Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 12 - Ata Samsun'a Çıkıyor !

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 12

Ata Samsun'a Çıkıyor !!!



  Acaba  Padişah Vahidettin mütarekeden sonra Üsküdar'a bile geçmiş mi?

  Vahdettin Mustafa Kemal'i Anadoluya gönderirken acaba aklının ucundan bile onun kendisine tavır koyarak Milli Mücadeleyi başlatacağını bilseydi acaba gönderir miydi?

 Üsküdar'a bile geçmeyi düşünmeyen Anadolu'yu tamamıyla kafadan silerek tahtını tacını kurtarma peşine düşen Vahidettinden bahsediyoruz.

  İngilizler gelir gelmez görüşme yollara arayıp daha hiçbir talep yokken bile Türkiye'yi bölme ve parçalara ayırarak İngilizlere teslim etme planını kendisi sunan, 15 yıl İngiltere Sömürgesi olmayı kabul etmeye razı olduğunun beyanını imzalayarak İngiliz komutanına teslim eden bir hünkâr nasıl olacakta Anadolu'ya geçip bu vatanı kurtaracak?

  Acaba Vahidettin bunu bir saniye bile düşündü mü?

 Vahidettincilerin AMAcı ATATÜRK VE TÜRK MİLLETİNİN YAPTIĞI MİLLİ MÜCADELEYİ YOK FARZ EDEREK  BU MİLLETİN TARİHİNİ TERS YÜZ EDEREK MİLLİ ŞUUR SAHİBİ OLMASINI ÖNLEMEK, YENİ BİR İSTİKLAL SAVAŞI İLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞI ZAMAN BAŞTAN KAYBETMİŞ VE KENDİNE GÜVENİ KALMAMIŞ BİR RUH HALİNE SAHİP OLMASINI SAĞLAMAK!! Mesele Vahidettin’i korumak değil Milli şuuru yok etmek İstiklal savaşını yok farz etmek Türk çocuklarını Mankurtlaştırmak!!!

  Nitekim başarılı da oldular. Bu gün Türkiye yine bir istiklal savaşı ile karşı karşıyadır ve  ne yazık ki Türk Milletinin hali 1919 Türkiye'sindeki tablodan farklı değildir!

 Bu hale nasıl geldik? İşte böyle geldik ve halen böyle gidiyoruz!!



ATATÜRK’LE SAMSUN’A ÇIKANLAR

Anadolu topraklarının yarısına yakın bölümünü yetki alanı içerisine alan, ve bu geniş alanda işgalci devletlerin isteği doğrultusunda düzenleme getirmesi istenen M. Kemal'in karargahında şu kişiler yer alıyordu:

1-     Ordu Müfettişi: Tuğgeneral Mustafa Kemal
  2-     Kurmay Başkanı: Kurmay Albay Kazım (Dirik) [1] (İzmir Valisi ve Trakya Müfettişi Umumisi olmuştur)
3-   Kurmay Başkanlığı Emir Subayı: Üsteğmen Hayati [2]( Sonra Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü olmuştur)
4-     Kurmay Başkanı Yardımcısı: Kurmay Yarbay Mehmet Arif  [3]( Ayıcı Arif diye meşhurdur. İzmir suikastinde asılmıştır)
5-      Harekat Şubesi Müürü: Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede) [4]( Hüsrev Gerede: Muhtelif Büyükelçiliklede bulunmuştur)
6-      Topçu Komutanı: Binbaşı Kemal (Doğan)  [5]( Korgeneral Kemal Doğan)
7-      Sağlık İşleri Başkanı : Dr. Albay İbrahim Tali (Öngören) [6]( Varşova Elçiliği ve milletvekilliği yapmıştır)
8-      Sağlık işleri Başkan Yardımcısı: Dr. Binbaşı Refik (Saydam) [7]( Başvekil iken ölmüştür)
9-      Başyaver : Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer) [8]( Bolu milletvekili olan Cevat Abbas)
10-    Kurmay Yardımcısı : Yüzbaşı Mümtaz
11-    Kurmay Yardımcısı: Yüzbaşı İsmail Hakkı
12-    Emir Subayı: Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev)
13-    Karargah Komutanı: Yüzbaşı Mustafa Vasfi (Süsoy)
14-    İaşe (besin işleri) Subayı : Üsteğmen Abdullah
15-    Şifreci : Katip Faik (Aybars)
16-    Şifre Yardımcısı : Katip Memduh (Atasev)
17-    Şifre Yardımcısı : Üsteğmen Arif Hikmet  [9]( Askeri Yargıç Tümgeneral Hikmet Gerçekçi)
18-    Şifre Yardımcısı: Teğmen Muzaffer (Kılıç)  [10]( Selek, s. 213 v.d.; Kili, s. 19; Aydemir (1971), II. 19, Uluğ, s. 63 v.d.; Atatürk'le Samsun'a çıkanlar hakkında geniş bilgi için bkz: Dr. Fethi Tevetoğlu'nun "Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar" yazı serisi. Türk Kültürü Dr. Say: 82, 83, 84, 85, 86 ,87, 88, 93.)



   Müfettişlik emrine verilen iki Kolordudan Sivas'taki III. Kolordu Kumandanlığı münhal idi. M. Kemal Paşanın bu kumandanlık için seçtiği Albay Refet (Refet Bele)  Bey de  Müfettişlik karargâhı ile birlikte Anadolu'ya gidiyordu.

  Bu Anadolu yolcularından bahsederken M.Kemal Paşanın şu sözlerini hatırlamamak mümkün değildir:

"Mili Mücadeleye beraber başlayan yolculardan bazıları, milli hayatın bu günkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet kanunlarına kadar gelen tekamülatında, kendi fikriyat ve ruhiyatının ihatası hududu bittikçe, bana mukavemet ve muhalefete geçmişlerdir."


  Bu sözlerle, şüphesiz aralarına sonradan katılan yolculardan da bazıları kastediliyordu. [11] (Sabahattin Selek, Age s. 214)

ATATÜRK SAMSUN’A ÇIKARKEN MİLLETİN DURUMU

     Millet yorulmuştur yorgundur. Sadece Yemen'e giden asker sayısı 2.300.000'dir ve 300.000 kişinin geri döndüğü tahmin edilmektedir. Gelenlerde sakat yaralı ve bir kısımda akıldan yoksundur. Gerisi ise kayıptır. Bunlar Türk çocuklarıdır ve her Türk evinden bir iki genç Yemen’den geri dönmemiştir. Sarıkamış’ta 100.000 Askerimiz donarak ölmüş, Galiçya’da Kanalda Arap çöllerinde Türkler adeta soy kırıma uğratılmıştır. Her ocağa üç beş ateş düşmüştür. 12 şehit veren aileler bile vardır. [12] (Benim rahmetli eşimin dedesinin 12 kardeşi birinci dünya savaşı ve öncesinde birer birer şehit oluyor. Dedesinin annesi ve babası bu acıyla ölüyor. Dedesi de 10 yaşında yetim kalıyor. Rahmetli dede anlatırken çok acı duyar, gözyaşları içerisinde "Kardeşlerim, Annem, Babam, hepsi gözümün önünden birer birer kayıp gittiler yapayalnız kaldım" derdi. Allah rahmet eylesin.)

     Milletin kafası karışıktır. Milli şuur kalmamıştır. Din adına işbirlikçilik yapılmaktadır.    Bu nedenle millet savaştan yana değildir. Dağlar, asker kaçaklarıyla doludur. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'dan Havza'ya giderken, 25 Mayıs 1919 günü bunun çarpıcı bir örneğine tanık olur. Yolda küçücük bir tarla parçasında çift süren bir köylüye rastlar. Aralarında şu konuşma geçer:

Mustafa Kemal Paşa 


  "Hemşeri, düşman Samsun'a asker çıkaracak. Belki buraların hepsini işgal edecek. Sen ise rahat rahat toprağı sürüyorsun?"

Köylü  


"Paşa Paşa! Sen ne diyorsun biz üç kardaştık. İki de oğul vardı. Yemen'de, Kafkas'ta, Çanakkale'de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde sekiz öksüz yetimle, üç dul kalmış kadın var. Hepsi de benim sabanın ucuna bakarlar. Şimdi benim vatanım da, yurdum da aha şu tarlanın ucu! Düşman oraya gelinceye kadar benden hayır bekleme.." [13](Doğan Avcıoğlu, Mili Kurtuluşu Tarihi, 1838'den, 1995'e, Tekin yayın evi, İstanbul 1986, s.909.)


 Yunus Nadi ve arkadaşları, İstanbul'un işgali üzerine Ankara'ya kaçarken yolda uğradıkları Budaklar Köyünde silahlı köylüler tarafından karşılanırlar gerisini Yunus Nadi şöyle yazar:
"Yahu ayıp olmasın ama şu köye gelirken silahlı bir toplulukla karşılanmaklığımız neden gerekti?
 Hiç beyefendi… Mavzerli gördüğünüz bizler, bu köyce korucu yapılmış insanlarız. Doğaldır ki size göre değil, fakat ortalıkta ne olduğu belirsiz işler dönüyor. Onun için köyce kulağımız kiriştedir, olur olmaz işin bu köye bulaşmaması için işte böyle dikkatli bulunuyoruz da ondan.[14] (Doğan Avcıoğlu, s.909)
         Ne gibi işler?
"Önce eşkıya meşkiya gelebiliyor. Baskınlardan maskınlardan korkulabilir. Sonra İngilizler gelecek, gidecek diyorlar. Sonra Armaşe taraflarına Ermeniler gelebilir, sonra İstanbul'da işler olmuş… biz istiyoruz ki, dünyada ne olursa olsun, fakat bu köye bulaşmasın.İstanbul'da bir şeyler mi olmuş dedin? Üç beş gündür geziyoruz da haberimiz yok. Acaba ne gibi şeyler olmuş?İngilizler İstanbul'u zaptetmişler galiba. Pek iyi bilmiyorum ama buraya kadar işte bu çeşit haberler geldi…

Durum tamamen aydınlanmıştı. Köyün uyanık hareketi, özellikle bizim gibi İstanbul'un işgali işleri ile ilgili olanlara karşı idi. Budaklar Köyünü böyle karışık ve küçücük işlerden alaraga tutmak istiyorlardı. Bizlerin kimler olduklarımızı bilseler, belki ellerimiz kollarımızı bağlayarak haklarımızda akıllarınca uygun görecekleri herhangi bir muameleyi yapmaya kalkışırlardı. Şu ruhsal duruma göre burada zor  durulurdu. Heriflere hiç renk vermedik ama, durumun böyle olduğu anlaşıldıktan sonra orada kalmaya çalışmanın da hemen hemen imkanı yoktu…

Hayvanlarımıza bindik ve sırrımızı açığa vurmayarak, tıpkı kurbanlık koyunlar gibi yolumuza devam etmeye koyulduk. Şimdi yine halkın önünden geçiyorduk. Onlar hala anlamamış ve inanmamış gözlerle bize bakıyorlardı"

Anadolu halkı gerçekten tükenmiştir. Kendi malı ve canından öte hiçbir şey için dövüşmeye istekli değildir. Yakup Kadri, "Yaban"da Anadolu'ya koşan milliyetçi aydının yalnızlığını buruk bir şiir diliyle anlatır:

"Köylü Biliyorum beyim, sen de onlardansın emme…Kemalist aydın  Onlar kim?Köylü  Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar…Kemalist aydın  İnsan Türk olur da Kemal Paşa'dan nasıl yana olmaz?Köylü  Biz Türk değiliz ki beyim.Kemalist aydın  Ya nesiniz?Köylü  Biz İslamız elhamdülillah… o senin dediklerin Haymana'da yaşarlar…Eğer bize zafer nasip olursa bizle kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu, bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir".

Anadolu'da henüz bir millet yoktur, eşraf işbirlikçidir…
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bunu acı acı yazar ve halka yabancı aydını bundan sorumlu tutar:

"Anadolu.. Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen yağmacıyla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınları, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların türediği yer burasıdır.

Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası, taş altında ezildi. Burada yüzü düşmana dönük, nice vatan mücahitleri, savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu. Burada milli bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturduğu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi. Burada ben, vatan delisi, millet divanesi burada ben harp malülü Ahmet Cemal yapayalnızım.

Bunun  nedeni Türk aydını gene sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu hayvani duyguların, cehaletin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuğu göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi,  elinde orak burada hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir".


Batı Cephesi Komutanı ismet Paşa İnönü Savaşı günlerinde Bursa'dan aileleriyle çekilen subaylara, Anadolu halkı hakkında "Yaban"ın harp malulü kahramanı Ahmet Cemal gibi konuşur:

"Bana bakın. Kimse işitmesin. Millet ne yazık ki bizi anlamıyor Millet şu anda sizin düşmanınız haline getirilmiştir. Millet sizin yüzünüzden savaş devam ediyor sanmaktadır".

İstiklal Mahkemeleri kurulurken, 1920 sonbaharında Meclis'te Hamdullah Suphi, aynı feryadı yükseltir:

"Esasen biraz havada asılı bir durumda duruyoruz ve halk halen ne yaptığımızı dahi anlamamıştır". Millet bu haldedir. Milletin bu halde olmasının sebebi saray entrikalarıyla devlet idare edenlerin milletine hiçbir şey vermediği halde onların canını kanını malını sömürenlerin veya dış güçlere peşkeş çekenlerdir. “  [15]( Ne yazık ki bu günde millet farklı yollardan yine aynı hale getirilmiş düşman ancak kapıyı kırıp eve girince aklı başına gelecek hale gelmiştir)



VAHİDETTİN NEDEN ANADOLU'YA KENDİSİ GEÇMEMİŞ


Yazımızın önceki sayfalarında işbirlikçiliğini örnekleriyle açıkladığımız Vahidettin'i aklamak için N.F.Kısakürek tarafından yazılan Vahidettin  isimli saçmalıklar dizisi bir kitapta hayali bir sahne kuruluyor ve bu sahnede Vahidettin ile M.Kemal yazar tarafından konuşturuluyor. Kaldı ki Cuma selamlığı sonrası Vahidettin efendi  güya Mustafa Kemal'e şöyle diyor :

 "Hatıra şöyle bir sual gelebilir: Ya siz, Padişah ve Halife olara niçin bizzat Anadolu'ya geçip milli şahlanışı ve yüksek merkeze kavuşturmayı düşünmüyorsunuz? Niçin bizzat Anadolu ayaklanmasının başına geçmiyorsunuz? Böyle bir teşebbüs, hareketi başlamadan boğmak, boğulmasına sebep olmak neticesini doğurur. Eğer ben gizlice hazırlanıp Anadolu'ya ve milli mukavemetin başına geçecek olursam, bu teşebbüsü milli kıyamı en üst derecesine çıkarır amma milletimiz için bir felaket, intihar gibi bir şey olur. O zaman İtilaf Devletleri şu anki tereddütlü vaziyetlerini bir anda değiştirirler. Toplanırlar, işin aldığı önem karşısında topyekün üzerimize saldırılar ve topyekün tasfiyemize giderler. Hareketi de, artık ikinci bir davranışa imkân bırakmamacasına bastırırlar. Bu da artık sulhe ve yeniden şart koşma imkanına kökünden sed çeker." [16]( Vahidettin,s.161)

  Halbuki düşmanın tereddütü yoktur. Altı gizli anlaşmayla Osmanlı Devletini parçalayıp çökertmeyi kararlaştırmışlar, Vahdettinin hükümdarı olduğu ülkenin dört bir yanına girmişler, mütareke anlaşmasını şakır şakır çiğniyorlar, orduyu soyup soğana çevirmişler, donanmaları sarayınızın burnunu dibinde demirli. Doğu Anadolu için ne tasarladıkları belli, son olarak Yunanlıları da İzmir'e çıkartmışlar. Niyetlerini hala mı anlamadınız? Anlamanız ve tereddütten kurtulmanız için daha ne yapmaları gerekiyor?[17] (Turgut Özakman, Age s. 263)  Hangi şart koşma imkânı? Neyin şartını ne zaman koymuş bu hünkâr? Üstelik Sevres Andlaşması, topyekün tasfiye değil de neydi? Hangi İstanbul Hükümeti hangi zamanda bir şart ileri sürdü? Damat Ferit hükümeti, önüne uzatılan Sevres Andlaşmasını bile kuzu kuzu imzalamadı mı?

Samiha Ayverdi ise bakınız konuya nasıl yaklaşıyor:

"Sultan Vahideddin, bir yandan tarihi ve milli hazinelerin yağmalanmaması, bir yandan da İstanbul'dan ayrılmasının siyasi mahzurları (sakıncaları) yüzünden, tahtının yanında kalmaya mecburdu. Nitekim Anadolu'ya geçmeden evvel M. Kemal Paşaya, 'oğlum, ben İstanbul'dan ayrılırsam düşman, hem ecdat hazinelerin mahveder, hem de şehri bir daha geri alamayız. Onun için sen git, ben burayı beklemeye mecburum' demişti. İşte bu mecburiyet yüzündendir ki milli mücadeleyi kötüler görünüyor ve ona karşı kuvvet sevk ediyor, başta M.Kemal Paşa, kuvayı milliyecileri idama mahkûm ediyor, fetvalar çıkartıyordu."  [18]( Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, 3. C.,s.193)

  Toplumda belli bir misyonu üstlenmiş insanların böyle Tanığı, belgesi, kanıtı, mesneti  olmayan bu tür hayal ürünü cümleler kullanarak yazdıkları yazılar  tarihe ne katar ki?

  Hep birlikte, ben Vahidettin'i ya da M.Kemal'i severim ama gerçeği daha çok severim diyebilsek, acı da olsa, ön yargılarımız bir yana bırakıp, gerçeği içimize  sindirmeye razı olsak, ne kadar çok sorun çözülecek. [19]( Turgut Özakman, Age s. 263)

K.Mısıroğlu: 


"Sultan Vahideddin, İstanbul'da oturmayarak Anadolu'daki milli harekâtın başına geçseydi, hiç şüphesiz müstevliler (istilacılar) İstanbul'a bir daha çıkmamak üzere yerleşirlerdi. (Sultan Vahideddin) onların tahammül edilmez baskılarına rağmen, cephelerden son zafer müjdeleri gelinceye ve Refet Paşa kumandasında bir kısım milli kuvvet vaziyete hakim oluncaya kadar, İstanbul'daki acı ve elemli günleri, göz yaşlarını içine akıtarak geçirmek suretiyle İstanbul'un elimizde kalmasını temin etmiştir."  [20]( S.Mücahitler,s.97 vd)


V.Vakkasoğlu: 


"Padişah işgalcilerin elinde tam manâsıyla esirdi  ve istediği şeyi yapmaktan çok uzaktı. İkinci ve daha önemli sebep ise, Padişah İstanbul'u  bir terk etseydi, bir daha dönemeyecek, şehir otomatikman işgal kuvvetlerine devredilmiş olacaktı." [21]( Bu Vatanı Terk Edenler,s. 50; Son Bozgun, 1, C., s.147.)
  Vahidettinciler işgalcilerin elinde esirdi diyorlar ancak  Vahidettin, esir olduğunu kesin olarak reddediyor, Kemalistlerin halkı aldatmak için uydurdukları bir hikaye olduğunu söylüyor.[22]( 21 Mart 1922 de, Rumbold'la yaptığı görüşmedeki sözleri, Jeschke, İng. Belgeler,s.161)

  Vahidettin'in Anadolu'ya neden geçmediğinin Avukatlığına soyunanlar caba kendilerine şu soruyu bir sorsalar:

  Acaba  Padişah Vahidettin mütarekeden sonra Üsküdar'a bile geçmiş mi?

   Vahdettin Mustafa Kemal'i Anadoluya gönderirken acaba aklının ucundan bile onun kendisine tavır koyarak Milli Mücadeleyi başlatacağını bilseydi acaba gönderir miydi?

  Üsküdar'a bile geçmeyi düşünmeyen Anadolu'yu tamamıyla kafadan silerek tahtını tacını kurtarma peşine düşen Vahidettinden bahsediyoruz.

   İngilizler gelir gelmez görüşme yollara arayıp daha hiçbir talep yokken bile Türkiye'yi bölme ve parçalara ayırarak İngilizlere teslim etme planını kendisi sunan, 15 yıl İngiltere Sömürgesi olmayı kabul etmeye razı olduğunun beyanını imzalayarak İngiliz komutanına teslim eden bir hünkâr nasıl olacakta Anadolu'ya geçip bu vatanı kurtaracak?

Acaba Vahidettin bunu bir saniye bile düşündü mü?

    Böyle bahane ve mazeretler aramak, ucuz edebiyat yapmak, biri ötekini tutmaz hayali sahneler ve düzmece tarihler yazmak yerine, dişlerini sıkıp şu gerçeği bir itiraf edebilseler, masal söylemeye gerek kalmayacak:
'Ne yazık ki son Padişahın yaşı, sağlığı, sinir sistemi alıştığı hayat düzeni, cesareti, kültürü, yaman bir kurtuluş savaşının başına geçmeye uygun ve yatkın değildi.'

Diyebilseler mesele hallolacak..

Ancak asıl amaç başka . AMAÇ ATATÜRK VE TÜRK MİLLETİNİN YAPTIĞI MİLLİ MÜCADELEYİ YOK FARZ EDEREK  BU MİLLETİN TARİHİNİ TERS YÜZ EDEREK MİLLİ ŞUUR SAHİBİ OLMASINI ÖNLEMEK, YENİ BİR İSTİKLAL SAVAŞI İLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞI ZAMAN BAŞTAN KAYBETMİŞ VE KENDİNE GÜVENİ KALMAMIŞ BİR RUH HALİNE SAHİP OLMASINI SAĞLAMAK!! Mesele Vahidettin’i korumak değil Milli şuuru yok etmek İstiklal savaşını yok farz etmek Türk çocuklarını Mankurtlaştırmak!!!



   Nitekim başarılı da oldular. Bu gün Türkiye yine bir istiklal savaşı ile karşı karşıyadır ve  ne yazık ki Türk Milletinin hali 1919 Türkiye'sindeki tablodan farklı değildir!

Bu hale nasıl geldik? İşte böyle geldik ve halen böyle gidiyoruz!!

Nereye gidiyoruz?

Uçuruma gidiyoruz!!!

İŞBİRLİKÇİLER TÜRK MİLLETİNE OLAN KİNLERİNİ VAHDETTİN'İN ARKASINA  SAKLANARAK SERGİLİYORLAR

16 Mayıs 1919 günü Cuma selamlığına katılan Mustafa Kemal  Paşa, Padişah ile Yıldız Sarayı'nda son görüşmesini yaptığı sırada, padişah kendisine;


"Paşa, Paşa! Şimdiye kadar bu devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba (tarih kitabı) girmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa! Devleti kurtarabilirsin!"

hitabında bulunmuştur.  [23]( F.Rıfkı Atay, Atatürk'ten Hatıralar (1914-1919), Ankara 1965, s. 122.) Mustafa Kemal Paşa bu görüşmede üzerine düşeni yapacağını, elinden gelen gayreti göstereceğini ifade ederek selamlıktan ayrılmış; Padişah da kendisine bu ziyaretin anısına altından bir altın kol saati hediye ederek,  [24]( F.Rıfkı Atay, aynı eser,s.123)  yeni görevinde başarılar dilemiştir. [25] (Bk.Atay, Aynı eser,s.122-123. ayrıca bk. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz Belgeleri,s.96)Verilen bir kaç hediye ufak bir torbaya konulur, Mustafa Kemal'de bu hediyeleri koltuğunun altına alır. [26](Koltuk altına alınan bu küçücük torbanın içinde H.Hüseyin Ceylan'ın dediği gibi 40.000 altın yoktur. Olması da mümkün değil Çünkü 300 kilo tutuyor. Hasan mezarcı, Abdurrahman Dilipak'ın dediği gibi Milyonlarca kağıt para veya altın yoktur. Çünkü devletin böyle bir parası bulunmadığı gibi o gün için bu meblağın kapsadığı alanı hesaplarsak onları taşımak için de Bandırma Vapuru gibi ayrı bir gemiye ihtiyaç var.)
Mustafa Kemal'i Anadolu'ya Padişah, Sadrazam ve ilgili Hükümet üyeleri seçip gönderdiler. Seçkin bir komutan olduğuna, Samsun ve havalisindeki sorunları kendi istekleri doğrultusunda çözebileceğine inanıyorlardı.  [27] (Padişah ve devlet yöneticilerinin Atatürk hakkındaki olumlu düşünceleri için bkz: Tanse, I/86, 232; Aydemir (1969), I/391; Jaeschke, s. 108; Kinross, s. 242; Mikusch.s.190; Bıyıkoğlu, s. I/35; Uluğ, s. 38)Yetkilerin genişletilmesini sağlayan ise Atatürk'ün diplomatik akılcı gayretleri ve atik davranışları idi. Onun bu görevlere atayanlar belki de Atatürk'ün belirttiği gibi "şaşkınlık" [28] (Söyle, I/7) ve "aymazlık" [29] (Y.Nadi,s.82)  içerisindeydiler. Şu bir gerçek ki, Atatürk'ün gerçek amacını bilmiyorlardı. Bilselerdi kesinlikle böyle bir görev vermezlerdi. Asıl üzerinde durulması gereken mesele budur.
Mustafa Kemal'de Anadolu'daki sorunları Hükümetin amaçladığı biçimde çözebilecek güç ve koşullar da vardı. Hem Alman ve Enver karşıtıydı hem de İttihat Terakkili değildi.[30] (İğdemir, I/149-155; 156-160; A. S. D. IV/1-8.)İngilizlerle herhangi bir çelişkiye girmemiş, sürekli onları okşamıştı. [31]  (Kinross, s. 231; Avcıoğlu (1974) I/121 v.d.; Jaeschke,s.98 v.d.)Yukarıda da izah edildiği gibi, Mustafa  Kemal Paşa Anadolu'ya geniş hükümet yetkisiyle gönderilmekte idi.[32]( BOA. MVM., nr: 215,s.115; Gn.Kur. ATASE Arşivi: 1-1 Kls: 11, Ds. 164 F.1, 1-2.Ancak ne İngilizler, ne de Padişah ve hükümet; Mustafa Kemal Paşa'nın yakınları olan Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa ve Genelkurmay II. Başkanı Kazım Paşa'ya verdiği ipuçlarındaki düşüncelerini bilmiyorlardı. [33] (Aydemir, Tek Adam c.1, s. 394; Bıyıklıoğlu, aynı eer, c.I, s. 102; Kinross, Aynı eser, s. 252) Gerek hükümet, gerekse saray şimdilik Mustafa Kemal Paşayı [34]( Naşit Hakkı Uluğ,  Siyasi yönleriyle Kurtuluş Savaşı, İstanbul 1973, s. 30, 40.) destekliyorlardı. [35]( Dr. Zekeriya Türkmen, s. 909)
Padişah'ın "devleti kurtarabilirsiniz" [36]( ASD., C.I,s.15) sözü görev verilen paşalara verilen görevler sırasında görevin ehemmiyetini belirten sözlerle ilgilidir. Tekrar özetlersek Mustafa Kemal'in Harbiye nezaretince seçilişinin bir nedeni onun iyi bir komutan olması görevini en iyi şekilde yaparak Sarayın ve Hükümetin yürütmekte olduğu iş birlikçi politikaya destek sağlayacağı gibi sadece Türk çetelerine karşı koymakla kalmayacak Rum çetelerini de tesirsiz hale getirecektir.[37]( İstanbul hükümetleri Sina Akşin s.285—286) Anadolu'nun çeşitli yerlerinde beliren Kuvayı Milliye veya şuraları ortadan kaldırmak, bölgede dağınık olarak varolan silah ve cephanenin bir an önce toplattırılarak depolara biriktirilmesini sağlamak, İtilaf Devletlerinin istekleri dışında bir harekette bulunmakla, onların şikâyet ettikleri olayların önüne geçmek, görev bölgesinde mütareke hükümlerine işlerlik kazandırmaktı.[38]( BOA.DUIT., nr:68/23; Nitekim Atatürk,8.7.1932 tarihinde Enver Behnan Şapolyo'ya tutturduğu notlarında da bunları zikretmişti. Bk.Şapolya, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İstanbul 1958,s.299,302.)

  Vahidettin'in gözünde, İtilaf devletlerinin yakındıkları konuları çözmek, onları hoşnut etmek "memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna" inandırmak, "bu siyasete karşı gelen Türkleri bastırmak [39]  (Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele Mutlakiyete Dönüş (1918-1919), Cem Yayınevi,1992, s. 282-283)Devlete yapılacak en büyük hizmetti.” Ona göre devletin kurtuluşu buna bağlıydı.

  Yani Mustafa Kemal'e verilen görev bizim anladığımız ve gerçekleşen tarzda vatanı kurtarmak değil Vatanı kurtarmak için oluşabilecek faaliyetleri önlemekti. Verilen görev emri de bu mahiyette olup Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gönderiliş sebebi budur.

  "Devleti Kurtarabilirsin"  sözün biraz manidar olmasının sebebi Vahidettin'in kardeşi II Abdülhamit gibi vehimli [40]( Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, Burçak Yayınevi, 4. Baskı,  İstanbul Matbaası, 1968, s. 45)  olmasından da  olabileceği gibi Padişah'ın Atatürk'e söylediklerini değerlendirebileceğimiz üçüncü bir durum daha söz konusudur  o da Vahidettin'in o anki bir ruhsal durumu ile zor şartların meydana getirdiği acizliğin sonucu olabilir.
Bu konuda Araştırmacı yazar Baki Öz şöyle diyor:




"Vahidettin her ne kadar teslimiyetçi bir politika izlese de bu sözler konuşulurken Yunanlılar İzmir'e çıkıyorlardı. İstanbul işgal edilmişti. İşgalci devlet gemileri sarayın karşısında demirlemiş ve top namlularını sarayın pencerelerine doğrultmuşlardı. Böylesi bir durumda söylenen bu sözler o anki psikolojik ortamın çırpınışları  ve Vahidettin'in  içinde bulunduğu çaresizliğin belirtileri olarak da değerlendirilebilir.  M. Kemal'i de şaşırtan bu sözler bilinçli söylenmiş sözler değil, acizliğin yarattığı şaşkınlıkla da olabilir çünkü, eğer ülkeyi kurtarma doğrultusunda bir amaç taşısaydı bunu M. Kemal'e açıkça söylerdi, tasarılarını açıklardı, isteklerini belirtirdi. Böyle bir davranışını görmüyoruz. M. Kemal'e değil,  hiç kimseye de bu doğrultuda bir görüş belirtmesi yok. Bu nedenle bu sözleri o anki ruhsal durumun ve şaşkınlığın belirtileri olarak düşünüyor olabilir. Öyle ki bundan sonra da Kurtuluş Savaşı yanlısı hiç bir tutumu görülmüyor. İngiltere'nin M. Kemal'i geri çağırma isteklerine tümüyle uyuyor. Mustafa Kemal ve kadrosunu ölümle cezalandırıyor. Anadolu halkının M. Kemal'den kopmasını amaçlayan fetvalar göndertiyor. Halife ve Kuvai İnzibatiye Orduları kurdurtarak Anadolu'ya saldırtıyor. Yer yer Anadolu'yu ayaklandırıyor. Türk milletinin kurtuluşunu engellemek için ne gerekiyorsa yapıyor." [41]( Baki Öz, Age s. 57-59.)


    Padişah Vahidettin'in isteklerinden şunlar doğru olabilir. Pontus Devleti'nin kurulmasını Enver Paşa'nın Anadolu'ya girmesini, Sovyet düşüncesinin sızmasını önlemek. Bu noktalarda ortak düşünüle bilirler. Vahidettin bu tür isteklerde bulunabilir, M. Kemal de bu istekleri paylaşmış olabilir. [42] (Akşin,s.297.) Yoksa, Anadolu'da milli direniş örgütleri kurmasını, milli savaşıma girmesini, kongreler düzenlemesini, demokratik bir devlet kurmasını kesinlikle istememiştir. Dahası Anadolu'daki milli, özgürlükçü ve demokratik gelişmelerin bastırılmasını, kendi merkezi mutlakıyetini sağlayarak bir diktatörlüğün kurulmasını, İngiliz isteklerinin yerine getirilerek yumuşak bir barışın yapılması ortamının yaratılmasını istemiştir. M. Kemal'de  [43] (Olaya daha değişik açıdan yaklaşan.Y.Küçük "sert" bulduğu Sovyet araştırıcısı Noviçev'in yargısına şöyle yer veriyor: Noviçev M. Kemal'e verilen yönergenin İçişleri ve Savaş Bakanlarının ortak kararları olmasını bu yetki alanına giren  kesimin bir bölümünün yabancı işgali altında bulunmasını göz önüne alarak bu olayda toplumsal bir öz olduğu sonucuna varıyor ve M. Kemal'e verilen yönergede, toplumsal hareketleri bastırma görevini bulunduğun ileri sürüyor. Dolayısıyla M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesindeki amacın askeri bir diktatörlük kurarak bu gelişmeleri bastırmak, Bolşevizm akımını yok etme, geniş halk yığınlarındaki devrimci birikimi, Türkiye'nin burjuvazisi ve toprak ağalarının çıkarları için kullanmak olduğunu söylüyor. Bkz. Küçük, ıı/708 v.d. Aşırı düşünce üretmenin sonucu olan bu görüşte haklı yargılar da yok değil. Kaldı ki emperyalizmin denetimindeki İstanbul Hükümetinin bu yollu amaçları, M. Kemal yoluyla tersine çevrildi. Halk üzerinde baskıya dayanan askeri diktatörlük kurulmadığı gibi, oluşan devrimci birikim M. Kemal'in önderliğinde emperyalizme karşı savaşım verdi.)Padişah ve İstanbul yönetiminin M. Kemal'i Anadolu'ya görevlendirirken neler istiyor, neler bekliyordu; Atatürk'ün 8.7.1932'de E. B. Şapolyo'ya tutturduğu notlarında açıkça görülür. Vahidettin'in M. Kemal'e verdiği direktif şudur:

 "Amaç Samsun ve çevresinde Rumlara zulüm eden Türkler'i yola getirmektir. Sonra da Anadolu'nun çeşitli yerlerinde beliren Kuvayi Milliye'yi ortadan kaldırmaktır. (..) Bütün umut, yenen devletlerin istekleri dışında bir harekette bulunmamaktır. Onların şikayet ettiği olayları da önlemek gerekir"  [44] (Şapolyo, s. 299, 302)


  Kaldı ki yaptığımız araştırmalarda görüldüğü gibi Atatürk'ün bu açıklaması tarihin gerekçeleri ve belgelerle tamamıyla örtüşen bir açıklamadır.

 Millî Mücadeleyi ve Atatürk'ü milletin gözünden düşürmek isteyenler, "Atatürk'ü, Vahidettin göndermeseymiş, Atatürk vatanı kurtarmazmış"  diyorlar. Onlara göre "Mustafa Kemal'i keşfeden, seçen ve sandıklar dolusu altın vererek Anadolu'ya gönderen tek basiretli insan Vahidettin'miş". Veya "Madem Mustafa Kemâl'i Vahidettin göndermiş, İstiklâl Savaşı'nın kahramanı da o sayılırmış!" diyorlar.

  Aslında bu kavga kimisi sözde din tacirliğine soyunmuş dönme devşirme ve Türk düşmanı bir güruhun İstiklal Savaşına olan kızgınlıkları ile Türk milletinden tarihin intikamını almak için uydurdukları hakikat trenine bağlı yalan vagonlarıdır.

İngiliz veya Amerikan mandası olmamamızın Türkiye'nin bölünüp parçalanmamasının işbirlikçilerin evlatlarındaki kinin yansımasıdır.
( Not : Olaya daha değişik açıdan yaklaşan.Y.Küçük "sert" bulduğu Sovyet araştırıcısı Noviçev'in yargısına şöyle yer veriyor: Noviçev M. Kemal'e verilen yönergenin İçişleri ve Savaş Bakanlarının ortak kararları olmasını bu yetki alanına giren  kesimin bir bölümünün yabancı işgali altında bulunmasını göz önüne alarak bu olayda toplumsal bir öz olduğu sonucuna varıyor ve M. Kemal'e verilen yönergede, toplumsal hareketleri bastırma görevini bulunduğun ileri sürüyor. Dolayısıyla M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesindeki amacın askeri bir diktatörlük kurarak bu gelişmeleri bastırmak, Bolşevizm akımını yok etme, geniş halk yığınlarındaki devrimci birikimi, Türkiye'nin burjuvazisi ve toprak ağalarının çıkarları için kullanmak olduğunu söylüyor. Bkz. Küçük, ıı/708 v.d. Aşırı düşünce üretmenin sonucu olan bu görüşte yanlıştır. Emperyalizmin denetimindeki İstanbul Hükümetinin bu yollu amaçları varsayıldığında karşılaşacağımız sonuç tam tersidir. Çünkü Emperyalist bütün baskılar ve dikta hevesleri M. Kemal yoluyla tersine çevrildi. Halk üzerinde baskıya dayanan askeri diktatörlük kurulmadığı gibi, oluşan devrimci birikim M. Kemal'in önderliğinde emperyalizme karşı savaşım verdi.)






[1]  İzmir Valisi ve Trakya Müfettişi Umumisi olmuştur
[2]  Sonra Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü olmuştur.
[3]  Ayıcı Arif diye meşhurdur. İzmir suikastinde asılmıştır.
[4] Hüsrev Gerede: Muhtelif Büyükelçiliklede bulunmuştur.
[5]  Korgeneral Kemal Doğan.
[6] Varşova Elçiliği ve milletvekilliği yapmıştır.
[7]  Başvekil iken ölmüştür.
[8] Bolu milletvekili olan Cevat Abbas.
[9] Askeri Yargıç Tümgeneral Hikmet Gerçekçi
[10] Selek, s. 213 v.d.; Kili, s. 19; Aydemir (1971), II. 19, Uluğ, s. 63 v.d.; Atatürk'le Samsun'a çıkanlar hakkında geniş bilgi için bkz: Dr. Fethi Tevetoğlu'nun "Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar" yazı serisi. Türk Kültürü Dr. Say: 82, 83, 84, 85, 86 ,87, 88, 93.
[11]  Sabahattin Selek, Age s. 214)
[12] Benim rahmetli eşimin dedesinin 12 kardeşi birinci dünya savaşı ve öncesinde birer birer şehit oluyor. Dedesinin annesi ve babası bu acıyla ölüyor. Dedesi de 10 yaşında yetim kalıyor. Rahmetli dede anlatırken çok acı duyar, gözyaşları içerisinde "Kardeşlerim, Annem, Babam, hepsi gözümün önünden birer birer kayıp gittiler yapayalnız kaldım" derdi. Allah rahmet eylesin.
[13]  Doğan Avcıoğlu, Mili Kurtuluşu Tarihi, 1838'den, 1995'e, Tekin yayın evi, İstanbul 1986, s.909.
[14]  Doğan Avcıoğlu, s.909.
[15]  Ne yazık ki bu günde millet farklı yollardan yine aynı hale getirilmiş düşman ancak kapıyı kırıp eve girince aklı başına gelecek hale gelmiştir.
[16]  Vahidettin,s.161
[17]  Turgut Özakman, Age s. 263.
[18]  Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, 3. C.,s.193
[19]  Turgut Özakman, Age s. 263.
[20]  S.Mücahitler,s.97 vd
[21]  Bu Vatanı Terk Edenler,s. 50; Son Bozgun, 1, C., s.147.
[22]   21 Mart 1922 de, Rumbold'la yaptığı görüşmedeki sözleri, Jeschke, İng. Belgeler,s.161
[23]  F.Rıfkı Atay, Atatürk'ten Hatıralar (1914-1919), Ankara 1965, s. 122.
[24]  F.Rıfkı Atay, aynı eser,s.123.
[25]  Bk.Atay, Aynı eser,s.122-123. ayrıca bk. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz Belgeleri,s.96.
[26]  Koltuk altına alınan bu küçücük torbanın içinde H.Hüseyin Ceylan'ın dediği gibi 40.000 altın yoktur. Olması da mümkün değil Çünkü 300 kilo tutuyor. Hasan mezarcı, Abdurrahman Dilipak'ın dediği gibi Milyonlarca kağıt para veya altın yoktur. Çünkü devletin böyle bir parası bulunmadığı gibi o gün için bu meblağın kapsadığı alanı hesaplarsak onları taşımak için de Bandırma Vapuru gibi ayrı bir gemiye ihtiyaç var.
[27] Padişah ve devlet yöneticilerinin Atatürk hakkındaki olumlu düşünceleri için bkz: Tanse, I/86, 232; Aydemir (1969), I/391; Jaeschke, s. 108; Kinross, s. 242; Mikusch.s.190; Bıyıkoğlu, s. I/35; Uluğ, s. 38.
[28]  Söyle, I/7
[29] Y.Nadi,s.82.
[30] İğdemir, I/149-155; 156-160; A. S. D. IV/1-8.
[31] Kinross, s. 231; Avcıoğlu (1974) I/121 v.d.; Jaeschke,s.98 v.d.
[32] BOA. MVM., nr: 215,s.115; Gn.Kur. ATASE Arşivi: 1-1 Kls: 11, Ds. 164 F.1, 1-2.
[33]  Aydemir, Tek Adam c.1, s. 394; Bıyıklıoğlu, aynı eer, c.I, s. 102; Kinross, Aynı eser, s. 252.
[34] Naşit Hakkı Uluğ,  Siyasi yönleriyle Kurtuluş Savaşı, İstanbul 1973, s. 30, 40.
[35] Dr. Zekeriya Türkmen, s. 909.
[36] ASD., C.I,s.15.
[37] İstanbul hükümetleri Sina Akşin s.285--286
[38] BOA.DUIT., nr:68/23; Nitekim Atatürk,8.7.1932 tarihinde Enver Behnan Şapolyo'ya tutturduğu notlarında da bunları zikretmişti. Bk.Şapolya, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İstanbul 1958,s.299,302.
[39] Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele Mutlakiyete Dönüş (1918-1919), Cem Yayınevi,1992, s. 282-283
[40] Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, Burçak Yayınevi, 4. Baskı,  İstanbul Matbaası, 1968, s. 45
[41] Baki Öz, Age s. 57-59.
[42] Akşin,s.297.
[43] Olaya daha değişik açıdan yaklaşan.Y.Küçük "sert" bulduğu Sovyet araştırıcısı Noviçev'in yargısına şöyle yer veriyor: Noviçev M. Kemal'e verilen yönergenin İçişleri ve Savaş Bakanlarının ortak kararları olmasını bu yetki alanına giren  kesimin bir bölümünün yabancı işgali altında bulunmasını göz önüne alarak bu olayda toplumsal bir öz olduğu sonucuna varıyor ve M. Kemal'e verilen yönergede, toplumsal hareketleri bastırma görevini bulunduğun ileri sürüyor. Dolayısıyla M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesindeki amacın askeri bir diktatörlük kurarak bu gelişmeleri bastırmak, Bolşevizm akımını yok etme, geniş halk yığınlarındaki devrimci birikimi, Türkiye'nin burjuvazisi ve toprak ağalarının çıkarları için kullanmak olduğunu söylüyor. Bkz. Küçük, ıı/708 v.d. Aşırı düşünce üretmenin sonucu olan bu görüşte haklı yargılar da yok değil. Kaldı ki emperyalizmin denetimindeki İstanbul Hükümetinin bu yollu amaçları, M. Kemal yoluyla tersine çevrildi. Halk üzerinde baskıya dayanan askeri diktatörlük kurulmadığı gibi, oluşan devrimci birikim M. Kemal'in önderliğinde emperyalizme karşı savaşım verdi.
[44] Şapolyo, s. 299, 302.



Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 12 - Ata Samsun'a Çıkıyor ! Reviewed by Türk Asya on Salı, Haziran 17, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.