Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 08 - Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya Gönderilmesi Hazırlıkları


Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 08

Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya Gönderilmesi Hazırlıkları
 07. Bölümden de alıntılar var. Ayrıntılıdır.




M. Kemal’İ  Vahidettin mi seçti ?

Mustafa Kemal’i kimler nasıl önerdi ?

Mustafa Kemal Paşa'nın bir devlet göreviyle Anadolu'ya gönderilmesi için aylara yapılan gizli hazırlıklar Neler ?

TARİHİ AYDINLATIYORUZ



MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN ORDU MÜFETTİŞLİĞİNE ATANMASINDA, DÖNEMİN YAZIŞMA KURALLARI GEREĞİ OSMANLI HARBİYE NEZARETİNİN (MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI), ERKANI HARBİYEİ UMUMİYE RİYASETİNİN (GENELKURMAY BAŞKANLIĞI), DAHİLİYE NEZARETİ'NİN (İÇİŞLERİ BAKANLIĞI), SADRAZAM VE HEY'ETİ VÜKELA'NIN (BAKANLAR KURULU) OLURLARI VE PADİŞAHIN ONAYI GEREKİYORDU. BU DURUMDAN, BAŞKENTTE KONTROLÜ ELLERİNDE BULUNDURAN İŞGAL KUVVETLERİ KOMUTANLIĞINI DA HABERDAR OLMASI SÖZ KONUSU İDİ.

DAHİLİYE NAZIRI (İÇİŞLERİ BAKANI) OLARAK BULUNAN MEHMET ALİ BEY, İSMAİL FAZIL PAŞANIN AKRABASI İDİ. MUSTAFA KEMAL'İN YAKIN ARKADAŞI ALİ FUAT (CEBESOY) PAŞA'NIN BABASI OLAN İSMAİL FAZLI PAŞA, MEHMET ALİ BEY'İN MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE GÖRÜŞMESİNE ARACILIK ETTİ.

İSMAİL FAZIL PAŞA, MEHMET ALİ BEY İLE YAPTIĞI GÖRÜŞMEDE MUSTAFA KEMAL'İN İTTİHATÇI OLMADIĞINA DAİR TAAHHÜTTE BULUNDUKTAN SONRA, BİR AKŞAM KUZGUNCUK'TAKİ EVİNE DAVET EREK TANIŞMALARINA DA VESİLE OLDU.

BU DAVETTE MUSTAFA KEMAL PAŞA, MEHMET ALİ BEY ÜZERİNDE SON DERECE İYİ BİR İZLENİM BIRAKMIŞ VE  KENDİSİNE HER TÜRLÜ YARDIMDA BULUNULACAĞI VAADİNİ DE ALMIŞTI.

MEHMET ALİ BEY DE MUSTAFA KEMAL'İN MÜFETTİŞ OLARAK ANADOLU'YA GÖNDERİLMESİ İÇİN BAKANLIĞI TARAFINDAN HÜKÜMETE SUNULACAK GEREKÇELERİN NELER OLABİLECEĞİNİ ARAŞTIRMAYA BAŞLADI.

BU YOĞUN FAALİYETLER ESNASINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA, BAHRİYE NAZIRI AVNİ PAŞA İLE DE GÖRÜŞMELERDE BULUNDU; MEHMET ALİ BEY VASITASIYLA ŞİŞLİ'DEKİ EVİNDE BİRKAÇ DEFA BİR ARAYA GELEREK DOSTLUKLARINI İLERLETTİ. AVNİ PAŞA, O SIRADA HARBİYE NAZIRI BULUNAN ŞAKİR PAŞANIN DAMADI BULUNMAKTAYDI. MUSTAFA KEMAL PAŞA, BU ARKADAŞI VASITASIYLA HARBİYE NAZIRI'NIN DA GÜVENİNİ KAZANDI

BU TAYİNDE MEHMET ALİ BEY'İN ROLÜ OLDUĞU GİBİ, AVNİ VE ŞAKİR PAŞALARIN DA ETKİSİ OLDU.ALİ FUAT PAŞA, DAMAT FERİT İLE MEHMET ALİ BEY'İN ARASININ BU TAYİNDEN SONRA AÇILDIĞINI VE MEHMET ALİ BEY'İN BİR DAHA KABİNELERE GİREMEDİĞİNİ BELİRTİR

SAMSUN OLAYLARI ÜZERİNE ANLAŞIK (İTİLAF) DEVLETLERCE SIKIŞTIRILAN İSTANBUL HÜKÜMETİ ÇÖZÜM YOLU ARAMAYA KOYULDU. RAUF BEYİN ANILARINA GÖRE, BAŞBAKAN, İÇİŞLERİ BAKANI'NI ÇAĞIRIR, SORUNA ÇÖZÜM GETİRMESİNİ İSTER. M. ALİ BEY DE "ORAYA MUSTAFA KEMÂL PAŞA'YI GÖNDERELİM" DER. BU KONU DAHA SONRA YAPILAN ARAŞTIRMALARDA DA ELE ALINMIŞTIR. MESELA, DAVİD FROMKİN BATILI GÖZÜ İLE OLAYLARA YAKLAŞARAK, BU SIRADA BÜTÜN GELİŞMELERİN MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN LEHİNE OLDUĞUNU İFADE EDER. MUSTAFA KEMAL'İN MÜFETTİŞLİK İÇİN SAMSUN YOLCULUĞUNUN AYNI ZAMANDA XX. YÜZYILIN EN BÜYÜK POLİTİK YOLCULUĞU OLDUĞUNU BELİRTİR.

MEHMET ALİ BEY DEVAMLA 

"BU İŞ BURADA, BABIALİ'DE YOLUNA KONAMAZ, ASAYİŞİN BOZULDUĞU BÖLGEYE BU DAVANIN HAKKINDAN GELEBİLECEK; TECRÜBELİ BİR ŞAHSİYETİ GENİŞ YETKİLERLE GÖNDERMEK LAZIMDIR. MEVCUT KUMANDANLAR ARASINDA BU VASIFLARA HAİZ OLARAK HATIRAMA GELEN MUSTAFA KEMAL PAŞA'DIR" DER.
 
BAŞBAKANLA (SADRAZAM) TANIŞMALARI DA SAĞLANDI. ŞAKİR PAŞANIN BELİRTTİĞİNE GÖRE BAŞBAKANIN UYGUN GÖRMESİYLE BU GÖREV  M. KEMAL'E VERİLDİ.

MUSTAFA KEMAL’İN ANADOLU’YA GÖNDERİLİŞİ BU ŞEKİLDE OLMUŞTUR.



ATIN TERKİSİNE ATLAYIP GİDEYİM Mİ?

     Mustafa Kemâl, İstanbul'da kalması çok tehlikeli olmasına rağmen ya kabinede bir görev almayı ya da Anadolu'ya resmi bir görevle gönderilmeyi bekliyordu. Yusuf Hikmet Bayur'un anlatımına göre Mustafa Kemal İki buçuk ay önce Maraşal Allenby'’in uygun görmesi ile Ali İhsan Paşa'dan boşalan 6. kolordu komutanlığına tayin edilmiş ancak kabul etmemişti. Mustafa Kemal Anadolu'ya geçiş planları ve çalışmaları yapmakla birlikte o sıralarda İstanbul'da kalarak kurtuluş için bir takım çareler bulacağına inanıyordu.[1] (Y.Hikmet bayur. Atatürk s.2599) Aynı konuyu Atatürk Falih Rıfkı Atay'a da anlatmıştır.[2] (Falih Rıfkı Atay atatürk'ün bana anlattıkları s.103)

Ancak Mustafa Kemal artık İstanbul'da kurtuluş imkânının olmadığını anlamış ve Anadolu'ya resmi bir yetki ile gitmek için faaliyetlere girişmiştir. [3] (Erich Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, (Çev. Nüzhet Salihoğlu), İstanbul 1987,s.193-194. Lord Knross, Atatürk,s.236.)

Nitekim Genelkurmay Başkanı Diyarbekirli Kazım (İnanç) Paşa'ya mümkün olduğunca geniş yetkiler bulunan bir talimat hazırlatırken [4] (Atatürk Ansiklopedisi 6. Cilt s.243)  Kazım Paşa'ya 

"Her ne sebeb veya maksatla, beni İstanbul'dan uzaklaştırmak için bir vesile aramışlar ve bu memuriyeti bulmuşlar. Ben zaten şu veya bu suretle Anadolu'ya geçmek için fırsat arıyordum" der. [5] (Sina Akişin İstanbul hükümetleri ve Milli Mücadele s. 281)

Mustafa Kemal İstanbul'da rahatsız ve huzursuz idi. [6] ( Sabahattin Selek, M. Kemal Paşa'nın Anadolu'ya Gönderilmesi, Anadolu ihtilali, Burçak Yayınevi, Belgeler ve Araştırmalar Dizisi, 4. Baskı, İstanbul Matbaası, 1968, s. 205) 15 Ocak 1919'da  Mustafa Kemal, Albay İsmet'i Şişli'deki evine davet ederek bir görüşme yapar. Ona

  "Hiç bir sıfat ve selahiyet sahibi olmaksızın Anadolu'ya geçmek ve orada milleti uyandıracak kurtuluş çarelerini aramak için en kolay yol hangisi olabilir" der.

Nitekim Mustafa Kemal'in yakın arkadaşı İsmet İnönü de hatıralarında bu durumu doğrular ve :

  "…Aylardan beri devam eden siyasi çalışmalar artık sona ermiş, başka çare olmadığından Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya gitmeye karar vermişti." [7] (İsmet İnönü, Hatırlara, C.I, İstanbul 1985,s.176; Ayrıca bk. Tarih IV, İstanbul 1931.s.26.)

Ali Fuat Cebesoy Anılarında Şöyle yazıyor:"1919 Şubat ayının sonu: 

 Mustafa Kemal Paşa'nın evine son defa gitmiştim. Beni karşılarken "Rauf Bey'i de çağırmıştım" dedi. Akşam yemeğinden sonra saatlerce konuştuk. Kemal Paşa eğer bir vazifeye kendisini tayin ettiremezse, Anadolu'da en itimad ettiği bir kumandanın yanına gideceğini ve ilk defa işe oradan başlıyacağını söylüyordu. "Paşam ben ve kolordum emrinizdedir" dedi. Mavi gözlerinin nasıl bir ışıkla parıldadığını tarif edemem.Yerinden kalkıp hararetle elimi sıktı. “Beraber çalışağız Fuad" dedi.

Albay Refet Bele Şişlideki evi ziyaretinde Atatürk kendisine 

"Atın terkisine atlayıp gideyim mi?"der. [8] (Atatürk Ansiklopedisi c.6.s.10)

Anadolu'da yeni bir devlet kurulması fikrinin ilk defa nerede ve nasıl cereyan ettiğini Ali Fuat Cebesoy başka bir belgede şöyle açıklıyor:

"Anadolu Milli Hareketinin esaslarını Mustafa Kemal Paşa'nın Şişlideki evinde yalnız ikimiz hazırlamıştık. Bazen Rauf Orbay ile birlikte üçlü görüşmeler yapmıştık. Toplantılara gelen bir çok zevat vardı. Ancak onlara yapacağımız işten söz etmedik." [9] (Paşa'nın Şevket Süreyya Aydemir'e 27/4/1960 tarihli mektubundan Tek Adam)

ALİ FUAT CEBESOY VE MEHMET ALİ BEY

    Damat Ferit Paşa, Padişah'ın adamı, hürriyet ve İtilâf fırkasının başı, söz sahibi ve iktidarın reisi olduğu gibi, dahiliye nazırı Mehmet Ali Bey de Hürriyet ve İtilaf Fırkasının kuvvetli ve efendilerince güvenilen bir azasıydı. Mustafa Kemâl'in Anadolu'ya gönderilişi, kaderin Mustafa Kemâl'i Ali Fuat Cebesoy vasıtasıyla Mehmet Ali Bey'in karşısına çıkarmasından kaynaklanmıştır.  [10] (Yakın Tarihiimz, s. 154; Jaeschke, s. 101; Kinross, s.235; Uluğ, s. 35; Ahmet Emin Yalman - Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, I/30).

   Mehmet Ali Bey, M. Kemal'in arkadaşı Ali Fuat Paşa'nın yakınıydı. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya resmi bir görev ile geçmesi hususunda çözüm aranırken, Ali Fuat Paşa ve Babası İsmail Fazıl Paşa  Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey ile bir ön görüşme yapma ve onu ikna etme fırsatı buldular. [11]  (Yakın Tarihiimz, s. 154; Jaeschke, s. 101; Kinross, s.235; Uluğ, s. 35; Ahmet Emin Yalman - Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, I/30.)

Ali Fuat Cebesoy hatıralarında bu durumu şöyle anlatıyor:

"Pek iyi hatırlamıyorum, ya bir tesadüf eseri olarak veyahut babamın ricası üzerine Mehmet Ali Bey o gün de bize gelmişti. Konuşmalarımız uzun sürmüştü. Babama anlattıklarımı ona da tekrarlamıştım. Muhatabımız İttihatçıları en şiddetli bir lisan ile tenkit etmekle beraber itidali de elden bırakmıyordu. Tevfik Paşa kabinesinden şikayetçi idi. Amma bi taraf bir kabineden ziyade Hürriyet ve İtilaf Fırkasına dayanan bir hükümet istiyordu. O zaman işlerin daha iyi idare edileceğine kani idi. Ben dilimin döndüğü kadar birlik ve beraberlikten bahsettim. Ancak bu sayede bir milli mukavemetin  yaratılabileceğini, aksi takdirde galip devletlerin biz birbirimizi yerken esasen riayet etmedikleri mütareke hükümlerini büsbütün dinlemeyeceklerini, bizi yere vurmak için akla hayale gelmeyen taleplerin ileri sürüleceğini söyledim. Ordunun terhisi aleyhinde bulundum, sözlerimi makul karşıladı. [12]( General Ali Fuat Cebesoy, Mili Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı İstanbul, 1953, s. 34)
" Beraberlik elzemdir.” 

    Dedi. Bir ara söz Mustafa Kemal Paşaya intikal etti .Mehmet Ali Bey, Paşayı şahsen tanımamakla beraber  hakkında çok şey işitmişti. İyi bir intibaı vardı.

"Genç, zeki ve enerjik bir kumandan olduğunu söylüyorlar, veliahtlığı sırasında zatı şahane ile beraber Almanya'ya seyahat ettiği için ona da yabancı değil, siz ne düşünüyorsunuz?”

Tereddütsüz cevap verdim:

“ Mustafa Kemal Paşa, benim gerek Mektebi Harbiye'de ve gerekse Erkânı Harbiye mektebinde sınıf arkadaşım idi. Harbin en karanlık ve buhranlı günlerini beraber geçirdik. Buyurduğunuz gibi zeki, enerjik ve aynı zanda memleketini seven vatansever bir zattır. Kendisine faal bir vazife verilmesi memleketin nef'inedir.”

Mehmet Ali Bey, ufak bir tereddütten sonra sordu:

“ Fakat ittihatçıdır, diyorlar doğru mu?”

    Biraz evvel birlik ve beraberlikten bahsetmiştik, bunu makul karşılamıştınız beyefendi.
 Evet amma…
Kat'i teminat vermek lazımdı.

 “Mustafa Kemal Paşa İttihatçı değildir. Harp esnasında ve hatta daha evvel Enver Paşa ile olan mücadeleleri bunu ispata kafidir zannederim.” “Evet ben de işitmiştim.”

   Mülakatımız hep bu mevzu üzerinde dönüp dolaşmıştı. Babam da benim tarafımdan çıkmış, oğlunun müstakbel kayınpederini beraberce iknaa çalışmıştık. 

“İmkân bulursam Kemal Paşayı kendisine takdim edeceğimi” söyledim. Nazik bir zattı.“ Bu benim için bir şeref olacaktır”, dedi.

   Ayrılırken gayet basit bir meseleden bahsediyormuş gibi Meclisi Mebusan'ın yarın feshedilmesinin muhtemel olduğunu haber verdi. Bu benim için bir sürprizdi.

    Akşama daha çok zaman vardı. Babam istirahat etmemi söyledi. Hakikaten yorgundum. Hiç olmazsa birkaç saat uyumam dinlenmem lazımdı. Fakat buna lüzum görmedim. Elbiselerimi değiştirdim, bir an evvel Mustafa Kemal Paşa ile mülaki olmalı idim.[13]( Ali Fuat Cebesoy, s. 35)

Kuzguncuktan vapurla Beşiktaşa geçtim. Dolmabahçe sarayı önünde bekleyen İtilaf devletlerinin harp gemilerin gördüm. İçime bir hüzün çöktü. Biz dört yıl bunun için mi dövüşmüş, kanımızı dökmüştük. Sanki mağlubiyetin tek mesulü ben imişim gibi başımı önüme eğdim. Kör olası talih bizi düşmanlarımızın bu kadar zebunu mu edecekti? Beşiktaş iskelesinden bir faytona binerek Akaretler  Maçka yolu ile Şişliye çıktım. Bugün Atatürk müzesi olan binanın kapısını çaldım. Kapıyı açan hizmetçi kıza “Mustafa Kemal Paşanın evde olup olmadığını” sordum.  Hasta imiş. Adımı söyledikten sonra beni misafir odasına aldı.

 “Kendilerine haber vereyim efendim.”diyerek beni yalnız bıraktı. Aradan bir iki dakika geçti geçmedi, üzerinde kısa bir ropdöşambr olduğu halde Mustafa Kemal Paşa içeriye girdi.

-“Hoş geldin.”-“Rahatsız etmedim ya paşam, geçmiş olsun.”

    Elimden tutarak beni kendi odasına götürdü. Solda köşede bir karyola vardı. Yanındaki komodinin üzerinde o günkü İstanbul gazeteleri duruyordu. Kendisi yatağa oturdu. Ben de karşıdaki koltuğa geçtim. Rahatsızlığı pek mühim değilmiş. Bir iki güne kadar sokağa çıkabileceklermiş. Ne zamandan beri İstanbul'da olduğumu sordu. Bu sabah geldiğimi söylediğim zaman gözleri parladı. İlk ziyaretimin kendisine yapılmış olmasından memnun kalmıştı. İlk suali babamın ayni oldu:

-“ Anadolu'dan ne haber?”-“Adana'dan ayrıldıkları günden aralık ayına kadar Kilikya'da cereyan eden hadiseleri” 

kısaca anlattıktan sonra “verdiğimiz müşterek karar mucibince alınan tedbirleri” izah ettim. “Yoldaki müşahedelerimi” tekrarladım. “Anadolu şehirlerindeki anarşiyi” belirten sözlerimi dinlerken kaşlarını çatıyor:

-“ Bu hiç iyi değil.”Diyordu.

      Mehmet Ali Beyle yaptığımız görüşmeyi çok mühim bulmuştu. İyileşir iyileşmez Kuzguncuğa gelecek tanışacaklardı. Kendisi de İstanbul'daki temasları ve payitahtın ahvali hakkında malumat verdi. Ahmet İzzet Paşayı ikinci defa sadaret makamına getirmek maksadıyla sarf ettiği gayretler boşa çıkmıştı. Tevfik Paşa riyasetindeki kabineye itimat etmeyecekleri vaadinde bulunan bazı mebuslar, hükümet programının okunduğu gün tenkit etmek şöyle dursun ağızlarını bile açmamışlardı. Hükümet zayıf, zatı şahane mütereddit. Hürriyet ve İtilaf Fırkası vaziyete hakimdi. yeni kurulan İngiliz Muhipleri emniyeti menfi bir rol oynuyordu. Bununla beraber bazı hamiyetli şahsiyetler memleketin felakete sürüklenmesini önleyecek çareler arıyorlardı. Vaziyet ne kadar karanlık olursa olsun istikbalden asla ümit kesilemezdi.[14]( Ali Fuat Cebesoy, s. 36)


      Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul'da yaptığımız bu birinci görüşme saatlerce sürmüştü. Akşam yemeğini beraber yemiş, o gece de kendilerinde misafir kalmıştım. Bütün hadiseleri birer birer gözden geçirmiş ve şu neticeye varmıştık: Galip devletlerin sözlerinde durmayacakları, emri vakilerle memleketimizi yer yer işgal edecekleri, mütarekenamenin bilhassa 7 nci maddesini diledikleri gibi ve kendi menfaatlerine göre tefsire tabi tutacaklarına dair Adana'da varmış olduğumuz müşterek kanaatte hiçbir değişiklik olmamıştı. Bilakis vaziyet daha da nazikleşmişti. Düşmanlarımız terhisi çabuklaştırmak, depolarda bulunan silah ve harp malzemesini bir an evvel ele geçirmek için giriştikleri faaliyetlere hız vermişlerdi. Bu emellerine nail olduktan sonra bize reva gördükleri korkunç muameleleri belki de açığa vuracaklardı. Her istediklerini derhal kabul ettirdiklerinden fazla yüz bulmuşlardı. Zatı şahane ve hükümette düşmanlarımızdan mütareke hükümlerinin tatbikini aynen istemek cesareti yoktu. Onların atıfetine sığınır gibi bir tavır takınıyorlardı. İttihatçıdır damgası vurulan idare amirleri vazifelerinden uzaklaştırılıyor. Yerlerine ehliyetsiz kimseler gönderiliyordu. Bunlar her arzu edilen şeyi yapıyorlardı. Genç ve muktedir kumandanlar birer bahane ile kıtalarının başından alınıyordu.

Çıkar yegâne kurtuluş yolu, bir milli mukavemet hareketi yaratmaktı. Ordu ile millet el ele vermeli ve beraberce hareket etmeli idi. Bu mukavemetin nasıl yaratılabileceğini şöylece tespit etmiştik:

1 -Terhisi derhal durdurmak.2 -Yurdun müdafaasına en lüzumlu olan silah, cephane ve teçhizatı düşmana vermek.3- Genç ve muktedir kumandanları kıtaları başında bulundurmak. İstanbul'dakileri de Anadolu'ya yollamak.4- Milli mukavemete taraftar idare amirlerinin yerlerinde bırakılmasını temin etmek.5 -Vilayetlerde fırkacılık adı altında yapılan kardeş mücadelesine mani olmak.6- Halkın maneviyatını yükseltmek.

Bu yolu açabilmek için iki mühim meseleyi halletmek zarureti vardı. Ya kabineyi devirmek, ve yahut milli mukavemete taraftar bir Harbiye ve Dahiliye Nazırını işbaşına geçirtmek. Birincisi şimdilik imkânsız gibi görünüyordu. İkincisini halletmeğe çalışacaktık. Mesela Mustafa Kemal Paşanın Harbiye Nazırlığını deruhte etmeleri pek münasip olurdu. Paşa, sırf memlekete hizmet etmek bakımından bu vazifeyi memnuniyetle kabul edeceğini söylüyordu.[15]  (Age s. 37)

…Güya İstanbul'a biraz da tedavi için gelmiştim. Fakat günler geçtiği halde ne doktora gidebilmiş ve ne de hastanenin kapısından içeriye girmiştim. Bazen sıtma nöbetleri içinde bunaldığım oluyordu. Aldığım yegane ilaç birkaç kininden ibaretti. Kuzguncuk ile Şişli arasında mekik dokuyor. Ekseri geceler Mustafa Kemal Paşada misafir kalıyordum. Arkadaşlar da ayni eve geliyorlar, saatlerce müdavelei efkârda bulunuyorduk. Babam, Mustafa Kemal Paşa ile tanışmış ve kendisini pek sevmişti.
 Paşadaki zekâya hayranım. İnsan konuşurken içi açılıyor. Diyordu. Mehmet Ali Beyle de temas temin edilmişti. Gününü pek iyi hatırlamıyorum. Galiba kardeşim Ali Beyin evlenmesinin ikinci veya üçüncü günü idi. Babam evde bir akşam yemeği tertip emiş, Mustafa Kemal Paşayı da çağırarak ayni masada ikisini karşılaştırmıştı. Bu buluşma çok faydalı olmuştu. O akşam tamamen tesirimiz altında kalan Mehmet Ali Bey elinden gelen her türlü yardımı yapacağını ve fırka erkanını iknaa çalışacağını vaat etmişti. İntihabın muhakkak surette kendi partileri tarafından kazanılacağını, fakat icap ederse bundan evvel de iktidara gelebileceklerini söylüyor, Damat Ferit Paşanın daha şimdiden yakın arkadaşları ile müzakerelerde bulunduğunu haber veriyordu.

Hükümette benim de yer almam muhtemeldir.

Diyordu. Ancak Dahiliye ve Harbiye gibi mühim nezaretlere fırkanın itimadına mahzar olmuş kimselerin getirileceğini de başka bir münasebetle hatırlatmıştı.

13 Ocak 1919 da hükümet istifa etmiş, kabineyi kurmağa tekrar Tevfik Paşa memur edilmişti. Harbiye Nezaretine Yaver Paşa getirilmiş, Bahriye Nazırı Ali Rıza, Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşalar yerlerinde ipka olunmuş, Evkaf Nazırı İzzet Bey vekaleten Dahiye Nazırlığını deruhte etmişti. Bu kabine tebeddülü bizim üzerimizde iyi bir tesir bırakmamıştı. Yeni hükümetin enerjik bir siyaset takip edeceği umulamazdı. Arkadaşlarla yaptığımız etraflı bir görüşmeden sonra içimizden birinin padişahla yüz yüze konuşması kararlaştırılmıştı. Memleketin fena durumu münasip bir lisanla zatı şahaneye anlatılacak, düşmanlarımızın ahitşiken metalibatına göğüs gerebilecek kimselerin hükümete girmesi rica olunacaktı.

Mustafa Kemal Paşa bu vazifeyi benim yapmamı münasip gördü:

“ Siz politika hayatının daima dışında kaldınız, sözleriniz tesirli olur. Anadolu'daki vaziyeti izah edersiniz.”dediler.

Bu fikir diğer arkadaşlarca da kabul edildiğinden derhal faaliyete geçtik. Seryaver kaymakam Naci Bey vasıtasıyla bir Cuma selamlığından sonra huzuru şahaneye kabulüm temin olundu ise de, tesadüfen başka paşaların da bu selamlık resminden sonra huzura girmeleri yüzünden hünkârla yalnız kalamadık. Yabancıların yanında açılmağa maslahata uygun bulmadım. Belki de aksi tesir yapardı. Sultan Vahidettin'in huyunu suyunu bilmiyordum. Bilahare bu karardan vazgeçtik.

Zamanla şu kanaate vardık: Hükümete milli mukavemet taraftar genç ve enerjik kimselerin getirilmesi işi zannettiğimizden daha güçtü. Bilhassa Harbiye ve Dahiliye Nezaretlerine Sadrazama ve Padişahın mutlak itimadına mazhar olan şahsiyetler tayin ediliyordu ve edilecekti. Bunlar ekseriyetle yaşlı başlı paşalardan seçiliyorlardı. Bu vaziyet karşısında İstanbul'da mühim işler başarmağa imkan yoktu. Hadiseler bunu açıkça gösteriyordu. İtilaf devletlerinin İstanbul'daki mümesilleri ile Hürriyet ve itilaf Fırkası erkanı her gün biraz daha duruma hakim oluyorlardı. Yeni yeni kararlar almağa ve bunu süratle tatbikat sahasına koymağa mecburduk. Milli mukavemeti İstanbul'dan değil, Anadolu'dan idare etmenin zarureti aşikardı. Faaliyetlerimizi bunun etrafında toplamalı idik.

Mustafa Kemal Paşanın Şişlideki evinde yaptığımız sohbet ve müzakerelerde bunun da kolay olmadığını anlamıştık. Bir çok yüksek mevki sahibi zevatla görüşülmüş ve konuşulmuştu. İçlerinde yalnız eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf (Sayın Rauf Orbay), Jandarma Umum Kumandanı Miralay Refet (Emekli general Sayın Refet Bele) beylerle bazı fırka kumandanları ve erkanıharp reisleri Anadolu'da bilfiil vazife almağı kabul etmişlerdi. Diğerleri aynı cesareti gösteremiyorlar, tereddüt ediyorlar, türlü türlü mütalaalar ileri sürüyorlardı. Milli hudutlarımız içerisinde Türk istiklalinin tam manasıyla kurtarılması hakkında kati ve isabetli fikir beyan edemiyorlardı. Bazı yüksek mevki sahibi şahsiyetler arasında içine Arabistan'ı da alan bir Osmanlı federasyonundan ve bu federasyonun Amerikan ve İngiliz müzaheret veya mandasıyla yapılmasından bahsetmiş olanlar da vardı. Bu zevatın düşüncelerine evvela hilafet ve saltanatın muhafaza ve bekası hakim oluyor, ancak ondan sonra milli menfaatleri düşünebiliyorlardı. Halbuki asıl olan vatan ve milletti.

En mühim mesele Mustafa Kemal Paşanın milli davanın temini bakımından üzerine alacağı vazifeye mesnet olabilecek bir memuriyete tayini idi. Ne yazık ki, o tarihlerde hükümet adamlarında büyük hizmet ve faaliyetleri ile tanımış olan bu genç kumandanı Anadolu'da mühim bir işin başına getirebilecek ne bir cesaret görülüyor, ne de bunların muhitinde böyle bir zattan istifadeyi düşünebilen hamiyetli bir ruh yaşıyordu. Mustafa Kemal paşa her şeye rağmen kararını vermişti. Şarki ve garbi Anadolu'da arkadaşlarının hazırlayacağı teşkilat e mukavemetin başına geçecekti. Bir gün bana:

“Kolorduna ne vakit döneceksin?”Diye sormuştu.
“Ne zaman emrederseniz, artık İstanbul'da daha fazla kalmak istemiyorum.”

Cevabını vermiştim. Tedaviyi çoktan unutmuştum.[16]( Ali Fuat Cebesoy, Mili Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı İstanbul, 1953, s. 40)

1919 yılı şubat ayının sonlarında bütün hazırlıklarımı tamamlamıştım. İstanbul'da yapacak bir işim kalmamıştı, merkezi Konya Ereğlisi'nde bulunan kolordumun başına dönecektim. İznim de bitmek üzere idi. Milletimiz hakkındaki güvenimiz günler geçtikçe çoğalmıştı. Bütün ümitlerimiz onun göstereceği fedakârlık, cesaret ve feragate toplanıyordu. Bu hususta hiçbir şüphe ve tereddüdümüz kalmamıştı. Var kuvvetimizle Anadolu'da  çalışmaya devam etmekte Mustafa Kemal Paşa ile bir defa daha anlaşmıştık. Kumandanı bulunduğum yirminci kolordu karargâhının Ankara'ya nakli ile burasının bir mukavemet  merkezi yapılmasını kararlaştırdık Paşanın geniş salahiyetli bir vazife ile Anadolu'ya geçmesine her taraftan çalışılacaktı. Buna intizaren daha bir müddet İstanbul'da kalacaktı. Anadolu'da vücuduna ihtiyaç hasıl olduğu aman bir vazife alamamış bile olsa hususi surette Anadolu'ya geçecek, milli mücadeledeki şerefli mevkiini alacaktı.

Mustafa Kemal Paşanın evine son defa, olarak gitmiştim. Akşam yemeğini beraber yiyecek, dertleşecektik. Beni karşılarken;
 Rauf Beyi (Sayın Rauf Orbay'ı)da çağırdım.
Demişti. Hüseyin Rauf Beyden saklı hiçbir şeyimiz yoktu. Bu temiz kalpli vatanperver arkadaşımız bizimle beraberdi. Akşam yemeğinden sonra saatlerce konuştuk. Kemal Paşa eğer bir vazifeye kendisini tayin ettiremezse Anadolu'da en itimat ettiği bir kumandanın yanına gideceğin ve ilk defa işe oradan başlayacağını söylüyordu.

 Paşa, ben ve kolordum daima emrindedir.

Dedim. Mavi gözlerinin nasıl bir ışıkla parladığını tarif edemem. Yerinden kalkıp hararetle elimi sıkmıştı.

 Beraber çalışacağız Fuat!

Rauf Bey de öteden beri İstanbul'da kalmak niyetinde değildi. Bahriye Miralayı olduğu için Anadolu'da bir vazife tayini mümkün olamazdı. Yarında tezi yok istida ile müracaat edip tekaütlüğünü isteyecekti. Bundan sonra da ya Mustafa Kemal Paşa ile beraber ve yahut ondan bir müddet sonra İstanbul'dan ayrılacaktı. Hareket tarihleri hadiselerin inkişafını müteakip aralarında kararlaştırılacaktı." [17]( Age s. 40-41)


ARTIK İSTANBUL’DA
HİÇ BİR ŞEY YAPILAMAZDI

Evet İstanbul'da artık hiçbir şey yapılamazdı. İstanbul'da beklenecek bir şey yoktu. Bütün kapılar çalınmıştı. Bütün duvarlara baş vurulmuştu. Şimdi son yolculuğa çıkma, kapanılan bu kaleyi saran hendeği atlayarak köprüyü bulmak ve  artık sonu belirsiz bile olsa önüne çıkacak yolara dalmak, bir daha arkaya bakmamak lazımdı. Bunu yapacaktı. Ancak köprünün kurulmasını bekliyordu.

Şevket Süreyya Aydemir Atatürk'ün evine arada bir yapılan baskınları şu şekilde anlatıyor:

Rauf Beyle ikinci katta perdeleri daima inik odada oturuyorlardı. Yaver Cevat Abbas birden odaya gidi. Bir İtalyan asker kolunun kapıya dayandığını, hatta eve girdiklerini haber verdi. Zaten karışık giden işler içinde sinirleri gergindi. Birden parladı:

 Ne demek? Ne ister bu…Çağır bana onların başını…
Mütareke devrinin o pis yerli tercüman tiplerinden bir Ermeniyi peşine takan İtalyan Karabiniyer devriye kumandanı, yarı küstah, yarı ürkek odanın kapısında göründü:

Kolonel..Ne Koloneli be… Ben generalim!

Yerinden fırlayan Mustafa Kemal'in bu öyle bir gürleyişiydi ki, o pis tercüman ayağını kapıdan dışarı atarak, ne yapacağını, ne diyeceğini şaşıran devriye kumandanının gölgesine saklanmaya çalışıyordu. Arkasındaki yaverin bir eli tabanca cebindeydi. Onun bu kararlı heybeti önünde, bir görev yapmaya mı geldiğini, yoksa bir tuzağa mı düşürüldüğünü tayin edemeyen İtalyan devriye kumandanı da geri çekilir. Mustafa Kemal yeniden gürler:

Gidin buradan, çıkın. Ben Kont Sforza ile konuşurum…

Kont Sforza İtalyan sefiriydi. Ne Mustafa Kemal Kont Sforza'yı tanırdı, ne Kont Sforza ile konuşacağı vardı. Fakat İtalyan devriyesi komutanı, bu hakim, kendinden emin ve kumanda etmeye alışmış insanın karşısında sarsılır. Ürkek hareketlerle selam verir. Döner. Arkasında kendi gölgesine sığınmış tercümanı ile merdivenleri iner. Kapıdaki askerlerini toplayıp çeker gider. [18] (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, 1881-1919, 1. Cilt, Remzi Kitabevi,  12. basım, İstanbul, 1991, s.390-391)

Meğer bu devriye evi arayacakmış. Onlara Mustafa Kemal'in Halep'ten getirdiği Ermeni çocuğunu evinde sakladığı haber verilmiş.

Mustafa Kemal yarın ne olacağını bilemiyordu.

Gidenler gene dönebilirlerdi. Hatta yalnız onlar da değil, İngiliz askerleri, Fransız askerleri, Hintliler, Madagaskarlılar ve kim bilir Allahın hangi belaları, evi kuşatırlar, evi basabilirlerdi. Hem de bu sefer evde Ermeni çocuğu aramaya bile baş vurmadan, düpedüz kapıları tekmeleyerek, camları kırarak ve kim bilir daha ne haltlar ederek onu yaverinin, sofalara, merdivenlere yığınla nanesini, kız kardeşinin önünde önlerine katabilirlerdi, Anafartalar kahramanı, o yüz bin kişiye, hep bu günleri görmemek için bir anda ölümü emretmiş genç zafer kartalını, kozmopolit Beyoğlu sokaklarında sürükler gibi götürebilirlerdi.

Haydi buna tahammül etmez diyelim. Kendine el dokundurma diyelim. Elbet dokundurmazdı da. Ama evde nihayet iki askerdiler kendisi ve yaveri. Gerçi ateşler içinde pişmiş insanlardılar. Ama nihayet iki tabanca, işte o kadar! Hem birkaç sefil İngilizin, Fransızın, İtalyanın veya Hint Gurkhasıyla Madagaskar yarı zencisinin ölümü pahasına olsa da, kendisi de öldükten sonra bu bir Pirus zaferi olmaz mıydı?

Devriyeler gittikten sonra Rauf Beyle biraz oturdular Kahveler sessizlik içinde içildi. Galiba iş, artık sona gelmişti. Bu üçüncü basknıdı. Bir İtalyan ve Bir İngiliz baskını Akaretler'deki evde. Bir de şimdi Şişli'de. Ama Yarın? Fakat niçin yarın? Belki şimdi belik bu gece? [19] (Şevket Süreyya Aydemir, Age s. 391)

İSMAİL FAZIL PAŞA

Atatürk'ün tayininde Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa'nın katkısı büyük olmuştur. Bu durum Ali Fuat Cebesoy'un hatıralarında şöyle anlatılır :

"Üzüntülerimi, ruhi yorgunluğumu hafifleten bir mektup aldım. Babam İsmail Fazıl Paşadan geliyordu. İstanbul'da bıraktığım irtibat zabitleri binbaşı Tahsin ve kardeşim yüzbaşı Ali Beyler tarafından şifre ile verilmişti. Mektup, İzmir'in işgalinden üç gün evvel yazılmıştı. Mustafa Kemal Paşanın geniş salahiyetlerle 9 ncu ordu müfettişliğine tayininin kat'ileştiğini ve bu günlerde vazifesi başına hareket edeceğini haber veriyordu.

Damat Ferit Paşa karakterini taşıyan, hiçbir hükümet, Mustafa Kemal Paşa gibi büyük işler başaracak kabileyette bulunan ve çok şerefli bir maziye malik olan mümtaz bir şahsiyeti Anadolu'nun üçte ikisi kadar vasi bir mıntıkasına ordu müfettişi sıfatıyla geniş salahiyetlerle gönderemezdi. Öyle ise bu tayin nasıl yapılabilmişti. Bundan evvelki fasıllarda İstanbul'daki temaslarımdan bahsederken Mustafa Kemal Paşanın Anadolu'da mevki ve şerefiyle mütenasip bir vazife almaya çalışacağını, mümkün olmadığı taktirde her türlü sıfat ve salahiyetlerden azade olarak Anadolu'ya geçeceğini ve buna dair verdiğimiz müşterek kararları anlatmıştım. Babam İsmail Fazıl Paşa ile Mehmet Ali Beyin kendisine yardımda bulunacaklarını işaret etmiştim.

4 Mart 1919 da iktidara gelen Damat Ferit Paşa kabinesine Posta ve Telgraf Nazırı sıfatıyla giren Mehmet Ali Bey, faaliyete geçmiş, yeni Sadrazama Paşa'nın meziyetlerinden söz açarak bir vazife tayini hususunda ricada bulunmuştu. Fakat o zamanlar padişaha, Damat Ferit Paşa'ya, Hürriyet ve İtilaf Fırkası liderlerine garip bir vehim arız olmuştu. İttihat ve Terakki Fırkası erkanın tekrar iş başına geçmek maksadıyla gizliden gizliye  faaliyete başladıklarını ve hükümeti devirmek için hazırlandıklarını vehmediyorlardı. Herkesten şüpheleniyorlar, hamiyeti, vatanperver bir çok devlet ricalinin, genç ve güzide kumandanların ikaz edici sözlerini ve mukavemet teşebbüslerini bu vehmin gözlüğü altından görüyorlardı. "Acaba bu da ittihatçımıdır?" diye telaş ve endişeye kapılıyorlardı. Milletle beraber olmayı bir nevi ihtilal manasına alıyorlardı. İşte bu zihniyet karşısında Mehmet Ali Bey ne kabine arkadaşlarına ve ne de fırka liderlerine derdini anlatamıyor, fikrini kabul ettiremiyordu.

İngilizlerin tazyik ve protestolarını artırdıkları, arkası bir türlü kesilmeyen lüzumlu lüzumsuz şikayetlere başladıkları günlerde bunalan Damat Ferit Paşa esasen geçinemedikleri Cemal Beyin yerine kendine yardım edebilecek müteşebbis ve dirayetli bir Dahiliye Nazırı aramıştı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası erkanı içinde herkesin itimat ve emniyetin kazanmış olan Mehmet Ali Beyi 7 nisan 1919 da bu makama getirmişti. Şimdi Mehmet Ali Bey fırsat kolluyor, münasip bir zamanın zuhurunu bekliyordu. Eski ricalarını tekrarlayacaktı. Babamın bana bilahare Ankara'da anlattığına göre, eğer milli hareketler Şarkta ve orta Anadolu'da inkişaf ederse Garpta da mülki ve askeri vazifeleri birleştirerek bir ordu müfettişliği ihdasını ve bu vazifeye benim tayinimi düşünmüştü. Fakat bundan evvel Mustafa Kemal Paşanın tayini meselesi geliyordu. Mehmet Ali Bey, paşa ile Kuzguncukta başlayan muarefesine devam etmiş, Şişlideki evine de sık sık gitmişti. Bir defasında da Bahriye Nazırı Avni paşayı beraberinde götürmüştü.

Bir gün İstanbul'daki işgal kuvvetleri kumandanlığı, sadaret makamına mühim bir rapor vermişti. Samsun ve havalisinde, asayiş bozulmuştu. Türkler Rum köylerine tecavüz ediyorlardı (!). Eğer bu tecavüzler derhal ve müessir bir şekilde durdurulamazsa ve Osmanlı Hükümeti bundan acizse, kendileri işe müdahale edeceklerdi. Şiddetli bir lisanla kaleme alınan rapora bir de dosya eklenmişti.
Damat Ferit Paşanın etekleri tutuşmuş,  Dahiliye Nazırını çağırarak malumat istemişti Mehmet Ali Bey fırsatın geldiğine kanı olarak, işgal kuvvetleri kumandanlığının raporunu teyit etmiş ve daha da ileri giderek bu mıntakadaki asayişsizliğin her an artması beklendiğini söylemişti. Aralarında şu muhavere geçmişti:

“ Sükunun bir an evvel iadesi şarttır. Aksi taktirde İtilaf devletleri işe müdahale edeceklerdir. Bunun fena neticeler doğurması ihtimali vardır. Siz Dahiliye Nazırı olarak ne düşünüyorsunuz”? “Hadise mahalline geniş salahiyetli, muktedir bir zat göndermek pek münasiptir. İstanbul'dan halli müşküldür.” “Mesela kimi tavsiye ediyorsunuz?” “Hatırıma Mustafa Kemal Paşa geliyor.”

Damat Ferit Paşa bu adı duyunca biraz duralamıştı. Mehmet Ali Bey sözlerine devam ederek 

“mülkiye amirlerinin vaziyete hakim olamayacaklarını, fakat mülki ve askeri idareler birleştirilerek başına hükümete taraftar, şayanı itimat genç ve enerjik bir kumandan getirilirse asayişin düzelebileceğini ve artık İngilizlerin de bir şikayete hakları kalmayacağını” 

münasip bir şekilde izah etmiş, iknaa muvaffak olmuştu. Ancak Sadrazam daha evvel Kemal Paşayı bir defa görmek huyunu, suyunu anlamak, ondan sonra karar vermek istiyordu. Kim bilir belki de hakkında tahkikat yaptıracak veyahut diğer fırka erkanının mütalaalarını soracaktı.
Mehmet Ali Bey, Ferit Paşadan ayrılır ayrılmaz doğruca Kuzguncuktaki yalıya koşmuş. Sadrazam ile aralarında geçen muhavereyi babama aynen nakletmişti.

MUSTAFA  KEMAL DEVREDE


Şartların oluştuğu bu aşamada M. Kemal devreye giriyor, ancak bu görevi Hükümetten etkin bir takım yetkilere havi bir şekilde koparmak gerekiyordu.

Mustafa Kemal Paşa'nın ordu müfettişliğine atanmasında, dönemin yazışma kuralları gereği Osmanlı Harbiye Nezaretinin (Milli Savunma Bakanlığı), Erkanı Harbiyei Umumiye Riyasetinin (Genelkurmay Başkanlığı), Dahiliye Nezareti'nin (İçişleri Bakanlığı), sadrazam ve Hey'eti Vükela'nın (Bakanlar Kurulu) olurları ve Padişahın onayı gerekiyordu. Bu durumdan, başkentte kontrolü ellerinde bulunduran işgal kuvvetleri komutanlığını da haberdar olması söz konusu idi. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa'nın bu göreve gelmesine, kendisinin İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Almanya karşıtı olmasından dolayı İngiltere, Padişah ve Damat Ferit Hükümeti'nin karşı çıkması söz konusu olamazdı.[20]( Atatürk'ün bu alandaki raporları için bkz: İğdemir, I/149- 155, 156-160; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (ASD), c.IV,s.1-8.) Bırakışma sonrası ilkeli davranan Mustafa Kemal İngiltere'ye karşı bir tutum da takınmamıştı.[21] (Kinross, s. 231; Avcıoğlu (1974), I/121 v.d.; Jaeschke , s. 98 v.d., Tansel, I/82.) Padişah ve Hükümetçe yetenekli, güçlü ve vatansever olarak tanınıyordu.[22]  (Tansel, I/86.) Bu açıdan olumlu bir durum vardı. Yapılacak şey Hükümete önerilmek ve gerekli olan bürokratik işlemleri yaptırabilmekti. Zaten daha önce bu tür görevler de önerilmişti. Fakat M. Kemal tasarladığı zamanlama oluşmadığından görevi kabul etmemişti.[23] ("Atatürk" mad. İ Ans. I/372; Bayur, I/259; Akşin, s. 132; Atay, s. 98 v.d. Bıyıkoğlu, s. 34.)  Zaten görev verilmesi gereken ve boşta olan kurmaylar arasındaydı. İşte M. Kemal bu noktada işi olacağına bırakmadı. Bizzat dolayı ve dolaysız ilgilendi. Araya dostluklar  [24]( Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilme olayında ilişkilerin kurulma ve sağlanmasında en yakın tanık Ali Fuat Paşa'dır. Olayı inceleyen tüm yapıtlar, Cebesoy'un  "Milli Mücadele Hatıraları"ndan yararlanmışlardır. Hemen hemen tüm anlatımlar bu çalışmaya dayanmaktadır. Bkz. 34 v.d.) yakınlıklar kurarak dolaylı da olsa müfettişlik konusu ile ilgilendi. [25]( Ali Fuat Paşa, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953,s.34 v.d.)  Yukarıda izah ettiğimiz gibi Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) olarak bulunan Mehmet Ali Bey, İsmail Fazıl Paşanın akrabası idi. Mustafa Kemal'in yakın arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa'nın babası olan İsmail Fazlı Paşa, Mehmet Ali Bey'in Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesine aracılık etti. [26] (Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, c.I, İstanbul 1970,s.30;ayrıca bk. Jaeschke , Aynıeser,s.101.) İsmail Fazıl Paşa, Mehmet Ali Bey ile yaptığı görüşmede Mustafa Kemal'in ittihatçı olmadığına dair taahhütte bulunduktan sonra, bir akşam Kuzguncuk'taki evine davet erek tanışmalarına da vesile oldu.[27] (Rauf Orbay, Cehennem Değirmen - Siyasi Hatıralarım, c.I, İstanbul 1993, s. 34-35.) Bu davette Mustafa Kemal Paşa, Mehmet Ali Bey üzerinde son derece iyi bir izlenim bırakmış ve  kendisine her türlü yardımda bulunulacağı vaadini de almıştı.[28](Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 34-35.)  Mehmet Ali Bey de Mustafa Kemal'in müfettiş olarak Anadolu'ya gönderilmesi için bakanlığı tarafından hükümete sunulacak gerekçelerin neler olabileceğini araştırmaya başladı.

Bu yoğun faaliyetler esnasında Mustafa Kemal Paşa, Bahriye Nazırı Avni Paşa ile de görüşmelerde bulundu; Mehmet Ali Bey vasıtasıyla Şişli'deki evinde birkaç defa bir araya gelerek dostluklarını ilerletti. Avni Paşa, o sırada Harbiye nazırı bulunan Şakir Paşanın damadı bulunmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa, bu arkadaşı vasıtasıyla Harbiye Nazırı'nın da güvenini kazandı.[29] (Selek, s. 208 v.d.; Jaeschke, s. 101; Uluğ, s. 36; Akşin, s. 287.) Bu tayinde Mehmet Ali Bey'in rolü olduğu gibi, Avni ve Şakir Paşaların da etkisi oldu.[30] (Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 60, 62; Falih Rıfkı Atay, Atatürk7ün Bana Anlattıkları, s. 106;Jaeschke, Aynı eser,s.101.) Ali Fuat Paşa, Damat Ferit ile Mehmet Ali Bey'in arasının bu tayinden sonra açıldığını ve Mehmet Ali Bey'in bir daha kabinelere giremediğini belirtir.[31] (Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 64. , Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 33İşte bu izah edilen temasların sonunda Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya ordu müfettişi olarak gönderilmesi uygun görüldü.[32] (Hüsamettin Ertürk, Milli Mücadele Senelerinde Teşkilat-ı Mahsusa, ATASE Başkanlığı kütüpahnesi, s. 88 vd.)

Nitekim Rıza Tevfik'in Parti Merkezinde "Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal'in Istanbul'da Merkez komutanlığına getirilmesi" önerisi de [33]  (Selahattin Tansel Mondrostan Mudanyaya.1.s.227) Hürriyet-i İtilafçıların Paşa'ya karşı yumuşamaya başlamalarının göstergesidir.

Bilindiği gibi bu bakanlar Hürriyet ve İtilaf Partiliydiler. İttihatçılara, Ener ve Alman yanlılarına karşıydılar. M. Kemal, bunların bu özelliklerinden yararlanmasını çok iyi bilmişti.[34] (Tansel, I/231.)

Samsun olayları üzerine Anlaşık (İtilaf) Devletlerce sıkıştırılan İstanbul Hükümeti çözüm yolu aramaya koyuldu. Rauf Beyin anılarına göre, Başbakan, İçişleri Bakanı'nı çağırır, soruna çözüm getirmesini ister. M. Ali Bey de "Oraya Mustafa Kemâl Paşa'yı gönderelim" der.[35]  (Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam s.401)  Bu konu daha sonra yapılan araştırmalarda da ele alınmıştır. Mesela, David Fromkin batılı gözü ile olaylara yaklaşarak, bu sırada bütün gelişmelerin Mustafa Kemal Paşa'nın lehine olduğunu ifade eder. Mustafa Kemal'in müfettişlik için Samsun yolculuğunun aynı zamanda XX. Yüzyılın en büyük politik yolculuğu olduğunu belirtir. [36]  (Bk., Barışa Son veren Barış, (Çev. Mehmet Harmancı), İstanbul 1994, . 404.) Mehmet Ali Bey devamla 

"Bu iş burada, Babıali'de yoluna konamaz, asayişin bozulduğu bölgeye bu davanın hakkından gelebilecek; tecrübeli bir şahsiyeti geniş yetkilerle göndermek lazımdır. Mevcut Kumandanlar arasında bu vasıflara haiz olarak hatırama gelen Mustafa Kemal Paşa'dır" der.[37] (Rauf Orbay'ın hatıralarından Yakın tarihimiz c.2.s.401)

Başbakanla (Sadrazam) tanışmaları da sağlandı. Şakir Paşanın belirttiğine göre Başbakanın uygun görmesiyle bu görev  M. Kemal'e verildi.

Bu tayini, Osmanlı padişahı Vahidettin'in 30 Nisan 1919 tarihli irade ile tasdik etmesi, hükümdarın Mustafa Kemal Paşa'nın şahsından hiç şüphelenmediğini göstermek bakımından çok manalıdır. Veliahtlığında, birlikte yaptıkları Almanya seyahatinde ve mütareke devrinde İstanbul'da kendisiyle yaptığı konuşmalarda [38] (Ali Seyfi Tülümen, Basın derlemelerine göre, Mustafa Kemal Paşa, mütareke devrinde 15 Kasım 1918, 29 Kasım 1918, 20 Aralık 1918 ve 15 Mayıs 1919 günlerinde olmak üzere dört defa Vahidettin'le konuşmuştur.) Vahidettin'de Mustafa Kemal Paşa'nın kendisine bağlılığını sarsacak bir intiba uyanmamış olduğu da kabul olunabilir. Aksi takdirde bu tayini tasvip etmeyeceği muhakkaktır. Bir dergide [39] (Büyük Cihad, 3 Ağustos 1951, sayı 21.) Mustafa Kemal Paşa'nın 9. Ordu Müfettişliğinde "Zatı hazreti padişahının şahsi nüfuzu ve kati arzusuyla" tayin edilmiş  olduğuna dair yayınlanan bir vesika, şimdilik resmi arşiv vesikalarıyla teyide muhtaç olmakla beraber, dikkate alınması gereken yeni bir sebep olarak yer almış bulunmaktadır. [40] (Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 99-100.)

ORDU MÜFETTİŞLİĞİ

  Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı ve Milli Mücadele hareketin ateşlemesine bir yerde önemli bir basamak teşkil eden ordu müfettişliği görevi bu görevle ilgili olarak gerçekleştirdiği faaliyetler bugüne kadar çeşitli araştırmalar konu olmuştur. Hayatı boyunca Türk milleti uğruna yaptığı mücadelelerden dolayı, haklı olarak milletinin bağrında önemli yer etmiş olan Mustafa Kemal Paşanın en önemli özelliklerinden biri baskıya boyun eğmeyen bir kişiliğe sahip olmasıdır. Böyle bir kişilik yapısına sahip olan Mustafa Kemal Paşa'nın 30 Nisan 1919 tarihinde atandığı ordu müfettişliği görevi son derece önem arz etmektedir.


 Enver Paşa'nın Birinci Dünya Savaşı içinde Ordu'yu gençleştirdiğini, binden fazla yaşlı subayı emekliye ayırmıştır. Bu unsurlar, Ateşkes'ten sonra toparlanmaya çalışmışlar, İstanbul'da "Askeri Nigehban Cemiyeti" adıyla Anadolu harekâtına karşı bir örgüt meydana getirmişlerdir :Askeri Nigehban Derneği, Ege'de Yunan işgaline karşı çetelerin kurulduğu ve ordu birliklerinin bunları koruyup geliştirmeye başladığı dönemde bir bildiri yayımlamış, ordu'nun subayları çete savaşlarına katılmış olamayacağını ileri sürmüştür. [41] (Alemdar, Türkçe İstanbul, 7 Temmuz 1919)



  Bundan daha önce, savaş yılları içinde rütbeler kazanmış subayların bu rütbelerinin indirilmesi yolunda çabaya girişilmiştir. Mustafa Kemal'in 9. ordu Birlikleri Müfettişliği'ne atanmasından bir gün önce İkdam gazetesi, rütbeleri inecek subaylarla ilgili bir liste yayımlanmıştır. Bunlar, Fevzi Paşa (Çakmak), Mahmut Kâmil Paşa, Vehip Paşa, Mersinli Cemil Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Ali İhsan Paşa, Kazım Karabekir ve Kazım Paşalarla Yusuf İzzet Paşa'dır. Habere göre, diğer bazılarıyla birlikte Mustafa Kemal'in rütbesi de albaylığa inecektir.[42] (Ömer Sami Coşar, "1919 da Mustafa Kemal ve İstanbul Basını", Milliyet, 23 Mayıs1968.) Hükümet, bu tasarı üzerinde durmuş ancak uygulamaya geçmemiştir.

Hükümet, Ordu'yu zapt ve rapt altına alabilmek için 1919 Haziran başlarında yeni bir örgütlenmeye gitti. Ordu'yu 9 kolordu bölgesine ve bunları da 3 müfettişliğe ayırdı. 5 Haziran'da kolordulara bildirilen talimata göre, müfettişler ve kolordu komutanları mülkiye memurlarına da emir vermeye yetkili kılınıyordu. [43] (Cebesoy, age,s.523.) Harbiye Nezareti, 1. ordu ve Yıldırım Birlikleri Müfettişlikleri'ne gönderdiği yazıda hemen göreve başlamalarını aynı gün emrediyordu.[44] (HTVD,sayı 4, ves.76.) 1. Ordu Birlikleri Müfettişliği'ne Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa 14 Mayıs'ta atanmıştı.[45] (TV, 3549; Alemdar, İleri, 15 Mayıs 1919.) Müfettişlik karargâhı İstanbul'daydı. 2. Ordu Müfettişliği Merkezi Konya'da bulunuyordu ve müfettiş daha önce Yıldırım Birlikleri Müfettişliği bölgesine bakacak olan Mersinli Cemal Paşa'ydı. Bildiğimiz gibi 3. ordu Müfettişi de, 30 Nisan'da "9. Ordu Kıtaatı Müfettişi" ünvanıyla geniş yetkilerle atanan Mustafa Kemal Paşa'dır.

Mustafa Kemal Paşa'nın ve kısmen Cemal Paşa'nın orduyu savunmaya hazırlama, silahları teslim etmeme ve hükümeti dinlememeye başlamaları üzerine hükümet, 29 Temmuz'da ordu müfettişlerine verilen yetkileri kaldırdı ve müfettişlikler komutanlıklara dönüştürüldü.[46] (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı'na İkili İktidar, Kaynak Yayınları, s.73)

Mütareke Dönemi'nde kurulan ordu müfettişlikleri içerisinde şüphesiz en önemlisi IX. Ordu Müfettişliği idi. Bu müfettişlik gerek ordunun yeniden teşkilatlanması meselesinde, gerekse ülkenin kurtarılmasında büyük rol onayacak olan Mustafa Kemal Paşa'nın uhdesinde bulunmasından dolayı önemli idi.[47] (Ordu müfettişlik teşkilatı hk. Geniş bilgi için bk. Zekeriya Türkmen, aynı eser,s.102-112.)

Yoksa IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği Mustafa Kemal Paşa için hazırlanmış özel bir görev değildi. Mustafa Kemal Paşa'ya daha önceleri de bu tür görevler önerilmiş fakat, tasarladığı zamanlama oluşmadığından bu görevi  kabul etmemişti.[48] ("Atatürk", İA, c. I, s. 732.)

İstanbul'da gerçekleştirilen bir dizi görüşmelerden sonra Mustafa Kemal Paşa, 30 Nisan 1919 tarihli iradei seniyye yani padişah tarafından onaylanan atama belgesi ile IX. Ordu Kıtaları Müfettişliği'ne tayin olundu.[49] (Başbakanlık Osmanlı Arşivi Babıali Evrak Odası (BOA, BEO), Habiye Giden nr: 342765; BOA, Duıt, nr.68/11.) 1 Mayıs 1919 Günü Damat Ferit Mustafa Kemal'i davet etti. Ona kendi eliyle çay ikram edecek kadar yakınlık gösterdi. [50] (Tarık Mümtaz Göztepe s.180) Ferit Paşa, toplantıya nihayet verirken Mustafa Kemal Paşanın elini hararetle sıkmış ve : "Tanıştığımıza memnun oldum. Sizin gibi mütemayiz, genç ve kıymetli kumandanlara çok ihtiyacımız olacak." Demişti. Bu sözlerden müsbet bir intiba edindiği sarahaten anlaşılmıştı.[51]( Ali Fuat Cebesoy, Age s. 62)

Bununla beraber, damat Ferit, yanlış bir anlamaya meydan vermemek için İngiltere elçiliği baş tercümanı Ryan'a  Mustafa Kemal'in özellikleri hakkında bilgi verdiği gibi o sırada Genelkurmay karargahında görevli buluna Fevzi (Çakmak) Paşa da bir İngiliz subayına Mustafa Kemal Paşa'nın ittihatçı olmadığını söyleyerek güven telkin etti.[52] (Gn.Kur.ATASE Arşivi: 1-1 Kls: 11, Ds: 164, F.76, 76-1;ayrıca bk. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da (1919-1921), Ankara 1959, s.12)

M.Kemal'in Samsun'a gönderilmesine karar verilmeden önce İngiliz yetkililerine danışıldığı kesin. Bilindiği gibi Başbakan D. Ferit İngilizler'e danışmadan hiçbir kararda bulunmuyordu. Ferit Paşayla görüşmesini İngiliz yetkilisi Ryan şöyle anlatıyor:

"Türk Hükümeti ilkbaharın başında düzenin, merkezi denetim altında daha iyi yürütülmesi amacıyla belli ölçülerde genel müfettişlikler kurdu. Bunlardan ilki ve büyük olasılıkla bu göreve tek atama M. Kemal'di.[53] (Burada bir yanlışlık var. "Yıldırım Kıtaları Müfettişliği" 28.12.1918'den beri Konya'da bulunuyordu. Bu göreve Mersinli Cemal Paşa atanmıştı. 14.5.1919 tarihinde ise "Birinci Ordu Kıtaları Müfettişliğine" M. Fevzi Paşa atanmıştı.)  

Paşa, özünde eşsiz bir askerdi. Fakat bu zamana  dek göze batabilecek hiçbir siyasal rol oynamamıştı. Açıkça söyleyebilirim ki, Damat Ferit Paşa Nisan 1919'da genel müfettişlik tasarısı hakkında benimle konuştuğu zaman, M. Kemal adı bana hiçbir şey anlatmamıştı. Ben (…) Ferit'e bu tasarının akla uygunluğuna karşı kuşkularımı bildirdim. Kendisi M. Kemal ile birlikte yemek yediğini, bağlılığı konusunda ondan doyurucu güvence aldığını, kendisi de onu öyle bir subay ve görgülü olarak kabul ettiğini söyleyerek bana yeniden güvence verdi. Ferit'in bu tutumunun içtenliğine inanıyorum. M. Kemal'in, Nisanda göreve atanmasını kabul ettiği zamandaki gerçek düşüncesi hakkında bir yargıda bulunmak çok zor olduğu gibi, doğrudan doğruya harekete geçtiği zaman onun bu tutumunu sınırlamak da olası değildi. Çünkü ne Türkiye içinde küçük ve dağınık görevler yapan Anlaşıklar, ne de dahası Sultanın yardımıyla da olsa hükümeti halk üzerinde oldukça etkin olduğu bizzat denenmiş, olan M. Kemal'in davetine karşı ufak bir etki yapabilirlerdi." [54]( Baki Öz, Age s. 45-46)

Fevzi Paşa (Çakmak)'ın anlattıkları Ryan'ın kine denk düşmekte ve doğrulamaktadır. "İşgal güçlerinin subayları sık sık yanıma gelerek benden Samsun olayı hakkında bilgi almak istiyorlardı. M. Kemal Paşa'nın Almanlara ve Enver Paşaya karşı olduğunu söyleyerek yeni görevine gidince bütün bunların (düzensizlik olayları) ortadan kalkacağını anlatıyordum. Bu nedenle M. Kemal'in hareketini destekliyor, dahası çabuklaştırıyorlardı"  [55] (Jaeschke, s. 108 v.d., Fevzi Paşa'nın da tanıklık ettiği gibi Ferit Paşa, M. Kemal'e görev veremden önce Ryan'a danışıp, İngilizler'in  görüşünü almıştı. Bkz. Tansel, I/232; T. Bıyıkoğlu, s. 35; Uluğ, s. 38)diyor Fevzi Paşa.

Duruma bakılırsa M. Kemal'in Samsun'a gönderilmesinde İngilizler, Padişah, Başbakan ve Hükümet anlaşma içerisinde. Bilerek, isteyerek ve bir şeyler bekleyerek göndermişler.[56] (Jaeschke, s. 111,113; Uluğ,s.38) M.Kemal'i Anadolu'daki olayları bastıracak güçte görüyorlar, bu görevi yerine getirmesi için gönderiyorlardı. [57]( Baki Öz, Atatürk'ün Anadolu'ya Gönderiliş Olayının İçyüz, Can Yayınları, 2. Baskı, s. 46-47.)

Prof. Jaeschke, M. Kemal'in Samsun'a gidiş olayından söz ederek, "İngiliz Dışişleri Bakanlığı dosyalarında bu konu hakkında hiçbir şey yoktur; belki İngiltere Savaş Bakanlığı dosyalarında kimi bilgilerin bulunması olasıdır. Bununla birlikte böyle bir dosya açılmasına da gerek yoktu. Çünkü zamanıyla Sultan'ın ve Damat Ferit'in güvenini kazananlar doğallıkla İngilizlerin de güvenine layık görülmüşlerdi" [58]( Jaeschke, s.109.)

Prof. Jaeschke'nin yargısında da görüldüğü gibi M. Kemal Samsun'a İngiliz [59] (Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 99-100.) ve Saray'ın işbirliğiyle, ortak karar ve tutumuyla gönderildi. M. Kemal çalışkan ve yetenekli olarak biliniyordu.

Ayrıca İngiltere ve Saray'ın istediği gibi Alman, İttihatçı ve Enver Paşa karşıtıydı.

Bundan daha iyisini bulamazlardı. M. Kemal'den Anadolu'da filizlenen milli direnişleri bastırmasını bekliyorlardı.

Bu nedenle böyle zorlu bir komutanı seçmişlerdi. [60] (Baki Öz,  Age s. 46-47.)

İngilizlerin kuşkuları General Milne ile başladı.






[1] Y.Hikmet bayur. Atatürk s.259
[2] Falih Rıfkı Atay atatürk'ün bana anlattıkları s.103
[3] Erich Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, (Çev. Nüzhet Salihoğlu), İstanbul 1987,s.193-194. Lord Knross, Atatürk,s.236.
[4] Atatürk Ansiklopedisi 6. Cilt s.243
[5] Sina Akişin İstanbul hükümetleri ve Milli Mücadele s. 281
[6] Sabahattin Selek, M. Kemal Paşa'nın Anadolu'ya Gönderilmesi, Anadolu ihtilali, Burçak Yayınevi, Belgeler ve Araştırmalar Dizisi, 4. Baskı, İstanbul Matbaası, 1968, s. 205
[7] İsmet İnönü, Hatırlara, C.I, İstanbul 1985,s.176; Ayrıca bk. Tarih IV, İstanbul 1931.s.26.
[8] Atatürk Ansiklopedisi c.6.s.10
[9] Paşa'nın Şevket Süreyya Aydemir'e 27/4/1960 tarihli mektubundan Tek Adam
[10] Yakın Tarihiimz, s. 154; Jaeschke, s. 101; Kinross, s.235; Uluğ, s. 35; Ahmet Emin Yalman - Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, I/30.
[11] Yakın Tarihiimz, s. 154; Jaeschke, s. 101; Kinross, s.235; Uluğ, s. 35; Ahmet Emin Yalman - Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, I/30.
[12]  General Ali Fuat Cebesoy, Mili Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı İstanbul, 1953, s. 34
[13]  Ali Fuat Cebesoy, s. 35
[14]  Ali Fuat Cebesoy, s. 36
[15] Age s. 37
[16] Ali Fuat Cebesoy, Mili Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı İstanbul, 1953, s. 40
[17]  Age s. 40-41
[18] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, 1881-1919, 1. Cilt, Remzi Kitabevi,  12. basım, İstanbul, 1991, s.390-391
[19] Şevket Süreyya Aydemir, Age s. 391
[20]  Atatürk'ün bu alandaki raporları için bkz: İğdemir, I/149- 155, 156-160; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (ASD), c.IV,s.1-8.
[21] Kinross, s. 231; Avcıoğlu (1974), I/121 v.d.; Jaeschke , s. 98 v.d., Tansel, I/82.
[22]  Tansel, I/86.
[23]  "Atatürk" mad. İ Ans. I/372; Bayur, I/259; Akşin, s. 132; Atay, s. 98 v.d. Bıyıkoğlu, s. 34.
[24] Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilme olayında ilişkilerin kurulma ve sağlanmasında en yakın tanık Ali Fuat Paşa'dır. Olayı inceleyen tüm yapıtlar, Cebesoy'un  "Milli Mücadele Hatıraları"ndan yararlanmışlardır. Hemen hemen tüm anlatımlar bu çalışmaya dayanmaktadır. Bkz. 34 v.d.
[25] Ali Fuat Paşa, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953,s.34 v.d.
[26] Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, c.I, İstanbul 1970,s.30;ayrıca bk. Jaeschke , Aynıeser,s.101.
[27] Rauf Orbay, Cehennem Değirmen - Siyasi Hatıralarım, c.I, İstanbul 1993, s. 34-35.
[28]  Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 34-35.
[29]  Selek, s. 208 v.d.; Jaeschke, s. 101; Uluğ, s. 36; Akşin, s. 287.
[30] Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 60, 62; Falih Rıfkı Atay, Atatürk7ün Bana Anlattıkları, s. 106;Jaeschke, Aynı eser,s.101.
[31]  Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 64. , Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 33
[32] Hüsamettin Ertürk, Milli Mücadele Senelerinde Teşkilat-ı Mahsusa, ATASE Başkanlığı kütüpahnesi, s. 88 vd.
[33]  Selahattin Tansel Mondrostan Mudanyaya.1.s.227
[34]  Tansel, I/231.
[35]  Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam s.401
[36]  Bk., Barışa Son veren Barış, (Çev. Mehmet Harmancı), İstanbul 1994, . 404.
[37] Rauf Orbay'ın hatıralarandan Yakın tarihimiz c.2.s.401
[38] Ali Seyfi Tülümen, Basın derlemelerine göre, Mustafa Kemal Paşa, mütareke devrinde 15 Kasım 1918, 29 Kasım 1918, 20 Aralık 1918 ve 15 Mayıs 1919 günlerinde olmak üzere dört defa Vahidettin'le konuşmuştur.
[39]  Büyük Cihad, 3 Ağustos 1951, sayı 21.
[40] Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 99-100.
[41] Alemdar, Türkçe İstanbul, 7 Temmuz 1919
[42] Ömer Sami Coşar, "1919 da Mustafa Kemal ve İstanbul Basını", Milliyet, 23 Mayıs1968.
[43]  Cebesoy, age,s.523.
[44]  HTVD,sayı 4, ves.76.
[45] TV, 3549; Alemdar, İleri, 15 Mayıs 1919.
[46] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı'na İkili İktidar, Kaynak Yayınları, s.73
[47] Ordu müfettişlik teşkilatı hk. Geniş bilgi için bk. Zekeriya Türkmen, aynı eser,s.102-112.
[48]  "Atatürk", İA, c. I, s. 732.
[49] Başbakanlık Osmanlı Arşivi Babıali Evrak Odası (BOA, BEO), Habiye Giden nr: 342765; BOA, Duıt, nr.68/11.
[50]  Tarık Mümtaz Göztepe s.180
[51]   Ali Fuat Cebesoy, Age s. 62
[52] Gn.Kur.ATASE Arşivi: 1-1 Kls: 11, Ds: 164, F.76, 76-1;ayrıca bk. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da (1919-1921), Ankara 1959, s.12.
[53]  Burada bir yanlışlık var. "Yıldırım Kıtaları Müfettişliği" 28.12.1918'den beri Konya'da bulunuyordu. Bu göreve Mersinli Cemal Paşa atanmıştı. 14.5.1919 tarihinde ise "Birinci Ordu Kıtaları Müfettişliğine" M. Fevzi Paşa atanmıştı.
[54]  Baki Öz, Age s. 45-46.)
[55] Jaeschke, s. 108 v.d., Fevzi Paşa'nın da tanıklık ettiği gibi Ferit Paşa, M. Kemal'e görev veremden önce Ryan'a danışıp, İngilizler'in  görüşünü almıştı. Bkz. Tansel, I/232; T. Bıyıkoğlu, s. 35; Uluğ, s. 38.
[56] Jaeschke, s. 111,113; Uluğ,s.38
[57]  Baki Öz, Atatürk'ün Anadolu'ya Gönderiliş Olayının İçyüz, Can Yayınları, 2. Baskı, s. 46-47.
[58] Jaeschke, s.109.
[59] Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 99-100.
[60]  Baki Öz,  Age s. 46-47.



Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 08 - Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya Gönderilmesi Hazırlıkları Reviewed by Türk Asya on Pazartesi, Haziran 09, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.