Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 02 - Atatürk Samsun'a Neden Gönderildi ?

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

Bölüm 02

Atatürk Samsun'a Doğru


    BİR AN ÖNCE SAMSUNDAKİ TÜRK DİRENİŞİNİ KIRMAK GEREKİYORDU. BUNUN İÇİN TEK ÇIKAR YOL, OLAĞANÜSTÜ YETKİLERLE, MUKTEDİR VE GÜVENİLİR BİR KUMANDANI SAMSUN'A GÖNDERMEKTİ.


  GİZLİCE SİLAHLANDIRILMIŞ OLAN RUM EŞKIYASI İTİLAF DONANMASININ GELMESİYLE TAŞKINLIĞA BAŞLAMIŞLAR ANCAK OLAYLAR TAM TERSİ BİR ŞEKİLDE ANLATILMAKTA TÜRKLERİN RUMLARA SALDIRDIĞI SÖYLENMEKTEDİR.



  İNGİLİZLER 9 MART'TA SAMSUN'A 200 ASKER, BİR MÜFREZE DE MERZİFON'A GÖNDERDİLER. ARTIK OLAYLAR, BİRİ BİRİNİN SEBEBİ VE SONUCU OLARAK AKIP GİDECEKTİ. NİTEKİM SAMSUN'A İNGİLİZ ASKERİNİN GELMESİ İLK TEPKİSİNİ ÇOK ÇABUK GÖSTERDİ. 17/18 MART GECESİ ORADAKİ TÜRK BİRLİKLERİNDEN MAKİNELİ TÜFEK BÖLÜĞÜNE BAĞLI HAMDİ ADINDA BİR TEĞMEN ASKERLERİNİ ALARAK DAĞA ÇIKTI.

   TÜRK HALKININ RUMLARA KARŞI SİLAHLANDIRILDIĞI HAKKINDA İNGİLİZ YÜKSEK KOMİSERLİĞİNİN VE KARADENİZ ORDUSU BAŞKUMANDANLIĞININ BİTİP TÜKENMEYEN VE SON GÜNLERDE ARTAN ŞİKÂYETLERİNİ TÜRK GENEL KURMAYININ ÖNLEMESİ GEREKİYORDU.

  AKSİ TAKTİRDE İNGİLİZLER SAMSUNA DAHA GÜÇLÜ BİR ORDU İLE ÇIKABİLİR ANADOLU İÇLERİNE AKABİLİRDİ.

   BİR AN ÖNCE SAMSUNDAKİ TÜRK DİRENİŞİNİ KIRMAK GEREKİYORDU. BUNUN İÇİN TEK ÇIKAR YOL, OLAĞANÜSTÜ YETKİLERLE, MUKTEDİR VE GÜVENİLİR BİR KUMANDANI SAMSUN'A GÖNDERMEKTİ.

  İŞTE MUSTAFA KEMAL’İN SAMSUNA ÇIKIŞI İLE İLGİLİ OLAYLAR ZİNCİRİ BÖYLE BAŞLADI


ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞI

ATATÜRK SAMSUNA NEDEN GÖNDERİLDİ ?  Bölüm 1



   Fatih'in İstanbul'u almasından sonra kıyıda bir miktar Rum azınlık kalmıştı. Etnik yapı, savaş döneminde yaşanılan olaylar, Rum ve Ermenilerin nakledilmesi ve Pontusçu eylemler bölgede büyük huzursuzluklara neden oluyorlardı. Dağa çıkmış ellinin üzerinde çete vardı. Bunların çoğu Rum'du. [1] (Selek s. 205.) Özellikle Bafra'daki on iki Rum köyünün 1500 genci bu amaçla silahlanmış ve eşkıyalığa başlamışlardı. Çeteye katılanların sayısı 25.000'e ulaşmıştı. [2]  (Tansel, I/96; M. Goloğlu - Erzurum Kongresi (1966), s.10.) Bunlar, İstanbul'un işgâli ile birlikte Türk köylerine saldırılar düzenlemişlerdi.



I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa'nın gözlemlerine göre Pontus örgütünün amacı, Yunanistan'ın ikiz kardeşi olan Pontus Devletini kurmaktı. Çalışmalar Sivas ve Akdağmadeni'ne dek genişletilmişti. Askersel olarak örgütlemiş bir "ordu" kurulmuştu. Öğretmenler ve papazlar bu ordunun etkin elemanlarıydı. Örgütün başına Trabzonlu Vasiliso Yuvanidis diye biri getirilmişti. Böylece Rum nüfus arttırılmaya çalışılıyordu.  Bu işler Samsun Metropolit yardımcısı Eftimos Zilos'un yönetimindeydi. Büyük devletlerin desteği sağlanmaya çalışılıyor, Vezirköprü ile Samsun arasındaki dağlarda korunaklar oluşturuluyordu. Genel Savaşın bitiminde Yunan gemileri İstanbul'dan Karadeniz'e açılınca  destek olarak  zamanın geldiğini sanıp Türk köylerine saldırdılar. Böylece Anlaşık Devletlerin saldırıları kasıtlı olarak Rum çetelerince Türk köylerine oluyordu.[3] (Aydemir (1969), I/388; Dr. Selahi R.Sonyel - Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika (1973),I/39.)  Fakat aciz durumda olan dönemin Osmanlı yönetimi olayın bu gerçek yüzünü açıklayamıyor ve direnemiyordu. [4]( Baki Öz, Atatürk'ün Anadolu'ya Gönderiliş Olayının İçyüz, Can Yayınları, 2. Baskı, s. 31-32.)





Bölgede bulunan yabancı sermaye kuruluşları dahi Pontusçu Rumların art düşüncelerine katılıyor, Rum çetelerinin kötülüklerini  Türkler yapmış gibi yayıyorlardı. Amerikan Tobacco Company (Tütün ortaklığı)'nin 11.01.1919'da Samsun yöresinde Türk köylerinin silahlandırıldığını duyurarak bu karalama yarışına katılışı en bariz örneklerden biridir.[5]( Jaeschke, s. 103; Sarıhan (1982),I/91. Akt. Baki Öz, Age s. 32.)





Emperyalizmden gücünü alan Pontusçu Rumlar ayrı bir devlet olma gayreti içerisinde Türk köylerine saldırıyorlar yakıp yıkıyorlar ve eşkıyalık yapıyorlardı. Karadeniz Bölgesinde toplanan Rum ileri gelenleri 23.2.1919'da Rum Karadeniz Cumhuriyeti'ni kurma düşüncesiyle ve  Binyatoğlu, Kolossi, Theodis imzalarıyla bu isteklerini İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'ne bildirdiler. [6] (Akşin, s. 310; Sarıhan (1982),I/91.)  Osmanlı  devletinin çöküşü bu kesimlere ayrılma gücü veriyordu. [7] (23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıktı. Trabzon'a İngiliz askerleri gönderilmesini, İngilizler'in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını istiyordu. Parsi Barış Görüşmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sundu. 18 Ekimde Batum'da Pontus Cumhuriyeti ilan edildi. Avrupa'da yüz bulamayınca Hrisantos, uzlaşma önerdi.  Ötede bir takım Pontus öncüleri Barış görüşmelerine başvurup, Türk çetelerinin kıyımından söz ediyor, Avrupa'yı kendilerine acındırmaya çalışıyorlardı. Bir yandan da Sovyetlerle ilişki içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlaştırıldıklarını ileri sürüyor, Kafkasya'dan Sinop'a dek uzanan bölgede resmi dili Türkçe ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı.  Bu tasarıları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapmıştı. Avrupa desteğini sağlama peşinde olan Pontusçular, Avrupa'da kurultaylar düzenliyorlardı. Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum'un korunması Anlaşık devletlerden istendi. Sonunda, bölgede "Türk kıyımının sonunun geldiği" savunuluyor, muhtıralar veriliyordu. Helenizm dostu ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları "Hayal ürünü" olarak görüyordu. Bu aşırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilişine önemli ölçüde neden olmuştu. )
(23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıktı. Trabzon'a İngiliz askerleri gönderilmesini, İngilizler'in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını istiyordu. Parsi Barış Görüşmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sundu. 18 Ekimde Batum'da Pontus Cumhuriyeti ilan edildi. Avrupa'da yüz bulamayınca Hrisantos, uzlaşma önerdi.  Ötede bir takım Pontus öncüleri Barış görüşmelerine başvurup, Türk çetelerinin kıyımından söz ediyor, Avrupa'yı kendilerine acındırmaya çalışıyorlardı. Bir yandan da Sovyetlerle ilişki içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlaştırıldıklarını ileri sürüyor, Kafkasya'dan Sinop'a dek uzanan bölgede resmi dili Türkçe ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı.  Bu tasarıları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapmıştı. Avrupa desteğini sağlama peşinde olan Pontusçular, Avrupa'da kurultaylar düzenliyorlardı. Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum'un korunması Anlaşık devletlerden istendi. Sonunda, bölgede "Türk kıyımının sonunun geldiği" savunuluyor, muhtıralar veriliyordu. Helenizm dostu ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları "Hayal ürünü" olarak görüyordu. Bu aşırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilişine önemli ölçüde neden olmuştu.)


SAMSUN VE ÇEVRESİNDE YAŞANANLAR 1

Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti'nde sıkıntılı bir dönemin de başlangıcı oldu. Ateşkes hükümleri, işgalciler tarafından sık sık çiğnendiği gibi, uzun yıllar Türklerin egemenliğinde kalmış bulunan azınlıklar da işgalcilerden cesaret bularak kanunsuz eylemlerde bulunmaktan geri durmuyorlardı. Bu yüzden azınlıkların yaşadıkları bölgelerde sık sık Türklere yönelik saldırgan tutumların sergilendiği görülüyordu. Bu gelişmeler olurken İngilizler, Anadolu'nun bazı bölgelerinde Türklerin, Rum ve Ermenilere  yönelik saldırılarda bulundukları iddiasını yürütmekteydiler.

Aynı sıkıntı Samsun ve çevresinde bazı küçük bölgelerde yaşanmakta ancak yapay olarak oluşturulan bu sorunlar kamuoyuna ve müttefiklere büyütülerek yansıtılmaktaydı.


Samsun, strateji bakımından da büyük önem taşıyordu. Karadeniz'in güney kıyılarında, orta Anadolu'ya açılan en rahat kapı şüphesiz Samsun limanı idi. Kuzeyden Anadolu içerilerine sarkmak isteyenler için bu kapı elde bulundurulmalı veya en azından güvenliği sağlanmalıydı. Henüz ne yapacağı bilinmeyen Enver Paşanın, eğer Anadolu'ya geçmeye yeltenirse Samsun yolunu seçmesi ihtimali de İngilizlerce gözden uzak tutulamazdı. [8]( Sabahattin Selek, Age s. 206)

Osmanlı Harbiye nezaretinin 30 Kasım 1918 tarihli şifre telgrafına göre, "Anadolu Kuzey Kıyılarındaki Türk limanlarını ziyaret eden İngiliz ve Fransız harp gemileri, Samsun'da mütareke hükümlerinin henüz uygulanmamış olduğunu ve Hıristiyanları toptan öldürmek için Müslüman ahalinin silahlandırıldığını" bildirmeleri üzerine, İngiliz ve Fransız fevkalade komiserleri şikâyette bulunmuşlardır. Sinop'ta çıkan karışıklık dolayısıyla buraya da iki gemi gönderilmiştir. [9](9. ordunun 28 Aralık 1918 tarihli telgrafı, aynı kaynak.)  9. Ordu kumandanının kanaatince "İtilaf subayları Rum ahalinin sözlerine kapılmaktadırlar. Samsun'da ve Batum'da vapur bekleyen çok sayıda terhis erleri vardır.[10]( Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 88-90.)  Ahalinin silahlandırılmış olduğu iddiası, Rum çeteleri tarafından şikâyetlerini daha serbest yapabilmek için uydurulmuş bir haberdir. Gizlice silahlandırılmış olan Rum eşkıyası itilaf donanmasının gelmesiyle taşkınlığa başlamışlardır. Musul ve Irak bölgelerinden gelerek Samsun'da toplanan Alman ve Avusturya askerleri de gitmek için gemi beklemektedirler. [11] (İstanbul'da kaydettiği Rumları, Trakya'ya, İzmir'e ve Karadeniz kıyılarına göndermektedir. Fener patrikhanesi merkez  komitesi de, bu cemiyete yardım etmektedir." Tevfik Bıyıklıoğlu, Age s. 90.)
( 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa da hükümete yolladığı 22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, samsun'a çıktığı günlerde bölgenin asayiş durumunu şu suretle tasvir etmektedir:
 "Umumi harp seferberliğinin başlarında Samsun livası içinde asker kaçaklarından ve Müslüman, ermeni ve rum unsurlarından bir takım çeteler adi hırsızlık ve katl yaparlardı. Rum ve Ermeni tehciri sırasında bu unsurlardan azılı çeteler siyasi bir mahiyet almış, Rus istilası başlayınca Ruslar tarafından teşvik ve denizden takviye edilmiş, fakat sık kovalama karşında tehlikeli bir hal almamıştı. Rus bozgunundan sonra mütarekeye kadar şakavet  devam etmiştir. Mütarekeden sona, Yunanlılık emeli güden bütün Rumlar her yerde şımardılar. Samsun havalisinde de Pontos hükümetini kurmak için birleştiler. Bütün rum çeteleri bu maksat uğrunda, siyasi bir şekil aldı. Son zamanlarda Samsun havalisindeki Rum nüfusunu arttırmak için Rusya'da ne adar Rum var ise buraya getirilmesine çalışılmıştır. Bugün, Samsun havalisinde 40 kadar Rum çetesi vardır. Buna karşılık Türk ahali, hükümet tarafından korunamadığından bazı Laz çetelerini Trabzon havalisinden getirterek mal ve namuslarını muhafaza zorunda kalmışlardır bu suretle 13 müslüman çetesi faaliyettedir. Hakiki durum budur. Samsun'da nüfus ekseriyeti Rumlardadır. Bunlar hükümete arşı soğukturlar. Fakat liva içinde ezici çoğunluk Türklerdedir". Yine Mustafa Keaml Paşanın 25 Haziran 1919 tarihli raporuna göre: "İstanbul'da, Galata'da, Minerva hanının üçüncü ve dördüncü katlarında, Rum muhacir komisyonu gibi aldatıcı bir ad altındaki Kordas yahut Etniki Eterya cemiyetinin bir şuebis de çalışmaktadır. Bu vaziyet Yunanistandan gönderilen çeteleri ve İstanbul'da kaydettiği Rumları, Trakya'ya, İzmir'e ve Karadeniz kıyılarına göndermektedir. Fener patrikhanesi merkez  komitesi de, bu cemiyete yardım etmektedir”.)

   İngilizler 9 Mart'ta Samsun'a 200 Asker, bir müfreze de Merzifon'a gönderdiler. Artık olaylar, biri birinin sebebi ve sonucu olarak akıp gidecekti. Nitekim Samsun'a İngiliz askerinin gelmesi ilk tepkisini çok çabuk gösterdi. 17/18 Mart gecesi oradaki Türk birliklerinden makineli tüfek bölüğüne bağlı Hamdi adında bir teğmen askerlerini alarak dağa çıktı.

   Teğmen Hamdi olayı, gerçekten Türkiye'nin geleceği açısından dikkate değer bir hadisedir. Bu olay, milliyetçi, memleketçi Türk subay kadrosunun hazır olduğu bir davranışı ifade ediyordu. İttihatçı bir hareketin başlamasından zaten kuşkulu bulunan İngilizler ve hükümet bu küçük olaydan dolayı daha çok endişeye kapıldılar. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın aşağıdaki sözleri bu endişeyi belirtmektedir.


"Samsun’daki birliklerden bir makineli tüfek bölüğüne mensup Mülazim Hamdi Bey'in bir makineli tüfek ve bir miktar askerle dağa çıkarak Türk çetelere zahir olması işgal kuvvetleri kumandanını büsbütün şüpheye düşürmüştür. Erkânı Harbiyei Umumiye'ye memur olan İtilaf kuvvetlerinin irtibat zabitleri sık sık yanıma gelerek benden bu hususta tafsilat istiyorlardı." [12] (24 Aralık 1918'den 14 Mayıs 1919'a kadar Genel Kurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak'ın, bu günlere ait hatıraları 1948 Mayıs ayında Akın gazetesinde yayınlanmıştır.)


   Nihayet, İngilizlerin tahrikiyle Türk makamlarının dikkati de Samsun bölgesine çevrilmiş oluyordu.

 Bölgedeki asayişsizlik ve Türk halkın Rumlara karşı silahlandırıldığı hakkında İngiliz Yüksek Komiserliğinin ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığının bitip tükenmeyen ve son günlerde artan şikayetlerini önlemek gerekiyordu.

  Bunun için tek çıkar yol, olağanüstü yetkilerle, muktedir ve güvenilir bir kumandanı Samsun'a göndermekti. [13]( Sabahattin Selek, Age s. 206)

  Bu sıralarda Türk Genelkurmayı, muhtemel tehlikelere karşı orduyu hazır hale getirmek için plân hazırlamakta ve bu maksatla Ordu Müfettişlikleri kurulmasını düşünmekte idi.

   Kaldırılan Ordu Kumandanlıklarının yerini dolduracak olan bu Müfettişlikler, normal olarak talim ve terbiye ile uğraşmaktan başka, ötede beride dağınık bulunan silah ve cephaneyi depolarda toplayacak ve bölgelerinde asayiş ve inzibat sağlayacaklardı.

   İngiliz Kumandanlığı Kurmayı ile bu hususta anlaşmaya varılmıştı.[14] (Fevzi Paşa Akın Gazetesinde çıkan ve yukarıda sözü edilen hatıralarında bu hususa işaret etmektedir. Üç ordu Müfettişliğinin kurulması, M. Kemal Paşanın 9. ordu Kıtaatı Müfettişliğine tayininden sonra ve İngilizlerin bu tayinden kuşkulanması üzerine hemen tahakkuk ettirilmiştir.

    O halde Samsun'a gönderilecek kumandan bir ordu müfettişi olabilirdi. Hükümetin, İngiliz şikayetlerini önleme çabası ile Genel Kurmayın Ordu Müfettişlikleri kurma yolundaki çalışmaları böylece, şekil ve zaman bakımından birbirine uygun düşmüştü.

  Mustafa Kemal'e verilen görev Necip Fazıl'ın, Abdurrahman Dilipak'ın, Semiha Ayverdi'nin, Kadir Mısırlıoğlu'nun Vehbi Vakkasoğlu'nun, Mevlanazade Rıfat'ın dediği gibi Milli Mücadeleyi başlatması için değil, O'nun katkılarıyla Anadolu da Saltanatı ve İstanbul Hükümetini İngilizlere karşı zor duruma sokacak bir kargaşanın veya milli bir faaliyetin başlamasına engel olmaktı.

   Mustafa Kemâl'in Anadolu'ya atına atlayıp dağları aşarak değil de, 9.Ordu Müfettişi olarak gidişinin hikayesi Samsun ve çevresinde meydana gelen olaylar sonucunda akla gelmiş bir çözümdür.

   Ancak bu çözümde Mustafa Kemal adının ortaya atılmasının sebebi Ali Fuat Cebesoy, İsmail Fazıl Paşa, Mehmet Ali Bey'dir.  Mustafa Kemal'in kendi çabaları da dikkate değer.




[1] Selek s. 205.
[2] Tansel, I/96; M. Goloğlu - Erzurum Kongresi (1966), s.10.
[3] Aydemir (1969), I/388; Dr. Selahi R.Sonyel - Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika (1973),I/39.
[4] Baki Öz, Atatürk'ün Anadolu'ya Gönderiliş Olayının İçyüz, Can Yayınları, 2. Baskı, s. 31-32.
[5] Jaeschke, s. 103; Sarıhan (1982),I/91. Akt. Baki Öz, Age s. 32.
[6] Akşin, s. 310; Sarıhan (1982),I/91.
[7]  23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıktı. Trabzon'a İngiliz askerleri gönderilmesini, İngilizler'in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını istiyordu. Parsi Barış Görüşmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sundu. 18 Ekimde Batum'da Pontus Cumhuriyeti ilan edildi. Avrupa'da yüz bulamayınca Hrisantos, uzlaşma önerdi.  Ötede bir takım Pontus öncüleri Barış görüşmelerine başvurup, Türk çetelerinin kıyımından söz ediyor, Avrupa'yı kendilerine acındırmaya çalışıyorlardı. Bir yandan da Sovyetlerle ilişki içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlaştırıldıklarını ileri sürüyor, Kafkasya'dan Sinop'a dek uzanan bölgede resmi dili Türkçe ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı.  Bu tasarıları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapmıştı. Avrupa desteğini sağlama peşinde olan Pontusçular, Avrupa'da kurultaylar düzenliyorlardı. Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum'un korunması Anlaşık devletlerden istendi. Sonunda, bölgede "Türk kıyımının sonunun geldiği" savunuluyor, muhtıralar veriliyordu. Helenizm dostu ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları "Hayal ürünü" olarak görüyordu. Bu aşırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilişine önemli ölçüde neden olmuştu.
[8] Sabahattin Selek, Age s. 206
[9] 9. ordunun 28 Aralık 1918 tarihli telgrafı, aynı kaynak.
[10] Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da 1919-1921, Kent Basımevi, Ekim 1981, s. 88-90.
İstanbul'da kaydettiği Rumları, Trakya'ya, İzmir'e ve Karadeniz kıyılarına göndermektedir. Fener patrikhanesi merkez  komitesi de, bu cemiyete yardım etmektedir." Tevfik Bıyıklıoğlu, Age s. 90.
[12] 24 Aralık 1918'den 14 Mayıs 1919'a kadar Genel Kurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak'ın, bu günlere ait hatıraları 1948 Mayıs ayında Akın gazetesinde yayınlanmıştır.
[13]  Sabahattin Selek, Age s. 206
[14] Fevzi Paşa Akın Gazetesinde çıkan ve yukarıda sözü edilen hatıralarında bu hususa işaret etmektedir. Üç ordu Müfettişliğinin kurulması, M. Kemal Paşanın 9. ordu Kıtaatı Müfettişliğine tayininden sonra ve İngilizlerin bu tayinden kuşkulanması üzerine hemen tahakkuk ettirilmiştir.



Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı 02 - Atatürk Samsun'a Neden Gönderildi ? Reviewed by Türk Asya on Pazar, Haziran 08, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.