliamı yapmış vatansever Türk subaylarını katletmiştir. İhanetin bundan büyüğü olur mu?

Vahdettincilerin bu konudaki iddia, tevil ve savunmaları şöyle:

“Karşısındakilerin her vesile ile aleyhinde oldukları Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvası, Padişah tarafından veya onun emir ve rızası ile değil, İngilizlerin baskısı ile ortaya çıkmıştır. Esasen kendisinden önce Şeyhülislamlık, makamını işgal eden Haydarizade, düşman baskısına mukavemet edemeyerek, istenilen fetvayı vermemek için makamını terk etmişti. Dürrizade ise kabinenin uygun görmesi ile İngiliz baskısından kurtulmak için bu fetvayı vermek üzere aranıp bulunmuş ve o makama getirilmişti. Padişahın, Kuva-yı Milliyeciler aleyhindeki bu fetva ile hiçbir ilgisi yoktur”[1] (K.Mısıroğlu, S.Mücahitler s.82)


Necip Fazıl hadiseyi şöyle anlatıyor “Fetvayı veren, D. Ferit Paşa’nın Şeyhülislamı Dürrizade oluduğu gibi[2]( Suna Kili-Ş.Gözübüyük, Türk anayasa Metinleri, s.75, İşb. Y., Ankara, tarihsiz)

( Suna Kili-Ş.Gözübüyük, Türk anayasa Metinleri, s.75, İşb. Y., Ankara, tarihsiz)Verdiren de Ferit Paşadır ve kenardan hadiseleri dikkatle takip deici düşman kuvvetlerine karşı Padişahın, "Hayır, bu fetvayı verdirmeyiniz ve anadolu hareketinin meşruluğuna (yasallığına) dil uzatmayınız! " diyebilmesi, imkânsızdır. Bu taktirde bizzat kendisinin yükte hafif pahada ağır nesi varsa omuzlayıp (ee, mal canın yongasıdır) Anadolu’ya geçmesi gerekir ki bu da, Milli Hareketi Müttefik kuvvetlerine boğdurmaya yol açar. Vahidettin aksine, İstanbul’da kalıp düşmanlara ümit vermek, böyleyce Milli Hareketin gelişmesini sağlamak  ve bu başarıyı, icabında vatan haini görünmeye kadar gidecek bir fedakârlıkla yerine getirmek makamındadır.

Halbuki Dürrizade, Kısakürek’in yazdığı gibi, D. Ferit’in Şeyhülislamı değildir; çünkü Osmanlı anayasasının 7. maddesi gereğince, Şeyhülislamı doğruda Padişah seçer ve atar. (N.F. Kısakürek, Vahidüddin, s.191)[3]( N.F. Kısakürek, Vahidüddin, s.191)Fetvalar Vahdettin adına verilmektedir. Haberinin olmaması veya buna dur diyemeyecek durumda bulunması kesinlikle mümkün değildir. Damat Ferit’i her türlü karşı koymaya rağmen 5 defa Sadrazam yapan kendisidir. Mesele İstiklal savaşı başlatmak kadar önemli bir mesele olunca Mustafa Kemal’i seçerek Anadolu’ya gönderecek kadar nüfuz sahibi kişi Vahdettin oluyor da kendi halkının ve askerlerinin öldürülmesi gibi ağır bir Fetva söz konusu olunca neden Vahdettin’in etkisi olmuyor? 

Tarihçilerimiz de Vahidettin’in günahlarını Damat Ferid’e yıkma gayreti vardır.

İ.Hami Danişment: 


“Sultan Vahideddin’in hiç bir suretle ört bas edilemeyecek en büyük hatası, öyle bir zamanda memleketin başına, ne mal olduğunu çok iyi bildiği Damat Ferid gibi bir kabusu musallat etmesi ve her dediğini kabul edivermesidir.”(Osmanlı tarihi kronolojisi C.4.s.441,443) diyor.

Mustafa Müftüoğlu dahi bakınız ne diyor: “Bilinen gerçek, Damat Ferid Paşa’nın Osmanlı Devletine sadrıazamlık ettiği değil, İngilizlere uşaklık ettiğidir.[4] (Yalan söyleyen tarih utansın.c.1.s.210 ) (Yalan söyleyen tarih utansın.c.1.s.210)  Burada Kadir Mısırlıoğlu’ndan başlayarak onlarca kişinin ne dediğini sıralasak sayfalar sürer; bir örnekle durumu açıklayalım. Mesela N.F.Kısakürek Damat Ferid’in Sadrazamlığa getirilişini şöyle anlatıyor:

“Salih Paşa kabinesi de galip devletlerin Anadolu aleyhindeki tekliflerini kabul etmeyince, baskı üzerine baskı neticesinde iş, dördüncü defa Ferit Paşaya düştü ve bu son hükümet teşekkülüyle İstanbul, Padişahın iç isteğine rağmen, Milli Harekete cephe almış oldu. Hiç kimseye sadrazamlığı kabul ettiremeyene ve düşman iradesine boyun eğmek zorunda kalan Padişah, Milli Şahlanış Hareketinin zaferine için için dua ederken, dışından, ona aykırı görünmek felaketine tahammül gösteremeyecek de ne yapacak?”

Necip Fazıl’ın yazdıkları saptırmacadır. Zaten iddiaları ve faaliyetleri neticeleri itibarıyla oldukça zararlı olmuştur. Büyük Doğu hareketinin neticesi İB DA – C dir. 

Türk milliyetçisi ve Türkçü yazarlarımızda dahi Vahdettin’i savunma Osmanlı Padişahlarını aklama yönünde bir tercih vardır. Halbuki Atatürk’e ve Türk’e karşı olarak Ne Türkçü ne de Türk milliyetçisi olunabilir.

Nihal Atsız’ın bu konudaki değerlendirmesi de Vahidettin’i aklama yönünde:

  “Damat Ferit Paşa, zekasının kıtlığı ve şahsi kinlerini öne katması yüzünden devletin işlerini çıkmaza sokmuş, Sultan Vahidettin’in de felaketini hazırlamıştır.”[5] (Türk Ülküsü s.86)

   Ecevit’in bu sözü ettiği günlerde yayınlanan Ceviz Kabuğu programında sözde tarihçi ve bilim adamları suyu tersine akıtıyor ve “Aslında Vahdettin milliyetçi (!) biriydi, iyi niyetliydi, ancak elinde imkan bulunmadığı için bir şey yapmadı!” diyorlar. Halbuki elinde hiçbir imkan bulunmadığı yalandır. Koskoca bir imparatorluğun varisidir. Hiçbir imkanı bulunması bile keşke şerefle ölmesini bilse İngilizlerce tutuklansa idi.

    Vahdettin Fetvanın baş sorumlusudur. Meclis İkinci Başkanı Hüseyin Kazım Kadri, anılarında (Vahidettin’in Başmabeyincisi) Ömer Yaver Paşa bana telefon ederek, saraya gelmemi ihtar etti. Ben görünce, “Aman azizim, çok fena ve sonu tehlikeli bir durumdayız. Padişah, Ferit Paşayı tekrar Sadrazam tayin etmeye karar verdi. Onu bu fikrinden vazgeçirmek için uğraştık durduk. Fakat bir türlü iknaya muvaffak olamadık. Başkâtip Ali Fuat Bey ile Refik Bey de bu fikirdedir, nihayet  bu işte sizin aracılığınıza müracaata karar verdik... Ne yaparsanız yapın ve Padişahı bu kararından döndürünüz. Ferit Paşa’nın sadarete gelmesi bir felaket, bir facia olacaktır! dedi.”[6] (Meşrutiyetten Cumhuriyete Hatıralarım, s.171; yani Vahidettin’in en güvendiği üç kişi de D. Ferit’e karşı!)

H. Kazım Kadri huzura kabul edilince, Padişahı da uyarır. Ali Fuat Türkgeldi’ Gördüklerim işittiklerim isimli kitabında bakınız ne diyor:

“H. Kazım Beyin, ‘Ferit Paşa’nın Sadrazam yapılmasının memleket ve saltanat için felaket sebebi olacağını’ söylemesi üzerine, Hünkâr, ‘Ben istersem Rum Patriğini de, Ermeni Patrliğini de getiririm. Hahambaşıyı da getiririm’ demiş ve kendisi ‘Getirirsiniz ama bir yararı olmaz’  diye karşılık verince ‘Ben öyle karar verdim, getireceğim! cevabını vermiştir.”[7] (Görüp İşittiklerim, s. 260 vd)


Hüseyin Kazım Kadri, anılarında bu sert ve ibret verici sahneyi çok ayrıntılı olarak anlatmaktadır.[8] (Hüseyin Kazım Kadri Meşrutiyetten Cumhuriyete Hatıralarım, s. 175;s. 172 vd)

 Vahidettin, birçok sözlü ve yazılı uyarıya rağmen Damat Ferit’i Sadrazamlığa tayin eder. [9] (Meclis Başanı CelalettinArif, Dahiliye Nazırı Ebubekir Hazım (Tepeyran) vb.)  Görüldüğü gibi; 5 Nisan 1920’de, D. Ferit’i yeniden ve dördüncü defa Sadrazamlığa tayin edişi İngilizlerin isteği ile olmamış Vahidettin’in bizzat kendi kararı ile gerçekleştirilmiştir.[10] (İngilizlerin kimin Sadrazam olcağını bilmediklerini gösterir iki belge: E.Ulubelen, s.257, belge no.37; s. 259, belge no. 42)

Ali Fuat Türkgeldi  kitabında;

“Ferit Paşa’nın İngilizler’den sağlam bir söz alıp almadığı keyfiyetini sormam üzerine Padişah söz aldığını belirterek “Evet!” dedi. Acaba İngilizler mi Ferit Paşayı, Ferit Paşa mı Padişahı, Padişah mı bizi aldattı?”


  Vahidettin’in İngiliz Sevenler derneğine üye olduğu ve İngiliz amirallerinin önünde ezile büzüle oturduğu günlerde Batı’da Yunanlılar, Güney’de Frasızlar ve Ermeniler, Güney Batı’da İtalyanlar, Doğu’da Ermeniler, birçok yerde İngilizler, istedikleri yerleri işgal edecek, insanları horlayacak, aşağılayacak, meselâ bazı kesimlerde kadınların ırzına geçilecek çocuklar süngülerin ucuna takılacak, evler kundaklanacak, mallar yağmalanacak, emperyalizm toprak ve pazar bölüşümü için entrikalar çevrilecek ama bunlara asla karşı durulmayacak, Vahdettin’in deyişi ile ‘el kaldırılmayacak’. İstanbul’un kol kuvveti ve din sömürüsü yoluyla uygulamak istediği utandırıcı politika budur.  Vahdetin bütün bunlar yapılırken İngilizlerin himmetiyle Osmanlı saltanatının devam edeceğinin hesabındadır. Halbuki millet ölmektedir. Ülke yanıp yıkılmaktadır.

  Vahdettinciler, fetvaların İngiliz baskısı ile verildiğinde ısrar edilyorlar; bazıları bunu kanıtlamak için de Fevzi Çakmak’ın 27 Nisan 1920 günü Mecliste yaptığı konuşmaya dayanıyorlar.

   Oysa fetvalar, 4. Damat Ferit hükümeti zamanında yayımlanmıştır. F.Çakmak bu hükümette üye değildir,olup biten hakkında doğrudan bilgisi yoktur. Ama fetvaların nelere sebep olacağını kestirecek kadar tecrübeli bir insandır. Mecliste yaptığı konuşmada, fetvaların etkisini azaltmak için Vahidettin’in bazı müphem sözlerini aktararak, Padişahın işgale pek üzülmüş olduğunu söyler ve şunları ekler. 


“... O fetva, İngiliz süngüsüyle alınmış, İslamı birbirine düşürmek için ilk defa yazılmış acı bir vesikadır. Umut ederim ki millet, gerçeği sezerek bundaki fecaati görecek ve bunun önemi sıfıra inecektir."[11] (Z.C., 1.C.,s.92)


Ama İstanbul yönetimi, bu açıklamaya bile müthiş öfkelenecek, “Beyanat-ı Şahaneyi tasni (Padişah adına uydurma sözler söylemek) ve devletin iç ve dış siyasetini teşviş (bozmak) suçu ile Fevzi Paşa’nın rütbesinin kaldırılmasına ve nişanlarının geri alınmasına” karar verecek, Vahidettin de bu kararnameyi onaylayacaktır![12] (s.Külçe, s.152) İlerde de idama mahkûm edilecek ve karar, 27 Mayıs 1920’de Vahidettin tarafından onaylanacaktır.[13] (Jeschke, TKS Kronolojisi l, s.105)

   Nitekim alet olduğu işin altında ezilen Damat Ferit bile, ”İngilizler’in Fetva için ısrar ettiklerini ve bu ısrar karşısında dışişleri bakanı sıfatıyla fetva ilanının kabul ve taahhüt eylediğini” açıklamak zorunda kalmıştır.[14] Zaten Fetvaların İngiliz baskısıyla verildiği hakkındaki tek bilgi, D. Ferit’in bu açıklamasıdır.[15] (M.K.İnal, Son Sadrazamlar, s.2056) 

Halbuki Fetvaların verilmesi hususunda İngiliz baskısı söz konusu olmamıştır.

Bu fetvalar tamamıyla Vahidettin’in kendi taleplerinin ürünüdür.

Fetvaların İngiliz baskısı ile verildiği konusunda, Prof. Jeschke şöyle diyor: “Damat Ferit, ‘İngilizlerin ısrarlı olduklarını ve bu ısrar karşısında Hariciye Nazırı sıfatıyla fetva ilanını kabul ve taahhüt ettiğini’ iddia etmiştir.[16] (O zamanki Dahiliye Nazırı A.Reşit (Rey) anılarında diyor ki; “Fetvalara itirazımız üzerine Damat Ferit, ‘bu mesele üzerinde İngilizlerin ısrarlı olduklarını ve bu ısrar karşısında fetva ilanını Hariciye Nazırı sıfatıyla kabul ve taahhüt ettiğini’ söyledi)

"Halbuki yaptığımız  araştırmalarda İngiliz Dışışleri Bakanlığı dosyalarında bu iddiayı destekleyebilecek hiçbir şey yoktur.”[17] (Gordon Yaske de bu durumu ingliz belgeleri 153. sayfada açıklar) 

Nitekim O kabinede Nazır olarak bulunan A.Reşit Rey de anılarında şöyle demektedir: 


“Fetvanın, ecnebi ısrarı değil, garaz ve hamakat (ahmaklık) eseri olduğu malum...”[18] [1] (A.Reşit Beyin anılarından aktaran, İ.M.K.İnal, Son Sadrazamlar, s.2056)


 Sebep ne olursa olsun, Şeyhülislam da, hükümet üyeleri de, ‘bu fetvalar Türkiye’yi böler, kardeş kavgasına yol açar, kan gölüne çevirir, din düşman emeline alet edilemez’ dememişlerdir.

   Bir an için Fetvaların arkasında Vahidettin’in olmadığını düşünsek bile Halife olarak, bu fetvaların gerçek sahibi olarak dinin özüne ters olduğunu söyleyebilecek mevkidedir. [19] (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s.39; N.F.Kısakürek, II. Abdülhamit’in tahtından indirilmesi için fetva veren Şeyhülislam için şöyle diyor: “Ebedler boyu yüzü kara adam!” Vahidüddin s. 44)

Ve Dürrizade Abdullah Efendi, vicdanı titremeksizin, tarihte örneği olmayan fetvaları yazar ya da M.Sabri Efendinin yazıp hazırladığı fetvaları kuzu kuzu imzalar.[20] (Y.Komiser de Robeck’ten Lord Curzon’a: “Osmanlı hükümeti milliyetçileri suçlayan bir bildiri yayımladı ve aynı şekilde milliyetçileri suçlayan fetvalar çıkarıldı. Bu belgelerin etkilerinin büyük olabileceği...” 15.4.1920, Bilal N.Şimşir, İngliiz belgelerinde, s.XXX)

Bir de gerçek vatansever Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendiyi düşününüz. Yunanlılar İzmir’e çıkar çıkmaz, Denizli halkına:

Vatanı, dini, namusu, bayrağı korumak farzdır. Ben fetva veriyorum. Hiçbir müdafaa vasıtası olmayan bir Müslüman dahi yerden üç taş alarak düşmana atmaya mecburdur.[21] (A.S. Coşar, Milil Mücadele Basını, s.171 C.Kutay, İstiklal Savaşı’nın Maneviyat Ordusu, s.60,61, 199)der.


   Bir tarafta vatanı kurtamak için didinen haysiyet abidesi kahramanlar, diğer tarafta koltuk uğruna her türlü ihaneti yapabilen hatta şahsi emellerine yüce dinimizi dahi alet eden insancıklar.
..
     Sırf kendi saltanatının devamı veya bir yabancı devletten aldığı emir doğrultusunda, nasıl olurda Milleti’nin özünü meydana getiren Türk Milleti’ne karşı iç isyan düzenletilebilir? Olacak şey mi bu? Bir Padişah, Bir Sadrazam, bir Şeyhülislam; hemde üçü birden nasıl bu kadar gaflete düşebilir? Olacak şey değil[22] (Bu bölümün hazırlanmasında fazlasıyla yararlandığımız ve bu bölümdeki yazımızda geçen hususlarla ilgili yaptığmız incelemelerde doğruluğu hususunda hiç bir endişemiz kalmayan ve yazımızda pek çok yerini aynen kullandığmız “Vahidettin ve Mustafa Kemal Yalanlar Yanlışlar Yutturamacalar” isimli kitabın yazarı Sn Turgut Özakman’a teşekkür ediyorum.)







[1] K.Mısıroğlu, S.Mücahitler s.82
[2] Suna Kili-Ş.Gözübüyük, Türk anayasa Metinleri, s.75, İşb. Y., Ankara, tarihsiz
[3] N.F. Kısakürek, Vahidüddin, s.191
[4] Yalan söyleyen tarih utansın.c.1.s.210
[5] Türk Ülküsü s.86
[6] Meşrutiyetten Cumhuriyete Hatıralarım, s.171; yani Vahidettin’in en güvendiği üç kişi de D. Ferit’e karşı!
[7] Görüp İşittiklerim, s. 260 vd
[8] Hüseyin Kazım Kadri Meşrutiyetten Cumhuriyete Hatıralarım, s. 175;s. 172 vd
[9] Meclis Başanı CelalettinArif, Dahiliye Nazırı Ebubekir Hazım (Tepeyran) vb.
[10] İngilizlerin kimin Sadrazam olcağını bilmediklerini gösterir iki belge: E.Ulubelen, s.257, belge no.37; s. 259, belge no. 42
[11] Z.C., 1.C.,s.92
[12] s.Külçe, s.152
[13] Jeschke, TKS Kronolojisi l, s.105

[15] M.K.İnal, Son Sadrazamlar, s.2056
[16] O zamanki Dahiliye Nazırı A.Reşit (Rey) anılarında diyor ki; “Fetvalara itirazımız üzerine Damat Ferit, ‘bu mesele üzerinde İngilizlerin ısrarlı olduklarını ve bu ısrar karşısında fetva ilanını Hariciye Nazırı sıfatıyla kabul ve taahhüt ettiğini’ söyledi.”
[17] Gordon Yaske de bu durumu ingliz belgeleri 153. sayfada açıklar.
[18] A.Reşit Beyin anılarından aktaran, İ.M.K.İnal, Son Sadrazamlar, s.2056
[19] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s.39; N.F.Kısakürek, II. Abdülhamit’in tahtından indirilmesi için fetva veren Şeyhülislam için şöyle diyor: “Ebedler boyu yüzü kara adam!” Vahidüddin s. 44
[20] Y.Komiser de Robeck’ten Lord Curzon’a: “Osmanlı hükümeti milliyetçileri suçlayan bir bildiri yayımladı ve aynı şekilde milliyetçileri suçlayan fetvalar çıkarıldı. Bu belgelerin etkilerinin büyük olabileceği...” 15.4.1920, Bilal N.Şimşir, İngliiz belgelerinde, s.XXX
[21] A.S. Coşar, Milil Mücadele Basını, s.171 C.Kutay, İstiklal Savaşı’nın Maneviyat Ordusu, s.60,61, 199
[22] Bu bölümün hazırlanmasında fazlasıyla yararlandığımız ve bu bölümdeki yazımızda geçen hususlarla ilgili yaptığmız incelemelerde doğruluğu hususunda hiç bir endişemiz kalmayan ve yazımızda pek çok yerini aynen kullandığmız “Vahidettin ve Mustafa Kemal Yalanlar Yanlışlar Yutturamacalar” isimli kitabın yazarı Sn Turgut Özakman’a teşekkür ediyorum.



Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 19 - Fetvalar ve Vahidettin'in Sorumluluğu Reviewed by Türk Asya on Salı, Haziran 17, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.