Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 06 - İstiklal Savaşı Fikri Kazım Karabekir'den Mi Çıktı ?

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 06

İstiklal Savaşı Fikri Kazım Karabekir'den Mi Çıktı ?



İSTİKLAL SAVAŞI FİKRİNİN KAZIM KARABEKİR’DEN ÇIKTIĞI YALANDIR!

    Yukarıda  açıkladığımız gibi Türkiye'yi kendisinin kurtaracağı düşüncesiyle yetişen Mustafa Kemal Mondros bırakışmasının imzalanması sırasında düşmanın hedefinin Türkleri yok etmek olduğunu anlamıştır. Mustafa Kemal, Türklerin kurtuluşu için Milli Mücadele yapmak zorunda kalınacağını Genç bir yüzbaşıyken 1905'lerde görmüş bu düşüncesini arkadaşları ile sürekli paylaşmış, ülkenin karşı karşıya kalacağı böyle bir durumda Lider olarak onun etrafında toplanılması gerekliliğine arkadaşları daha çok genç yaştayken inanmışlar, neticede onun etrafında toplanmışlardır.

   Mondros mütarekesi şartlarının Türkleri yok etmek olduğunu anlayan Mustafa Kemal Yıldırım orduları kumandanıyken direnişe geçmiş ve devleti İstanbul'dan kurtarma ümidiyle Saltanat şehrine gelmiş ve Harbiye nazırı da olmak dahil çok yönlü bir faaliyete başlamıştır.

    Ancak zaman içerisinde ümitleri kırılmış Anadolu'da bir istiklal mücadelesi başlatmaktan başka bir çare kalmadığı düşüncesiyle Anadolu’ya çıkmaya karar vermiştir.

    Bu arada aşağıda daha geniş bir şekilde açıklayacağımız gibi Ali Fuat Paşa,Rauf Orbay, İsmet İnönü ile toplantılar yaparak Milli mücadelenin hazırlığını yapmıştır.

    Hal böyleyken İhanet mihrakları, Atatürk düşmanları Atatürk'ün bu mücadelesini ondan başka herkese mâl etmek için gayret içerisinde olmuşlardır.

Bu konuda ilk gönüllü Kâzım Karabekir olmuştur.

Kâzım Karabekir'in kendisi tarafından veya onun adına ortaya atılan "İstiklal Savaşı Kazım Karabekir’den çıkmıştır" şeklindeki iddialara cevap veriyoruz:

KARABEKİR İSTİKLAL HARBİNDE ÖNEMLİ HİZMETLER VERMİŞTİR.

Yüzbaşı Selahattin’in anılarına göre, Irak'taki savaşların yenilgiye dönüşmesi üzerine, Karabekir, Araplarla ilgimiz kesiliyor diye neredeyse sevinecek derecede bilinçli bir Türk Milliyetçisiydi. [1]( İ. Selçuk, Yüzbaşı Selahattin'in Romanı (İst., 1973),s.287-8.) Bırakışma olunca, Genelkurmay Başkanı olmak üzere, İzzet Paşa hükümetince İstanbul'a çağrıldıysa da, geldiğinde (28 Kasım) hükümet değişmişti. 6 Aralık'ta "usulen” Selamlığa çağrılan Karabekir, 25 Aralıkta karargâhı Tekirdağ'da olan 14. Kolorduya atandı.[2] (KK, 9; KKE, s. 33; TV, 28/12/1334, 3430) Fakat zaman geçtikçe, yurt için bir şeyler yapmak isteyen Milliyetçi bir Kolordu komutanı için, Marmara bölgesinde imkânların kıt olduğu anlaşılıyordu. Kendisi, A. Rıza Başkanlığında ve M. Kemal'in Harbiye Nazırı olacağı mutasavver bir hükümette yer almak önerisini daha önce reddettiğini yazıyor.[3] (KKE, s. 34.) Bırakışmadan sonraki gelişmelerden ve Şubatta yakından izlediği anlaşılan dünya gidişinde, İngiltere'nin ya da başka bir İtilaf devletinin Anadolu'yu işgal edecek durumda olmadığı anlaşılınca, 14 Şubatta Ş.Turgut Paşadan, Doğu'ya yeniden atanmasını istedi.[4] (KKE, s. 33.)  2 Mart 1919'da karargâhı Erzurum'da bulunan 15. Kolordu Komutanlığına atandı. Kolordu (daha önce 9. ordu) varlığını koruyabilmiş olan nadir birliklerden biriydi. Ayrıca, Doğu Anadolu'yu ve Kafkas Türklerini kurtarmış olmak ve muzaffer olarak savaşı birmiş olmak gibi bir şana sahipti. Bölge halkının Milli bilincinin yüksek oluşu da, burada yapılacak Milli görevi (ki şu ya da bu biçimde buraları Ermenilere kaptırmamaktı) kolaylaştıran bir başka unsurdu. Karabekir, kendi hedefini sınırlı olarak saptadığı için, bütün Türkiye çapında Milli akımın başına geçmek üzere, M. Kemal'in de Anadolu'ya gelmesini istemiştir ve bu yolda onu teşvik ettiğini söylemektedir. [5] (KKE, s. 36-8.) Karabekir'in bir özelliği de, davranışlarında, M. Kemal'e göre hayli ihtiyatlı olmasıdır. Gerek mütarekenin uygulanmasında, gerekse İstanbul hükümetine karşı açıkça cephe almak konusunda her zaman dikkatli davranmayı tercih etmiştir. [6] (Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele Mutlakiyete Dönüş (1918-1919), Cem Yayınevi,1992, s. 277-279)



GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUZ

  Kâzım Karabekir adına yayınlanan kitaplarda "Ben daha İstanbul'da iken Gazi Hazretlerini Şişli 'deki evinde 11 Nisanda  ziyaret ettim kendisini Şark'a davet ettim, Milli mücadele fikri benden doğmuştur. Atatürk'ü iknaya çalıştım ancak harekete geçiremedim" şeklindeki iddiaları gerçek dışıdır. Ziyaret ettiği doğrudur ancak İstiklal savaşı fikrinin kendisinden çıktığı yanlıştır.

    Nitekim A.F.Cebesoy anılarında, "20 Aralık 1918'de İstanbul'da Şişli'deki evde, M.Kemal'le birlikte kararlaştırdıkları" esasları açıklıyor.[7] (M.M.Hatıraları, s. 25 ve 36) "R.Orbay ise Bekirağa Bölüğünde birlikte ziyaret ettikleri Fethi (Okyar) Beye, M.Kemal'in Anadolu'da uygulayacağı programı açıkladığını" belirtiyor.[8] (Rauf Orbay'ın Hatıraları, Y.Tarihimiz, 3.C. s.17)

  Kâzım Karabekir İsmet İnönü'nün yakın dostudur. İnönü'nün kendisine yazdığı mektup, Kazım Karabekir tarafından sonradan kamuoyuna açıklanmıştır. İnönü Amerikan mandasının en uygun çözüm olduğunu belirttiği mektubunda İstiklal mücadelesine olan tepkisini şu şekilde dile getiriyor:

"....Sen Erzurum'a giderken korkuyorum ki seni bir şeye karıştıracaklar demiştin. Evimden dışarı çıkmadım ve hiçbir şeye karışmadım." [9] (Mektubun tam metni için bkz. Falih Rıfkı Alay: Çankaya - Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, İstanbul, 1969, s. 193-194.)


   İnönü, Anadolu'ya silah ve cephane gönderebileceğine ilişkin bir söylentiye de kızmış, "hiç öyle şey yapar mıyım" anlamında bu konuda da şu sözler kaleminden kağıda dökülmüş:

"Anadolu'ya silâh ve cephane giderse ben gönderirmişim, hep ben idare edermişim. Adil Bey'in kanaati bu... Merhumun her bildiği böyle ise vay milletin başına....."

diyor.

    Buradan anlaşılan o tarihlerde İsmet İnönü ve Kâzım Karabekir Anadolu'da yapılacak bir harekete karışmak niyetinde olmadıkları gibi İnönü elindeki mevkiyi bu yönde kullanma niyeti söz konusu değil.
  
   Üstelik Kâzım Karabekir bu ziyareti yaptığı tarihte şarkta kumandan bile değildi.

   Kâzım Karabekir'in Atatürk'ün istiklal savaşı fikrine karşı olmasına örnek olarak Mustafa Kemal'in daha önce tayin edilmesine rağmen Anadolu'ya gitmek istememesini gösterir. Halbuki Atatürk bu teklifin nazırlığa General Allenby tarafından iletilmesini tasvip etmemiş, bu ordunun karargahının bulunduğu Nusaybin, nüfuz sahası içinde dar bir sürgün yeri olması nedeniyle kendisinin tesirsiz hale getirilmek istendiğini anlamış ve kendisine yapılan bu teklifi geri çevirmiştir.

   Kazım Karabekir'in bu tarz iddiaları oldukça tutarsız ve arkası boş olduğu gibi Hakikat trenine takılan yalan vagonlarına bir örnek teşkil etmektedir.

   Kaldı ki bu iddiaları yapan kişinin kendisi olduğu da aşağıda açıklayacağımız gibi şüphelidir.

  Kazım Karabekir'in iddiaları kendisini devre dışına itilmiş zamanında önemli işler yapmış bir kumandanın moral çöküntüsü ile yaptığı açıklamalardır ve bu açıklamaların yapıldığı Mayıs 1933 tarihinde kendisine o dönemin canlı şahitlerince aşarı tepki ile karşılanmış ve gördüğü tepki ile yaptıklarından pişman olmuştur. Ancak söyledikleri ve yazdıkları vatan hainlerine Türk düşmanlarına malzeme olmuştur. Bu durumdan duymaya başladığı rahatsızlığı  21 Mayıs Günü yaptığı röportaj da açıklamak lüzumunu  hissetmiş ve şunları söylemiştir.

"Böyle iddialarda nasıl bulunabilirim ki, Milli Mücadelenin başından o en sıkıntılı buhranlı günlerden Kurtuluş savaşının sonuna,büyük zafere ulaşıncaya kadar Mustafa Kemal'i Önder bilerek ona bütün varlığıyla bağlı ve yardımcı kalanların başında ben vardım. Lâkin aramıza nereden gelip, nasıl aramıza katıldığı belli olmayan tufeylilere gelde bunu anlat.

… Erzurum Valisi Münir Bey Erzurum Kongresinin toplanacağı günlerde bir takım mazeretler ileri sürerek bizden ayrılıp İstanbul'a gitmiş ve bir daha görülmemişti. Şimdi oda ortaya çıktı 'Ben Erzurum da Vali olarak Kazım Karabekir Paşa'dan ne malumat ne talimat almışımdır' diyor. 'Aldı' diyen kim?"

“Bir zamanlar Halifeci, Mürteci dediler.. Bunlar bizim Padişahı ve Saltanatı devirmek irticaın  kökünü kazımak  mücadelesine atıldığımız günlerde Vahidettin'in elini eteğini öpenler şimdi bizi Atatürk'le karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar.

Benim hiçbir iddiam yok. Harbiyeden çıkıpta, memleket hizmetine girdiğim günden beri üzerime düşen bir takım görevleri yerine getirmekten başka hiçbir şey yapmadım.

…Ben Erzurum'da Kolordunun başında bulunduğum zaman Atatürk'e her zaman önderimizsin bütün kuvvetlerimle emrindeyim" 

dedim.
"Ah! Bütün bunları ortadan kaldırmanın bir tek çaresi var. Mustafa Kemal Paşa ile şöyle beş on dakika yüz yüze konuşmak. Menfaatlerini (Atatürk'le) aramızı açmak için kullanan tufeyliler böyle bir konuşmaya mutlaka mani olmak için kimbilir neler yapıyorlar. Bana Atfen neler uyduruyorlar."  [10] (Feridun Kandemir Kazım Karabekir'in yakılan hatıralarının iç yüzü s.80-84)


     Paşa bir iki konuda ufak tefek bazı eleştiriler yapmış ancak açıklamaları kendisinin de ifade ettiği gibi önce saptırılarak kısmen de değiştirilerek yayınlanmaya başlamış arkasından bu hatıralara dayalı açıklamalar tekrar tekrar değiştirilerek gerçeği ile hiçbir alakası bulunmayan hal almış.      

     Mesela İsmet Bozdağ Paşalar Kavgası diye bir Kitap yazıyor ve Kapağa baktığınızda Kitabı yazanın Kazım Karabekir olduğunu sanıyorsunuz. Kitabın iç sayfalarından birinde küçük bir şekilde "Düzenleyen İsmet Bozdağ" yazıyor. Mübarek sanki 57 sene önce hakkın rahmetine kavuşan Kâzım Karebekir'in dizinin dibine oturmuş ve o söylemiş bu düzenlemiş yazmış!!!

   Bir başkası bu kitapla ilgili alıntı yaparken "Yazan Kazım Karabekir" diyor. Böylece "Kazım Karabekir Atatürk Aleyhine kitap yazmış alıntı yapan şahısta bu konuları bizzat o dönemin canlı tanığı Kazım Karabekir gibi bir devlet adamının ağzından aktarmış" oluyor. Önce sahte kaynaklar üretiyorlar sonra bu kaynakları delil olarak göstererek Gayri Resmi Tarih yazıcılığı yapıyorlar. Türk çocuklarının beyni işte bu cinliklerle yıkanıyor..

    22 Ocak 1921 tarihinde, Meclis'te, Bursa Milletvekili Şeyh Servet Efendi'nin "Komünizim propagandası yaptığına" dair suçlaması üzerine TBMM de gizli celse başlamıştı. Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, Paşa'yı önemli delillerle "Bolşeviklik"le suçluyordu. Paşa'nın ipini çekmek isteyen bir grup oluşmuştu. Hüseyin Avni Bey konuşmasını "Bir heyet gönderin tersi çıkarsa namussuzum" diye noktalıyor, mecliste herkes nefesini tutmuş bekliyordu. Mustafa Kemâl, yavaşça ayağa kalkıyor meclisi süzüyor ve sonra kürsüye çıkıyor. Önce komünizmin zararlarını ve uygulanabilirliği bulunmadığını anlatıyor, arkasından da Ruslarla ilişkileri tamamen koparmanın Millî menfaâtlerimize aykırı bulunduğunu, ülkemize zarar getirmeyecek ince bir politika uygulamak zorunda bulunduğumuzu anlatıyor; devamla şunları söylüyordu..


  "Mustafa Suphi'yi, Doğu'da Hüseyin Avni Bey'den önce ortaya çıkaran Kazım Karabekir Paşa'dır. Bu adamın memlekete girmesinin sakıncalı olduğunu takdir eden Kazım Karabekir Paşa'dır. Bunun memleket dışına çıkarılmasına karar veren de,  planını yapan da Kazım Karabekir Paşa'dır. Yoksa Erzurum Valiliğimiz değildir. Biz değiliz efendiler. Herkesten önce yaptığı akıllıca bir planla harekete geçen Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bilmem Bolşeviklere eğilimliymiş, Mustafa Suphi'nin bilmem nesiymiş.. Herkesten önce önlemler alan Kâzım Karabekir Paşa'dır..Kâzım Karabekir Paşa'nın Komünist eğilimlilere karşı Bolşevik görünmesi doğru olabilir. Bu durum, memleket ve millet için yararlı bir siyaset sağlamak içindir. Gerçekte Komünist ve Bolşevik olduğu için değildir.”


  Evet; işte Mustafa Kemal Paşa, Karabekir Paşa'yı böyle savunuyor; onu, bir anlamda idama kadar gidebilecek bir yoldan kurtarıyordu. 1933 yılında yayınlanmasına izin verilmeyen Karabekir Paşa'nın eserleri bugün seri olarak satılıyor. İstiklâl Harbimizin esasları isimli kitapta bakınız Kazım Karabekir Paşa ne diyor: 

"Bolşeviklik fikrinin tekrar alevlendirilerek Amasya içtimaında dahi münakaşa ve kabul edildiğini ve fakat ikazımla tekrar Millî hükümet esasına rucu edildiği görülecektir." 

diyor. Mustafa Kemal, eserleri inceledikten sonra aldığı notlarının 14.satırında şöyle der.


"Bolşeviklik... Çok alçakça uydurmak istediği bir hikâye, bana yapıştırmak istiyor"


der..


Türk milletini milliyetsizleştirme oyunu oynayan yıllardır Türk insanını tarihine Cumhuriyetine ve Türklüğüne düşman etmek isteyen islam tacirleri Kazım Karabekir ile Atatürk arasındaki bir takım tartışmalardan istifade ile Kazım Karabekir'i "Padişahçı, Siyasi ümmetçi" bir paşa olarak taktim etmek istiyorlar. Bunu yaparkende istiklal savaşı fikrinin ondan doğduğunu istiklal savaşının gerçek lideri'nin o olduğunu anlatıyorlar.. Bu bir beyin yıkama operasyonudur.. Yani "İstiklal savaşını kazanan zihniyet Padişahçı ve Siyasi ümmetçi idi. Atatürk ihanet ederek idareyi ele geçirdi ve işi sahiplendi” gibi bir sürü yalanlar dizisi bu milletin genç evlatlarına yutturuluyor. “İstiklal harbi fikrinin ilk defa Kazım Karabekir'in kafasında doğduğunu dolayısıyla İstiklal savaşının kahramanında o olduğunu, onun aşırı dindar ve muhafazakâr olduğunu bu nedenle Atatürk tarafından dışlandığını " anlatıyorlar. Bu nedenle Kazım Karabekir'e sahip çıkılıyor. Sırf işlerine yarayacak bir sömürü vasıtası buldukları için ona sarılıyorlar.. Hâlbuki Kazım Karabekir Paşa tutucu muhafazakâr, kendine atfedilen bir kişiliğe sahip değildir. Paşa Hergün mutlaka önce Keman sonra piyano çalardı. Ancak özellikle batı müziği parçalarını sever ailesiyle birlikte bu parçaları seslendirirdi. Emekliliğinden sonra büyük ekonomik sıkıntılar yaşamış ancak bunları eşi ve çocukları ile mutlu bir aile tablosu içerisinde hep beraber göğüslemesini bilmişlerdi.

    Kazım Karabekir ilk gençlik yıllarından beri hürriyet tutkusu ile silaha sarılmış  bir subaydır.

  Abdülhamit yönetimine karşı gizli örgütler kuran 31 Mart vaka’sında derviş Vahdeti ayaklanmasına karşı mücadele veren, Hareket ordusunda yüzbaşı rütbesiyle Abdülhamit'in sarayını kuşatan, irtica’yı en büyük suç sayan harp akademisinde sosyalist kitaplar okuyan ,"Doğu ve batı uygarlığı yoktur tek uygarlık vardır" diye düşünen 1920'lerde miladi takvime geçilmesini ve medreselerin kapatılmasını öneren, Arap etkisinden kurtarılmasını isteyen, bir batılı aydın gibi yaşayan okuyan yazan Osmanlı yönetimine ilk başkaldıran paşalardan biridir.

    Kızı Hayat Karabekir'in anlattığına göre "Mustafa Kemal benim en iyi arkadaşım" derdi. "Biz her şeyi onunla anlaşarak yapmaya çalıştık. Aramızda anlaşamadığımız noktalar olsa bile birbirimizi iknaya çalıştık." Yine kızının anlattığına göre içinde bulundukları sıkıntılar nedeniyle Mustafa Kemal aleyhinde laf edildimi tepki gösterir "Biz onu sevmesek başımıza getirir kumandanımız yaparmıydık" derdi. Babam Atatürk’ten değil onun çevresinden şikayetçiydi.

  Bir rivayete göre Atatürk ölümünden önce Karabekir'le helalleşmek ister ancak Karabekir'e haber verilmez. Sonradan bu gündeme gelir. Hayat hanım o zaman ilkokuldadır. "Gidermiydin baba der" Karabekir Paşa "Evet kızım giderdim o etrafındakilerin tesirinde kalmıştı" der.

    Yine kızının anlattıklarına göre o inkılaplara değil yapılış şekline karşıydı. "Zorla yapılan ve halkı eğitmeden yapılan inkilâp geri teper imkânını bulunca bunu gene yapar gene giyeriz derler" derdi. "Bizim evimizde bir işçi kadın vardı. Kadın gelip giderken kara çarşaf giyerdi. Bir kere babam bu çarşafı bir daha giyersen onu yırtarım dedi ve ona annemin mantosunu" verdi diyor. Yine kızının anlattığına göre "Babam dine inanırdı. Fakat dini bir yobazlık şeklinde sömürü aracı olarak kullananlara kızardı. Dinsiz bir insanın her kötülüğü yapabileceğine inanmıştı. Babam evde namaz kılmaz oruçta tutmazdı. Ancak vicdan sahibi ve inançlı bir müslümandı." diyor.

    Eşi İclal Hanım başını örtmez, Paşa o dönemin yetiştirdiği çoğu paşalar gibi içki kullanır ancak rakıyı sevmez genelde şarap veya bira içermiş.

  Mesela Milli mücadelenin başında Karabekir Paşa sürekli doğuda mücadele verilerek hareketin batıya yayılmaması düşüncesinde idi. Nitekim Sivas kongresine gönderdiği telgrafta Sivas'ın doğusuna geçilmesinin hatalı olduğunu söylemiş bu görüşündede diretmiş nihayet Mustafa Kemal Paşa "Memleketi şark ve garp diye ikiye ayırmak doğru değildir. Vatanı bir kül olarak mütalaa etmelidir. Kurtuluş için umumi çareler aranmalıdır." demiş kendisini ikna etmiştir.

  Şüphesiz Kazım Karabekir Paşa Mili Mücadelenin Atatürk’ten sonraki en önemli kahramanlarından birisidir.[11] (Taner Ünal Vatan için elele 1997)

 Karabekir Atatürk'ün istifasını verdiğinde kendisine tabi olduğunu ilan ederek büyük destek vermiştir. Ancak Karabekir Mecliste Bolşeviklik suçlaması ile idama mahkûm olmasının kesinlik kazandığı bir sırada Mustafa Kemal kürsüye çıkmış Karabekir'i savunmuş onun suçlarını üstüne almış arkadaşının hayatını kurtarmıştır. [12](Taner Ünal O bir Bozkurttu 1995)

 Karabekir ve diğer Paşaların İzmir Suikastı davasında kurtulmalarında Atatürk'ün payını unutmamak gerekir. Karabekir Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Genel Başkanıdır.

   İzmir İktisat Kongresi'nde yaptığı konuşmada Türkçe'ye dönüşe karşı çıkmış "Bu kabul edildiği takdirde memleket hercü merce girer.  Böyle fikirler içimize girmesin. Sonra büsbütün ağızsız dilsiz olur ve bütün âlemi İsİâmı üzerimize hücum ettirir ve kendi aramızda birbirimizi yeriz.” Demiştir.[13] (Gündüz Ökçün İzmir İktisad kongresi) 10 Kasım 1923'de basına demeç vererek, “Gerçekte cumhuriyete değil ama şahsî saltanatla karşı olduğunu” açıklayacak, aynı gün Rauf Bey ile birlikte Halife Abdülmecit Efendiyi ziyaret ederek saygılarını sunacaktır.

  Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrasının kurucuları ise eski mandacılar, saltanatçılar, hilafetçilerdir. Ancak, ilginç olan partinin programıydı. Hele programın bazı maddeleri ilginç olmaktan da öteydi. Gerçekten de, programın 32.maddesinde “iç, dış ve transit ticaretin kayda bağlı olmaksızın serbest olacağı” ön görülüyordu. Bu durum daha cumhuriyetin kurulduğu anda bile ülkenin açık pazar durumuna getirilmek istenmesinden başka bir anlama gelemezdi.

  33. maddede sanayinin kalkındırılması için gümrük indirimi yapılacağı belirtiliyordu. Usunu yitirmemiş hiç kimse, Milli sanayinin kalkındırılması için gümrük duvarlarının yükseltilmesi gerektiğini hele o günkü koşullarda bilir.

   42. maddede ise önce ülkenin yabancı sermayeye muhtaç olduğu belirtiliyor, sonra da yabancı sermayeye iyi davranarak ülkeye getirilmesi gerektiği kaydediliyordu. 41.madde bunu bütünleyici nitelikteydi.

 Öte yandan, Prens Sabahattin'den beri emperyalizmin işbirlikçilerinin öne sürüp durdukları yerinden yönetim ilkesinin uygulanması isteniyordu ki, bu, ülkenin parçalanması demekti.

  Yani Daha cumhuriyet kurulalı bir yıl olmuş Milli Devletin tesisi için kavga verilirken Terakkiperver Cumhuriyet partisi işbirlikçiliğin alasını ortaya koyuyor, İsmet İnönü ve Demokrat parti devrinde yapılan karşı devrim, daha Cumhuriyetin ilk yılında sahneye konuluyordu. Kazım Karabekir bu işbirlikçi faaliyetin de önderi konumundaydı. Nitekim bu partinin bütün yetkilileri, Atatürk döneminde ihanete bulaşan ve yönetim dışı bırakılan işbirlikçi taifesine mensup dönme devşirme, azınlık şuuruna sahip, mandacı 1700 kişi İsmet İnönü tarafından verilen dev bir kabul töreni ile bir araya getiriliyor ülkenin yönetimi bunların eline teslim edilerek bir karşı devrim gerçekleştiriliyor, Lozan'la ve Cumhuriyetle elde ettiğimiz milli kazanımlarımız yabancılara peşkeş çekilmeye başlanıyordu. [14] (Neticede bu kötü günlere geldik.)

   Atatürk arkadaşlarına güveniyordu. Ancak daha başında hepsini karşısında buldu.

Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrasının kurucularından Rauf Orbay:

"Ben makamı saltanat ve hilafete vicdanen ve hissen merbutum [bağlıyım]. Çünkü, benim babam padişahın nan ü nimetiyle [ekmeğiyle/bağışlarıyla] yetişmiş, Osmanlı Devleti'nin ricali sırasına geçmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerratı [parçacıkları] vardır. Ben nankör değilim ve olamam. Padişaha muhafazai sadakat borcumdur. Halifeye merbutiyetim ise terbiyem icabıdır."

diyordu.
Rauf Bey'in kafasında "devlet", "halk" ve "vergi" gibi kavramlar yoktu. Ona göre: sanki efendisi olan padişah, halkın vergileriyle babasının ve kendisinin aylığını ödememiş de, kendi cebinden çıkarıp vermişti. Padişah ve devlet, onun için aynı şeydi! Ve Rauf Bey ile bu paşalar saltanatçı, hilafetçi ve mandacı idiler!...

Rauf Bey, bu girişimleriyle yetinmeyecek, Cumhuriyet ilan edilince de basına demeç vererek buna karşı çıkacak "gelenin gideni arattırmaması gerektiğini" söyleyerek Atatürk'ün padişahın yerine kendisini geçirdiğini ileri sürecektir.

Rauf Bey, çok geçmeden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucularından olacaktır.

Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrasının bir başka kurucusu ise, Ali Fuat Cebesoy'du. O da Cumhuriyet'in ilânına karşı çıkanlardandı, Cumhuriyet'in bir "emrivaki" olduğunu, Atatürk'ün "şahsî idare", yani diktatörlük kurduğunu kendisi anılarında yıllar sonra bile açıkça yazacaktır.

İşte Atatürk'e yaşamındayken karşı çıkan ancak öldükten sonra kıymetini anlayan ancak yinede işbirlikçi fikirlerden sıyrılamayan arkadaşları bunlardır. Atatürk arkadaşlarını terk etmemiş onlar Atatürk'ün mücadelesine daha başında karşı bir devrim yapmak hevesine düşerek onu terk etmişlerdir.

Kazım Karabekir'in Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrasında birlikte hareket ettiği kişilerden biriside birinci sınıf Amerikancı ve Amerikan mandacısı olan Sabatayist Halide Ediptir.

   Sivas Kongresi'nden bir bağımsızlık savaşı kararı çıkmasını engellemek amacı ile Atatürk'e yolladığı 10 Ağustos 1919 günlü mektup, Sultan Ahmet Meydanı'nda halkı coşturan, daha sonra Ankara'ya geçen ve bu nedenle de sanki bir kahramanmış gibi algılanan Halide Edip'in [15] (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, konuya değinirken şöyle der:'İstanbul'dan Ankara'ya gidenin ehemmiyeti o kadar artıyor, o kadar artıyordu ki, âdeta kutsallaşıyordu. Kadın veya erkek, Ankara'ya giden kimseler, İstanbullular'a, millî hareket kahramanları mertebesine ermiş gibi geliyordu. Hele Halide Edip Hanım'in menkıbeleri, kadınların kalbinde yenilmez bir imreniş, bir tatlı üzüntü veya keskin bir kıskançlık ateşi alevlendiriyordu ve hepsi ona benzemek, onun yerini almak için can atıyordu.'(Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Ankara; Remzi Kitapevi, İstanbul, 1972, s. 13) gerçek kimliğini ortaya koyan belgelerden yalnızca biridir.[16] (Atatürk istiklal savaşı boyunca Halide Edip gibilerine katlanmış Ancak Nutuk'ta gerçek yüzlerini ifşa ederek onları yurt dışına sürmüştür.)  Şimdi bu mektuptan birkaç satır okuyalım:

"Lâzım gelen para, ihtisas ve kudrete sahip değiliz.
Siyasî istikrazlar, siyasî esareti tezyid ediyor [arttırıyor. Tarafgirlik, cehalet ve çok konuşmaktan başka müspet bir netice veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.

...... Filipin gibi vahşi bir memleketi bugün kendi kendini idareye kaadir asrı bir makine haline koyan Amerika, bu hususta çok işimize geliyor.

Bu sebeplerden dolayı süratle istememiz lâzım gelen Amerika da, tabiî mahsursuz değildir. İzzeti nefsimizden[onurumuzdan / öz saygımızdan epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz        

..... Amerika'nın fikri, hafi olarak [gizli olarak] şudur:            umumî ve bir tek manda istiyorlar
Sivas Kongresi inikat edinceye kadar [toplanıncaya kadar] Amerika komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hattâ kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeye de belki muvaffak olabileceğiz...... kendimizi Amerika'ya müracaata mecbur görüyoruz.[17] (Frances Kazan: Halide Edip Ve Amerika adlı kitabında (Çev.Bernar Kutluğ, Bağlam yyn., İstanbul, 1995) Halide Edip'in Amerika ve Amerikalılar ile olan ilişki ve bağlarını çocukluğundan başlayarak anlatmaktadır. Yazarın şu değerlendirmesi de, konumuz bakımından geçerlidir:'Amerikan topluluğu ile kurduğu yakın ilişki, Edip'i,  Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda ülkenin Amerikan mandası altına girmesi fikrini desteklemeye götürdü; bu görüş, onu milliyetçi dostlarıyla anlaşmazlığa sürükledi. Mustafa Kemal, Amerikan desteği fikriyle kendi arasına net bir mesafe koymuş olmasına karşın, bir yandan Ankara'da ulusal dâva için çalışmalar yürütürken diğer yandan Edip'in İstanbul'daki Amerika Birleşik Devletleri Temsilcileriyle bağlarım sürdürmesine göz yumdu.'(s.11-12). Akt Çetin Yetkin Karşı Devrim)

Sergüzeşt [macera] ve cidal [kavga / savaş] devri artık geçmiştir…” [18] (Mektubun tam metni için bkz. Nutuk, C. I, s.95-98.Akt Çetin Yetkin Karşı Devrim)


    Kazım Karabekir herkes gibi hatalarıyla sevaplarıyla bir fanidir. Kurtuluş savaşında önemli hizmetler vermiş bir kahramandır. Hakkın rahmeti üzerine olsun.

  Bize göre siyasi faaliyetleri hatılıdır. İstiklal savaşı sonrası yaptıkları genelde hatalıdır. Bu da Tanzimat – Teslimiyetçilik döneminde yetişmiş bir kişinin Atatürk’ü anlamamasından Atatürk’ün yaptığı Türk’e ve Tam bağımsızlığa dönüş devrimini kavrayamamasından kaynaklandığı kanaatini taşıyoruz.

    Ancak Kazın Karabekir’in  adını kullanarak Atatürk Düşmanlığı Yapanlara en güzel cevabı Kazım Karabekir hakkında çıkan tefrikalar üzerine yaptığı röportajda verdiği hususunu hatırlatmakta yarar görüyor,hafızalarda kalması için bir kere daha yazıyorum. [19] (Bu röportajın resimleriyle, yayınlandığı kitabın aslını gösterebilirim.)

"BİR ZAMANLAR HALİFECİ, MÜRTECİ DEDİLER.. BUNLAR BİZİM PADİŞAHI VE SALTANATI DEVİRMEK İRTİCANIN  KÖKÜNÜ KAZIMAK  MÜCADELESİNE ATILDIĞIMIZ GÜNLERDE VAHİDETTİN'İN ELİNİ ETEĞİNİ ÖPENLER ŞİMDİ BİZİ ATATÜRK'LE KARŞIYA GETİRMEYE ÇALIŞIYORLAR. BENİM HİÇBİR İDDİAM YOK. HARBİYEDEN ÇIKIPTA, MEMLEKET HİZMETİNE GİRDİĞİM GÜNDEN BERİ ÜZERİME DÜŞEN BİR TAKIM GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEKTEN BAŞKA HİÇ BİR ŞEY YAPMADIM. MENFAATLERİNİ (ATATÜRK'LE) ARAMIZI AÇMAK İÇİN KULLANAN TUFEYLİLER BÖYLE BİR KONUŞMAYA MUTLAKA MANİ OLMAK İÇİN KİMBİLİR NELER YAPIYORLAR. BANA ATFEN NELER UYDURUYORLAR."

    Tarihi ifrat tefrit çizgisinde anlatarak milletimize önemli hizmetler vermiş insanları olduğundan farklı göstererek milletimizi aldatmayalım. 






[1] İ. Selçuk, Yüzbaşı Selahattin'in Romanı (İst., 1973),s.287-8.
[2] KK, 9; KKE, s. 33; TV, 28/12/1334, 3430
[3] KKE, s. 34.
[4] KKE, s. 33.
[5]KKE, s. 36-8.
[6] Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele Mutlakiyete Dönüş (1918-1919), Cem Yayınevi,1992, s. 277-279
[7] M.M.Hatıraları, s. 25 ve 36
[8] Rauf Orbay'ın Hatıraları, Y.Tarihimiz, 3.C. s.17
[9] Mektubun tam metni için bkz. Falih Rıfkı Alay: Çankaya - Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, İstanbul, 1969, s. 193-194.
[10] Feridun Kandemir Kazım Karabekir'in yakılan hatıralarının iç yüzü s.80-84
[11] Taner Ünal Vatan için elele 1997
[12] Taner Ünal O bir Bozkurttu 1995
[13]  Gündüz Ökçün İzmir İktisad kongresi
[14] Neticede bu kötü günlere geldik.
[15] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, konuya değinirken şöyle der:'İstanbul'dan Ankara'ya gidenin ehemmiyeti o kadar artıyor, o kadar artıyordu ki, âdeta kutsallaşıyordu. Kadın veya erkek, Ankara'ya giden kimseler, İstanbullular'a, millî hareket kahramanları mertebesine ermiş gibi geliyordu. Hele Halide Edip Hanım'in menkıbeleri, kadınların kalbinde yenilmez bir imreniş, bir tatlı üzüntü veya keskin bir kıskançlık ateşi alevlendiriyordu ve hepsi ona benzemek, onun yerini almak için can atıyordu.'(Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Ankara; Remzi Kitapevi, İstanbul, 1972, s. 13).
[16] Atatürk istiklal savaşı boyunca Halide Edip gibilerine katlanmış Ancak Nutuk'ta gerçek yüzlerini ifşa ederek onları yurt dışına sürmüştür.
[17] Frances Kazan: Halide Edip Ve Amerika adlı kitabında (Çev.Bernar Kutluğ, Bağlam yyn., İstanbul, 1995) Halide Edip'in Amerika ve Amerikalılar ile olan ilişki ve bağlarını çocukluğundan başlayarak anlatmaktadır. Yazarın şu değerlendirmesi de, konumuz bakımından geçerlidir:'Amerikan topluluğu ile kurduğu yakın ilişki, Edip'i,  Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda ülkenin Amerikan mandası altına girmesi fikrini desteklemeye götürdü; bu görüş, onu milliyetçi dostlarıyla anlaşmazlığa sürükledi. Mustafa Kemal, Amerikan desteği fikriyle kendi arasına net bir mesafe koymuş olmasına karşın, bir yandan Ankara'da ulusal dâva için çalışmalar yürütürken diğer yandan Edip'in İstanbul'daki Amerika Birleşik Devletleri Temsilcileriyle bağlarım sürdürmesine göz yumdu.'(s.11-12). Akt Çetin Yetkin Karşı Devrim
[18] Mektubun tam metni için bkz. Nutuk, C. I, s.95-98.Akt Çetin Yetkin Karşı Devrim
[19] Bu röportajın resimleriyle, yayınlandığı kitabın aslını gösterebilirim.




Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 06 - İstiklal Savaşı Fikri Kazım Karabekir'den Mi Çıktı ? Reviewed by Türk Asya on Pazartesi, Haziran 09, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.