Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 14 - Samsun'a Çıkış ile İlgili Gerçek Dışı İddialar 1


Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 14

Samsun'a Çıkış ile İlgili Gerçek Dışı İddialar 1

Bundan önceki sayfalarda Atatürk'ün Samsun'a gönderiliş hadisesini en ciddi kaynaklarla delilleriyle ortaya koyduk. Padişahçılar ise yalanla, dolanla ve bir takım varsayımlarla kendi tezlerini üstelik çok da iddiacı bir şekilde ifade ediyorlar.
Onlar da Vahidettin'in Mustafa Kemal'i göndermediğini, Vahidettin'in Anadolu'ya giden bir takım erkanın bavulundaki bilgileri dahi çaldırarak İngilizlere ilettiğini en az bizim kadar biliyorlar. Onlar da Padişahın tahtını korumanın dışında hiçbir savaşımı olmadığını kendi adları gibi biliyorlar. (Nereden biliyoruz? On beş yıl önce bu taifenin  yalanlarını ortaya döktüğümüz zaman bize yapılan ricalardan, arkasından gelen tekliflerden, bunlar tutmayınca da hakkımızda uydurulan dedikodulardan ve işimize imkanlarımıza yapılan tasaluttan arkasından bize yapılan zorbalıklardan ve zulümlerden!!! Çünkü haklı insan böyle yapmaz hadiseyi bizim gibi delilleriyle ortaya koyar meseleyi bitirir. Bunlar neden azgın çünkü bunların arkasında dış güçler var, para kaynakları var. Bunlar geçimlerini tıpkı savundukları kişiler gibi Vatan hainliği ile sağlayan ruhları kara vicdanları kara vatan hainleridir.Bunlarla Yüce Allah'ın huzurunda hesaplaşacağız)[1]  Nereden biliyoruz? Ancak ve her nasılsa bir takım gayri ciddi iddialarla milleti aldatıyorlar. Üstelik Türklük adına Milliyetçilik adına İslamcılık adına bu yalanlar söyleniyor. Halbuki İslam da, Türklük te kendini Cumhuriyet idaresinde bulmuştur. İslamcıyız diyenlerin istedikleri şey bugün dinler arası diyalog masalında da görüldüğü gibi İslam değil Batı'ya teslimiyettir. İslam bir maskedir. 

    Bu yalancılar güruhu Anadolu'da Kurtuluş savaşı verilsin diye M. Kemal'in bizzat Padişah Vahidettin'ce görevlendirildiği ileri sürülmektedir. N.F. Kısakürek'e göre Vahidettin, Kurtuluş Savaşını yürütmesi için M. Kemal'i gizlice görevlendirmiş, bunun için de kendisine bir "hattı hümayun" ile oldukça çok para vermiştir. Dolayısıyla Anadolu'da milli direnişi başlatma düşüncesi  ilk olarak Sultan Vahidettin'indir. Dahası bu savaşım için M. Kemal'i bizzat padişah "ikna" etmiştir. (Kısakürek, s. 74, 155, 169 v.d. 224, Gerçi Padişah Vahidettin de bir çok yered Atatürk'ü Kurtuluş Savaşımı versin diye kendisinin gönderdiğini savunur. Bkz. 12.3.1923 tarihli "Sakıt Sultan Vahidettin'in İslam Alemine Beyannamesi" Tarih ve Toplum Der. Say: 16,s.272)[2]
Kadir Mısırlıoğlu'yla T.Mümtaz Göztepe de aynı doğrultuda düşünürler. Ortak görüşleri şöyle:

"Sultan Vahidettin, ufukta beliren korkunç tehlikelere karşı Anadolu'da bir direnme hareketi düşünüp, bunu tepesindeki işgal güçlerine karşın en dikkatli bir biçimde planladı. Bu cümleden olarak yaverlerinden M. Kemal Paşa'yı geniş yetki ve olanaklarla donatarak Anadolu'ya gönderdi. İşte yakın tarihimizde Mili Mücadele adı verilen Türk Yunan savaşı ve onun sonucu olan zaferin gerçekleşmesini sağlayan hareketlerin en önemlisi budur. Bu da Sultan Vahidettin'in eseridir.


Ancak bu büyük fakat talihsiz padişahın sonradan Kuvayı İnzibatiye'nin kurulması ve bilinen fetvaların ortaya çıkması gibi M. Kemal Paşa ve o'nun giriştiği savaşımın aleyhinde görülen kimi davranışlarda bulunduğu görülmüştür. Fakat bunların birincisi düşmanın gözünü boyamaya yönelik bir uyarlamaydı. İkincisi ise bizzat düşman baskısının eseri idi"
(Kadir Mısıroğlu - Osman oğullarının Dramı s. 84 v.d.; T.Mümtaz Göztepe Osmanoğularının Son Padişahı Vahidettin Mütareke Gayyasında,s. 269)[3]
  Mısırlıoğlu'nun "Sultan Vahidettin'in kişiliği döneminin olaylarını tam bir Türk ve Müslüman duyarlılık ölçüleriyle incelediğini” ileri sürdüğü (Mısıroğlu, s. 109 vd.)[4]

Hüseyin Hilmi Işık da Vahidettinci cepheden eğilerek Padişahı şöyle aklamaya çalışıyor:

 "Sultan Vahidettin Han, silahları alındığı, düşman filolarının Çanakkale Boğazı'nı aştığı, İmparatorluğu parçalamaya başladıkları bir zamanda halife oldu. Bir felaket olan Sevr Antlaşmasını imzalamadı. Osmanlı ordusu olarak kendini korumak için bırakmış olan biricik taburu, Ayasofya çevresinde sipere sokup Cami'ye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz! Buyruğunu verdi. (…) Vatanın düşman çizmesi altında kalan İstanbul'dan kurtarılamayacağını anladı. Güvendiği paşaları Anadolu'ya gönderip, Kurtuluş Savaşını hazırladı. Anadolu'ya subay, cephane, para kaçırdı. (…) Kuvayi İnzibatiye diye hazırladığı birlikleri de açıkça gönderip, kumandanlarına "Anadolu'daki güçlere katılınız" gizli buyruğun verdi. İstanbul'daki işgal ordularına sezdirmeden, Kuvayi Milliyeyi kurdu ve güçlendirdi" [5]( H.Hilmi Işık "Seadet-i Ebediye", s.976 v.d)
   Halbuki bu açık bir yalandır. Vahidettin Mustafa Kemal'i bir Kuvayı Milliye hareketi oluştursun diye göndermediği gibi gelecek yazımızda açıklayacağım gibi Kuvayı inzibatiye ve Kutsal Fetvalar İngilizlerin eseri değil, bizzat Padişah ve Damat Ferit'in Türk milletine olan ihanetinin eseridir. Bu durum İngiliz belgelerinde dahi bulunduğu gibi bu kararların alınması sırasında yetki sahibi olan kişilerin bu konuda açıklamaları söz konusudur. Bu küçük bir hadise değil büyük bir ihanettir. Bu ihanet her nedense Cumhuriyet Hükümetleri tarafından milletimize gereği kadar anlatılmamakta meydan bazı işbirlikçilere bırakılmakta onlarda İslam maskeleri ile kinlerini kusmaktadırlar. Vahidettin ve çevresinin Türk milletine reva gördüğü bu ihanet nedeniyle binlerce Türk öldürüldüğü gibi Kurtuluş Savaşı riske girmiş, çok büyük tehlikeler atlatılmış, Türk milleti Yunan'dan çektiği kadar da Padişah Kuvvetleri'nin ve fetvalarının meydana getirdiği isyanlardan ve zulümlerden çekmiştir.

 Bir takım tarihçiler Atatürk'ün "İstanbul'dan uzaklaştırmak" amacıyla gönderildiğini savunurlar. [6]  (Kinross,s.231; Avcıoğlu (1974), I/121 v.d.: Jaeschke,s.98 v.d.) Bu yaklaşım pek inandırıcı olmadığı gibi, tutarlı da değil. Uzaklaştırmak amacıyla gönderselerdi bu ölçüde geniş yetkiler vermeyecekleri gibi,  [7] (Selek,s.208)tutuklarlardı veyahut İngilizler'e tutuklattırırlardı. Bilindiği gibi M. Kemal Anadolu'ya geniş Hükümet yetkisiyle gönderiliyordu. [8]  (Selek,s.212)Gerek İngilizler olsun, gerekse padişah ve İstanbul Hükümeti olsun; M. Kemal'in dostları Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı)  Paşa ve Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım (İnanç) Paşa'ya verdiği ipuçlarındaki düşüncelerini bilmiyorlardı. M. Kemal'in de, "Babıali ve Saray, benim hakkımda derin aymazlık içinde bulunuyorlar" [9] (Y.Nadi,s.82)diyerek doğruladığı gibi; M. Kemal'in asıl düşüncesi, amacı bilinmiyordu. M. Kemal'i koruyor ve yardımcı oluyorlardı. Zaten bilindiği gibi, İngilizler ve Hükümet durumu öğrenir öğrenmez M. Kemal'i hemen geri çağıracaklar. Dahası M. Kemal'in yola çıktığının aynı gecesi kuşkulanan İngilizler hemen geri döndürülmesine çalışacaklardır. [10] (Kinross, s. 256)İngiliz arşivlerinde bulunan Amiral Webb'in 28.6.1919'da İngiltere'ye gönderdiği şu raporda İngilizlerin ve Osmanlı Hükümetinin M. Kemal'in gerçek düşüncesini bilmediklerini, öğrendikten sonra da hemen geri çağırdıklarını belirtir:

  Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesini Vahidettin'in akıl ettiğini iddia edenler ise katmerli bir yalan söylemiş oluyorlar.

  Mustafa Kemal'i Vahidettin seçmemiştir. Anadolu'ya geçiş kısmen tesadüflerin genel anlamda ise Ali Fuat Cebesoy ve İsmail Fazıl paşa, İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey olmak üzere Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yoğun gayretleri neticesinde gerçekleşmiştir. Bu hususu geçen sayfalarda delillerle dile getirdik. Mustafa Kemal Paşa, Mütareke Döneminde İstanbul'da iktidara gelmenin bütün yollarını denedikten sonra, Anadolu'ya geçmek ve Milli Mücadele'yi başlatmak gibi ağır ve kat'i bir kararı her yönüyle incelemiş, bundan başka bir şey yapmak ihtimali kalmadığına inanmıştır. Dikkat edilirse Mustafa Kemal Paşa'nın fikir faaliyetlerinin başlıca hedefi Anadolu'ya geçerek Milli Mukavemet Hareketini başlatmaktır. Gerçekten de o, tarihin önüne çıkardığı fırsatları olabildiğince iyi değerlendirmiştir. Bu büyük liderlere mahsus bir özelliktir.[11]( Prof. Dr. E. Semih Yalçın vd, Age s. 157.) Arkadaşları onun liderliğini zaten kabul etmişler ve Anadolu'ya geçişi için çareler aramaya başlamışlar, bu arada görev alabilenler birer birer Anadolu'ya geçmeye bile başlamıştır. Mustafa Kemal eğer Samsun görevi çıkmasa zaten Anadolu'ya geçip Kurtuluş savaşı mücadelesine başlayacaktı. Nitekim Rauf Orbay, ölümünden pek az önce: "Elbette bütün kumandanlar, ben dahil olmak üzere Millî mücadelenin yapılmasından yanaydık ve elbette zaferi hepimiz ümit ediyorduk. Ama içimizde sadece Mustafa Kemal Paşa, gelecek günleri Beyninde  "zamanlama"ya tabi tutmuştu. Liderliğe en lâyık kumandan Mustafa Kemâl'di." Demiştir.
Müfettişlik görevi için M. Kemal'i bizzat Vahidettin'in seçtiği, Kurtuluş Savaşını başlatmak için eline bir "hattı hümayun" verdiği iddiaları ise Vahidettin'in ülkeden kaçmasından sonra, "yüzellilik"lerden olmamasına karşın ülkeyi terk eden eski polis müdürlerinden Radi Azmi (Yeğen), Vahidettin'in San Remo'da kendisine anlattığını söylediği(!) hadisata dayandırılmak isteniyor.
 "Samsun'a bir müfettiş gönderileceğini öğrenince yardımcılarımdan (yaveran) kurmay tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa'yı da adaylar arasında göz önüne alınız, diye uyardım." [12]( Selek,s.209)  diyor ki doğruluk payı büyüktür. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Padişah Vahidettin M. Kemal'i iyi tanıyor ve hakkında olumlu kanıya sahipti."
   M. Kemal'in Padişah  Vahidettin'e ilk açıkça karşı çıkışı 25.9.1920 tarihinde TBMM'nin gizli oturumunda olmuştu. Yine burada da halifeliği padişahlıktan ayrı tutarak padişah Vahidettin'i bir "hain" düşmanların yurt ve millete kötülük yapmakta kullandıkları maşa" olarak nitelemişti. [13]( Konuşmanın tam metni için bkz: Sadi Borak (Haz.) - Gizli Oturumlarda Atatürk'ün konuşmaları, s. 139; Sezgin, s. 62; Söylev, II/417; Ayrıca bkz: Jaeschke, s. 17; Senyel (1973),I/46)

   Padişah'ca M. Kemal'e verilen 14.5.1919 tarihli "hattı hümayun" ilk kez, 150'liklerden Mevlanzade Rıfat'ın 1929 yılında Halep'te basılan Türk İnkılabının İç yüzü adlı kitabında ortaya atılmış ve hattı hümayunun sureti Sabahattin Selek tarafından Türk kamuoyuna duyurulmuştur. [14] (S.Selek, Anadolu İhtilali,s.212)Daha sonra da K.Mısıroğlu yayımlamıştır.
Belge şöyle:

 "Hükümdarlığımın yardımcısıKurmay Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa'ya,
Genel savaşın Bağlaşıklar (Üçlü İttifak) adına yitirilmesi üzerine ortaya çıkan siyasal durum yüce soyumun mülkü ile saltanat ve halifelik makamını çetin ve tehlikeli bir ortama sürüklediğinden yüce hükümetimin kararı ile atandığınız bölgede düzeni sağlamak ve yeni ortaya çıkan bağlılığa aykırı durumların tümünü yasaklayıp ortadan kaldırma konusunda çaba göstererek milletimin güvenliğini sağlamak ve mülkümü karışıklıktan kurtarmak için birlik olarak hareket edilmesin selamlarımla asker, memur ve halka bildirilmesini buyururum"  [15]( Belgenin asıl metni için bkz. Selek, s. 210. Tansel, I/236; N.Fazıl Kısakürek, Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu sultan Vahidettin,s. 185 vd)

Bu belgeyi doğru bile kabul etsek  M. Kemal bu padişah buyruğunda hiçbir zaman yararlanmadığı gibi, kullanmamıştır da. Pek kimsenin bilgisi yok bu buyruktan. Dahası M. Kemal'in kuruluyla birlikte Sivas'taki III. Kolordu Komutanlığına giden Refet (Bele) Bey'in bile,  anlattıklarına göre  bu belgeye dayanarak padişahın Kurtuluş Savaşı başlatması için M. Kemal'i Anadolu'ya gönderdiği savunulamaz. Çünkü belge bir takım yuvarlak sözlerle dolu. Bunlar bilinen ve normalinden söylenecek sözler. Kurtuluş Savaşını başlatması için görev verici hiçbir ip ucu taşımıyor. Yani M. Kemal'in tasarladıkları ve amaçladıkları yok bu belgede. Yalnız bilinen şu ki, bir takım kişiler M. Kemal'in atanmasını kolaylaştırmış, Padişah Vahidettin ve Sadrazam D. Ferit Paşa engel olmadıkları gibi, bir kısım yararlı görevler de beklemişlerdi. [16]( Baki Öz, s. 59-60)

İşbirlikçi taifesi yalanlarına yalan ekliyor ve "Padişah bu olayda iki yüzlü bir siyaset izliyordu. Dışa karşı Ferit Paşa'yı tutarken, bir yandan da milliyetçileri destekliyordu. "Dış Paşa" diye adlandırdığı Sami Günzberg'e bu tutumunu açarmış. Ali Rıza Paşa'ya Başbakanlık görevine geldiği gün; "artık yapacak hiçbir şey kalmayınca, hiç olmazsa yurdun can evini kurtarsın" diye M. Kemal'i Anadolu'ya kendisinin gönderdiğini söylediği ileri sürülüyor.[17] (Kinross, s. 254 (dipnot). M. Kemal kendisini şaşırtan padişahın sözlerinde. "Gücümüzü yitirdik. Ülkeyi kurtarmanın tek yolu İstanbul'u elinde bulunduranların isteğine boyuneğmektir" anlamını çıkartır (Kinross, s. 252) Padişahın tutum ve davranışları da zaten bu tür bir anlamın çıkarılmasına uygundu)Doğruluğu kuşku götüren bu iddiayı zaten Lord Kinross bile pek inandırıcı bulmadığından "mış"lı olarak anlatıyor. Doğruluk payı olmadığını belge ve kanıtlarla ispatladığımız bu tutumu N. H. Uluğ da bu tür "sapık görüşlerin hiçbir değeri" olmadığını söyleyerek inanmadığını belirtmektedir.[18]( Uluğ,s.43)
Mevlanzade Rıfat ve K.Mısıroğlu, bu belgenin suretlerini nasıl elde ettiklerini, şöyle açıklıyorlar:
Mevlanzade Rıfat:

"Merhum Sultan Vahideddin Han, bu hatı hümayunun bir sureti ile baz belgeleri, ölümünden birkaç ay önce, Halep'te oturan Kadıköy Belediyesi eski Müdürü, muhterem arkadaşım Razi Azmi Yeğen'e, San Remo şehrinde yayımlanmak üzere gönderilmiş olduğunu bildiğimden istedim ve yukarı aynen aktararak, tarihe bir hizmet hediye etmiş oldum."  [19]( S.238, 239)
K.Mısıroğlu:

"Bu fermanın (Padişah burğunun) yayımladığımız sureti, Bahriye Nazırı ve bir zaman da Yaveri Ekrem olan [20]( Avni Paşa Başyaverdir. Yavre-i Ekrem değildir. Yaver-i Ekremlik, bir onur ünvanı olup müşir (mareşal) rütbesindekilere ve tek kişiye verilir.(Tahsin Paşa, Sultan Abdülhamit, s. 29; Görüp İşittiklerim, s. 237) Vahidettin'in Yaver-i Erkemi o tarihte müşir A.İzzet Paşadır. Mıısroğlu, S.Mücahitler'in 56. sayfasındaki fotokopinin altına yazdığı notta da, Avni Paşanın 'Serdar- Ekrem' olduğunu yazıyor , Avni Paşa Serdar-ı Ekrem de değildir. Serdar- Ekrem, başkomutan, başbuğ demektir.) Avni Paşanın el yazısıylaydı. Bunun el yazısıyla kopyasını çıkarmasının sebebi şudur: M.Kemal Paşa, kendisini Anadolu'ya götürecek geminin kumandanına emir verebilmek için Avni Paşadan gemi kaptanına hitaben yazılı bir emir istemiştir. Avni Paşa da bu emri yazıp vermekle beraber, bir ihtiyat olmak üzere (?) M.Kemal Paşanın elindeki fermanın bir suretini alıp saklamıştır. Sonradan gurbette, Şeyhülislam M. Sabri Efendiye verdiği bu ferman sureti, nihayet bizim elimize kadar gelmiştir. M.Kemal Paşayı Anadolu'ya gönderen hükümette Şeyhülislam sıfatıyla vazifeli bulunan M.Sabri Efendi de, onun para, ferman, geniş imtiyaz ve selahiyetler verilerek gönderildiğini doğrulamaktaymış. [21]( M.Sabri'nin söz konusu kitabı, 1.C.,s.469.)
     Avni Paşa da, N.F.Kısakürek'e, San Remo'da birkaç yıl birlikte bulunduğu T.M.Göztepe'ye, Cünye'de uzun zaman komşuluk yaptığı Rıza Tevfik'e ve Lübnan'da yıllarca birlikte bulunduğu R.H.Karay'a, hattı hümayundan, suretini çıkardığından hiç söz etmemiş olmalı. Anlatsa, söz konusu kimseler yazmazlar mıydı? İçlerinden üçü de 150'liklerden.[22]( Avni Paşa ile ilgili sayfalar: Vahüdiddin,s.219,225; V:G. Cehenneminde, s. 137 vd., Biraz da Ben konuşayım, s. 53; Bir Ömür Boyunca, s. 249 vd Akt Turgut Özakman Age s.272)

  Hadiseyle ilgili en güzel tahlili Turgut Özakman yapmış, Özakman şöyle diyor:

"Şimdi hadiseyi bir daha gözden geçirelim Mevlanzade Rıfat'a göre, Padişah buyruğunun sureti, Razi Azmi Yeğen'e, San Remo'da verilmiş ya da oradan yollanmış, o da M. Rıfat'a vermiş. Bozuk cümleden kesin bir anlam çıkmıyor. Çıkarabildinizse, ne mutlu size. Kadir Mısıroğlu'na göre ise, suret Avni Paşa tarafından eski Şeyhülislam ve 150'liklerden M.Sabri efendiye verilmiş, o yoldan da K.Mısıroğlu'na ulaşmış iki farklı açıklama.
Mısıroğlu, hattı hümayunu ilk yayımlayan Sabahattin Selek'i, "bu belgenin doğru olup olmadığı konusunda tereddüt belirten devrimbaz kalemşor" diye azarlıyor.[23]( Sarıklı Mücahitler,s.55.)  Halbuki  Sebahattin Selek haklı Çünkü Mevlanzade Rıfat güven verici bir açıklama yapmamış. R.Azmi Yeğen de, S.Selek'e, buyruk suretinin kendisine verildiğinden ya da yollandığından hiç söz etmiyor.  [24] (Anadolu İhtilali, s. 211, 212) Mısıroğlunun yaptığı açıklama ise, yeterli değil.
Çünkü:
a. Buyruğun tarihi, 14 Mayıs 1919 Çarşamba. [25]  (K.Mısıroğlu, S.Mücahitler,s.55)
b. 15 Mayıs 1919 Perşembe günü M.Kemal, önce Genelkurmaya gelip Cevat ve Fevzi Paşalara veda eder; sonra Babı Ali'ye uğrar, Dahiliye Nazırı M.Ali Bey ve Bahriye Nazırı Avni Paşa ile konuşur, Avni Paşadan Bandırma kaptanına hitaben bir yazı alır; oradan ayrılıp Yıldız Sarayı'na gelir ve Vahidettin'le görüşür. [26]( Jeschke, KSK Kronolojisi, I, s. 32; KS Günlüğü, 1.C., s. 245; KA Günlüğü, s. 80; Atatürk’ün Hatıraları, s. 121.)
c. Söz konusu gayet gizli buyruk,[27] (M.Kemal'le gizli olarak verilen." (Mevlanzade Rıfat, s. 238); "gayet gizli tutulan." (M.Sabri'nin söz konusu kitabının 1.C., 469'ncu sayfasına dayanarak, K.Mısıroğlu, S.Mücahitler,s.54 ve 57)) M.Kemal'e eğer gerçekten verildiyse, bu son görüşme sırasında verilmiş olmalı.
Bu duruma göre M.Kemal Avni Paşa görüşmesi sırasında bu gayet gizli buyruk, henüz M.Kemal'e verilmiş değildir. Öyleyse, Avni Paşa, olmayan bir belgeyi M.Kemal'den alıp suretini çıkarmış olamaz! [28]( Turgut Özakman, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, yalanlar, yanlışlar, yutturmacalar, Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Eylül 1997, s. 273)

 Mısıroğlu'nu üzmemek için 14 Mayıs 1919 tarihli gizli buyruğun, o akşam ya da 15 Mayıs Perşembe sabahı, herhangi bir biçimde M.Kemal'e ulaştırılmış olduğunu, onun da bu gayet gizli buyruğu alelâde bir mektup gibi cebinde gezdirdiğini varsayalım ve olayı bir de bu duruma göre değerlendirelim:

a. Bahriye Nazırı Avni Paşa, bu gayet gizli ve bir gün  önce verilmiş buyruğun varlığını nasıl, kimden ve ne zaman öğrenmiş de M.Kemal'den istiyor?

b. Öğrenmiş olsa bile, gayet gizli bir Padişah buyruğunu görmek istemeye cesaret edebilir mi? Vapur kaptanına emir yazmak için böyle bir belgeyi görmesine gerek mi vardı? M.Kemal, Padişahın onayladığı atama kararı ve Avni Paşanın da üyesi bulunduğu kabinenin verdiği olağanüstü yetkilerle Odu müfettişi olarak yola çıkmıyor mu? Bir Bahriye Nazırına, emrindeki küçük bir geminin kaptanına emir vermek için bular yetmiyor mu ki ayrıca Padişah buyruğunu da görmek istiyor? Böyle özel bir buyruk olmasa ve bu buyruğu Avni Paşa görmese ya da M.Kemal göstermese, gemi hareket etmeyecek, Osmanlı devletinin Ordu Müfettişi Anadolu'ya geçemeyecek miydi?

c. Üstelik M.Kemal, bu Padişah buyruğundan, en yakın arkadaşlarına bile söz etmemiş,[29]( K.Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy, bu buyruktan hiç söz etmiyorlar. Buna karşılık K.Mısıroğlu şöyle yazıyor: "M.Kemal'e verilmiş olan ferman-ı hümayun, bütün kumandan ve valilere, bu yeni hareketin, padişah ve hükmet tarafından gizlice tasdik edildiği intibaını (izlenimini) vermiştir." (Hilafet,s.156) en dar zamanda dahi yararlanmamıştır. [30]  (N.F.Kısakürek, Vahidüddin, s.171; S.Selek,Anadolu İhtilali,s.212) M.Kemal, herkesten sakladığı gayet gizli buyruğu, neden ve hemen Avni Paşaya göstersin? Gösterir mi? Ayak üstü suretini çıkarmasına niçin izin versin? Verir mi?
  Vahidettinciler, akla ilk gelen bu basit sorulara makul açıklamalar getirmedikleri sürece, sahte bir belgenin pazarlamacısı olmaktan kurtulamazlar!
Buyruğun ifadesi de bulanık, Vahidettincilerin hiçbir iddiasını karşılamıyor. Söz gelimi "Atandığınız bölgede" deniyor. Vahidettin'in tasarladığı Milli Mücadele, M.Kemal'in görev alanıyla mı sınırlı?
a. N. F. Kısakürek milli bir mücadeleyi kapsamayan bu ifade yetersizliğine kılıf uydurmak için diyor ki: 


"… Ferman, belki açığa vurulur da, Padişahın gayreti düşman devletlerin gözüne batar kaygısıyla biraz müphem ve karanlık yazılmış(tır)." [31]( Vahidettin,s.170)


Açığa vurulmayacak idiyse, neden buyruğun "asker, memur ve halka tebliği" emrediliyor? Açıklanamayacak bir buyruk, ne işe yarar?
b. K.Mısıroğlu ise tam tersini yazıyor: 
"M.Kemal'e verilmiş olan fermanı hümayun, bütün kumandan ve valilere, bu yeni hareketin, padişah ve hükümet tarafından gizlice onaylandığı izlenimini vermiştir"  [32]( Lozan, 1. C.,s.186)
Laf ola beri gele! Padişah buyruğundan söz eden bir tek komutan ve vali bile yok. Mesela K.Karabekir, Ali Fuat Paşa, F.Altay, Sivas Valisi Reşit Paşa buyruğu görmüş olsalar, anılarında yazmazlar mıydı? Tek kelime bile etmiyorlar! Refet Paşa da böyle bir belgeden haberdar olmadığını, Sabahattin Selek'e açıklamış.  [33]( Anadolu İhtilali, s. 212.)
Bu sahteliği üzerinden akan belgeyi ciddi bir kanıt olarak kabul eden yazarlar: N.F. Kısakürek, s. 168; V:Vakkasoğlu, Son Bozgun, 1.C.,s.139; GRYT Ansk. 1.C., s.171; H.H.Ceylan, Büyük Oyun, 1.C.,s.33; A.Dilipak, C.G.Yol,s.145; Nokta dergisi de ciddiye almış; Resmi Tarihin Aldatıcı Masalları başlıklı yazı, s. 13, 5 mayıs 1991.
Vahidettin'in sarf ettiği   "Devleti kurtarabilirsiniz".[34] (Bk.Atay, Aynı eser,s.122-123. ayrıca bk.Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz Belgeleri,s.96) sözü ise hiçbir alakası bulunmayan bir manaya çekilerek sanki Padişahın organize ettiği gizli bir Anadolu'yu kurtarma harekatının parçası imiş" gibi sunulması gerçek ile hiçbir alakası bulunmayan bir açıklamadır.





[1] Nereden biliyoruz? On beş yıl önce bu taifenin  yalanlarını ortaya döktüğümüz zaman bize yapılan ricalardan, arkasından gelen tekliflerden, bunlar tutmayınca da hakkımızda uydurulan dedikodulardan ve işimize imkanlarımıza yapılan tasaluttan arkasından bize yapılan zorbalıklardan ve zulümlerden!!! Çünkü haklı insan böyle yapmaz hadiseyi bizim gibi delilleriyle ortaya koyar meseleyi bitirir. Bunlar neden azgın çünkü bunların arkasında dış güçler var, para kaynakları var. Bunlar geçimlerini tıpkı savundukları kişiler gibi Vatan hainliği ile sağlayan ruhları kara vicdanları kara vatan hainleridir.Bunlarla Yüce Allah'ın huzurunda hesaplaşacağız. 
[2] Kısakürek, s. 74, 155, 169 v.d. 224, Gerçi Padişah Vahidettin de bir çok yered Atatürk'ü Kurtuluş Savaşımı versin diye kendisinin gönderdiğini savunur. Bkz. 12.3.1923 tarihli "Sakıt Sultan Vahidettin'in İslam Alemine Beyannamesi" Tarih ve Toplum Der. Say: 16,s.272.
[3] Kadir Mısıroğlu - Osman oğullarının Dramı s. 84 v.d.; T.Mümtaz Göztepe Osmanoğularının Son Padişahı Vahidettin Mütareke Gayyasında,s. 269.
[4] Mısıroğlu, s. 109 vd.
[5] H.Hilmi Işık "Seadet-i Ebediye", s.976 v.d.
[6] Kinross,s.231; Avcıoğlu (1974), I/121 v.d.: Jaeschke,s.98 v.d.
[7]  Selek,s.208.
[8]  Selek,s.212.
[9]  Y.Nadi,s.82.
[10]  Kinross, s. 256.
[11] Prof. Dr. E. Semih Yalçın vd, Age s. 157.
[12]  Selek,s.209
[13] Konuşmanın tam metni için bkz: Sadi Borak (Haz.) - Gizli Oturumlarda Atatürk'ün konuşmaları, s. 139; Sezgin, s. 62; Söylev, II/417; Ayrıca bkz: Jaeschke, s. 17; Senyel (1973),I/46.
[14]  S.Selek, Anadolu İhtilali,s.212.
[15] Belgenin asıl metni için bkz. Selek, s. 210. Tansel, I/236; N.Fazıl Kısakürek, Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu sultan Vahidettin,s. 185 vd.
[16] Baki Öz, s. 59-60.
[17] Kinross, s. 254 (dipnot). M. Kemal kendisini şaşırtan padişahın sözlerinde. "Gücümüzü yitirdik. Ülkeyi kurtarmanın tek yolu İstanbul'u elinde bulunduranların isteğine boyuneğmektir" anlamını çıkartır (Kinross, s. 252) Padişahın tutum ve davranışları da zaten bu tür bir anlamın çıkarılmasına uygundu.
[18] Uluğ,s.43.
[19] S.238, 239
[20] Avni Paşa Başyaverdir. Yavre-i Ekrem değildir. Yaver-i Ekremlik, bir onur ünvanı olup müşir (mareşal) rütbesindekilere ve tek kişiye verilir.(Tahsin Paşa, Sultan Abdülhamit, s. 29; Görüp İşittiklerim, s. 237) Vahidettin'in Yaver-i Erkemi o tarihte müşir A.İzzet Paşadır. Mıısroğlu, S.Mücahitler'in 56. sayfasındaki fotokopinin altına yazdığı notta da, Avni Paşanın 'Serdar- Ekrem' olduğunu yazıyor , Avni Paşa Serdar-ı Ekrem de değildir. Serdar- Ekrem, başkomutan, başbuğ demektir.
[21] M.Sabri'nin söz konusu kitabı, 1.C.,s.469.
[22] Avni Paşa ile ilgili sayfalar: Vahüdiddin,s.219,225; V:G. Cehenneminde, s. 137 vd., Biraz da Ben konuşayım, s. 53; Bir Ömür Boyunca, s. 249 vd Akt Turgut Özakman Age s.272
[23] Sarıklı Mücahitler,s.55.
[24] Anadolu İhtilali, s. 211, 212
[25] K.Mısıroğlu, S.Mücahitler,s.55
[26] Jeschke, KSK Kronolojisi, I, s. 32; KS Günlüğü, 1.C., s. 245; KA Günlüğü, s. 80; Atatürk’ün Hatıraları, s. 121.
[27] M.Kemal'le gizli olarak verilen." (Mevlanzade Rıfat, s. 238); "gayet gizli tutulan." (M.Sabri'nin söz konusu kitabının 1.C., 469'ncu sayfasına dayanarak, K.Mısıroğlu, S.Mücahitler,s.54 ve 57)
[28] Turgut Özakman, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, yalanlar, yanlışlar, yutturmacalar, Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Eylül 1997, s. 273
[29] K.Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy, bu buyruktan hiç söz etmiyorlar. Buna karşılık K.Mısıroğlu şöyle yazıyor: "M.Kemal'e verilmiş olan ferman-ı hümayun, bütün kumandan ve valilere, bu yeni hareketin, padişah ve hükmet tarafından gizlice tasdik edildiği intibaını (izlenimini) vermiştir." (Hilafet,s.156.
[30] N.F.Kısakürek, Vahidüddin, s.171; S.Selek,Anadolu İhtilali,s.212.
[31] Vahidettin,s.170
[33] Anadolu İhtilali, s. 212.
[34] Bk.Atay, Aynı eser,s.122-123. ayrıca bk.Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz Belgeleri,s.96.



Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 14 - Samsun'a Çıkış ile İlgili Gerçek Dışı İddialar 1 Reviewed by Türk Asya on Salı, Haziran 17, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.