Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -5

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken 
İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri

Bölüm -5

Detaylı ve Günlük Takip İçin Twitter'dan Taner Ünal



TÜRKLERİN ÇOĞUNLUKTA OLDUĞU BUHARA HALKI, ARAPLARA KARŞI YAPTIKLARI UZUN DİRENİŞİN PAHASINI ÇOK AĞIR BİR ŞEKİLDE ÖDEMİŞLERDİR. KUTEYBE HALKIN ELİ SİLAH TUTABİLECEK OLANLARINI İNSAFSIZCA KILIÇTAN GEÇİRMİŞ VE ŞEHİR YAĞMA EDİLMİŞTİR. BUHARA SOKAKLARI KAN, CESET VE ÇIĞLIK SESLERİNDEN GEÇİLMEZ HALE GELDİ! BÖYLECE BİR GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENMİŞTİ. 

KUTEYBE BUHARA HALKINA EZİYET EDİLMESİNE FIRSAT VERMİŞ GANİMET VE TALAN HIRSIYLA SAVAŞAN ARAPLAR ŞEHİR YAĞMALANMIŞ, TECAVÜZ VE KATLİAMLAR BİRBİRİNİ TAKİP ETMİŞ KUTEYBE İSE BÜYÜK MAL VE SERVET ELE GEÇİRMİŞTİR. AYRICA KUTEYBE SIHHATLİ GENÇLERDEN 50.000 KİŞİYİ DE ESİR OLARAK ALMIŞTIR. ŞEHİRDE BULUNAN EVLERİN YARISI ARAPLARA TAHSİS EDİLDİ. 


BUHARALILARI DOĞRUDAN DENETİM ALTINA ALMAK AMACIYLA HERKESE, EVİNİN YARISINI ARAPLARLA PAYLAŞMA ZORUNLULUĞU GETİRİLİR. EV İÇİ ÖZGÜRLÜKLERİ BİLE YOK EDİLEN TÜRKLER, EVLERİNE YERLEŞTİRİLENE BU ZORAKİ MİSAFİRLER ARCILIĞIYLA BİREBİR KONTROL ALTINA ALINIRLAR. İSLAMİ KURALLARCA YAŞAMADIĞI ANLAŞILANLAR AĞIR CEZALARA UĞRATILIRLAR.



KUTEYBENİN BUHARA KATLİAMI

İSLAMİYETİN İLK YILLARINDA ARAP TÜRK MÜNASESETLERİ 
BÖLÜM - 5
YAZAN TANER ÜNAL


TÜRKLER YARDIMA GELİYOR


     Buharalılar 707’de o zamanlar bütün Moğolistan’ın tek hakimi olan Doğu Gök-Türk Kağanı Kapağan’ı yardımlarına çağırmışlardı. Her iki seferinde Kapağan Kağan Soğdaklıların yardımına yeğenlerinden birinin komutasında, muhtemelen Kül Tegin’in komutasında bir ordu göndermişti. Batılı yazarlar Ordunun gönderildiğini büyük bir varsayım olarak kabul etmekle birlikte gönderilen komutanın Kültegin olup olmadığı hakkında çelişkili fikirlere sahiptir. 

İbn Kesir Bu hadiseyi şöyle anlatır: 



 “Hicretin seksensekizinci senesinde Kuteybe b. Müslim, Türk hükümdarı Körboğa’nın* üzerine gazaya gitti. Körboğa, Çin hükümdarının kız kardeşinin oğluydu. Körboğa’nın maiyetinde 200.000 savaşçı vardı. Bunlar, Suğd’dan, Fergana’dan ve diğer yerlerden toplanmışlardı. İki taraf şiddetlice savaştılar. Kuteybe’nin beraberinde Türk hükümdarı Neyzek esir olarak bulunuyordu. Kuteybe b. Müslim, Körboğa’nın ordusunu kırıp geçirdi. Onlardan bol miktarda ganimet elde etti. Bir kısmını öldürdü. Bir kısmını da esir aldı.”
 
     Tabari’de aynı iddiadadır. Ona göre Kuteybe, Türkleri güçlükle yenerek bu saldırıdan kurtulur. Türklerin başında Çin hükümdarının yeğeni vardır. Marquart ve Chavannes, bu kişinin Doğu Göktürk Kaganı Kapgan’ın yeğeni Kül-tegin olduğunu düşünürler. Fakat Orhun yazıtlarında 707 yılında bir Soğd seferinden söz edilmez. Cahavannes, “savaş yenilgiyle bittiği için yazıtlarda yer almaz,” der. Bununla birlikte 707 Küt-tegin seferi, zayıf bir ihtimaldir. Bu Türklerin Turgişler olduğu da ileri sürülür. Ama görünüşe göre, Kuteybe savaşları, artçı savaşlardı 200 bin kişilik ordu öyküsü son derece abartmalıdır. Kuteybe ile savaşanlar, büyük bir ihtimalle yöresel Türklerdir.

VERDAN HUDAH KUTEYBEYE KARŞI DİRENİYOR

     Kutebye: Baykent’i, ancak bir facia diyebileceğimiz bir şekilde fethettikten sonra “Nevşikest” ve “Ramsen” tşehirleri üzerine yürüdü. Baykent olaylarını yakından takip eden bu iki şehir ahalisi varını yoğunu Araplara teslim etmekle ancak şehri yağma ve talandan kurtarabilmişlerdir. Bundan sonra Kuteybe, daha ziyade askeri bir karargah olarak kullandığı Merv’e geldi. Şimdi sıra Buhara’nın istilasına gelmişti. Çünkü bu sıralarda Haccac’dan gelen bir mektupla Kuteybe’ye Buhara’nın mutlaka alınması emrediliyordu. 
 
     Buhara da, Baykent gibi Aşağı Türkistan’ın en zengin ve en güzel şehirlerinden birisiydi. İslam coğrafyacıları bu şehrin güzelliği, bolluğu hakkında pek ilginç rivayetlerde bulunmuşlardır.


 İstahari der ki; 
“İslam ülkelerinde umumi manzarası Buhara kadar güzel olan bir başka şehir ne gördüm ve ne de işittim”. 

Daha önce kaydettiğimiz gibi, Buhara, tarihi İpek Yolunun kalkındırdığı mamur ve müreffeh bir şehirdi. “Etrafı bağlık ve bahçelikti. Bol miktarda yetişen meyveleri civar ülkelere, bilhassa Merv’e kadar sevkedilmekte idi”. Buhara’nın diğer özelliklerinden biri de bu şehrin kendisine özgü birtakım ihraç mallarının oluşudur. Bunların başında “Birzevn-i Buhara” denilen bir çeşit at gelmektedir. Öyle ki; bu hayvan Buhar’nın ismini diğer İslam şehirlerinde bile meşhur etmiştir. Abdullah b.Tahir bir defasında adamlarına şu mealde bir emirname göndermiştir. 


“Bizervn-i Buhaya’yı nerede bulursanız hemen satın alınız. Onun fiatını bize sormaya lüzum yoktur”. 
 
     Çevre hükümdarları ve ortay Asya Türk büyükleri ile müsbet manada sıkı ilişkileri olan Kabaç Hatun’un ölmesi ve oğlu Tuğşad’ın henüz idareyi sağlayacak ehiliyete sahip bulunamaması ve Kuteybenin Baykent de yaptığı katliamların yöre halkında meydana getirdiği endişe nedeniyle iktidar kavgası sona ermiş bu ailenin önde gelenlerinden Verdan Hudat, merkezi Buhara hanlığını ele geçirmiştir. Narşahi, bu zatın Sasani hanedan ailesinden Şapur’un torunlarından biri, olduğunu kaydetmektedir Kuteybe’nin meşhur buhara seferinde onun karşısına çıkan da bu İran asıllı Verdan Hudat idi. Ancak Buhara Kuteybeye dayanabilecek güce sahip değildir. Bu güçsüzlüğünün sebebi iktidar kavgası nedeniyle meydana gelen dahili istilalardır. Haccac Buhara’nın fethiyle bizzat ilgileniyordu. Bu sebeble bölgenin bir haritasını yaptırmış olup sefer planlarını bizzat tanzim etmişti. 


     Kuteybe Haccac’ın ısrarı üzerine Buhara’yı fethetmek için hazırlıklara girişti. Bu hazırlıklarını tamamladıktan sonra Buhara’ya doğru yürüdü. Zem şehri yakınlarından Ceyhun nehrini geçerek ilerlemeye başladı. Mefaze yolunda, Soğd, Keş ve Nesef’den gelen Türk kuvvetleri ile karşılaştı. Aralarında geçen büyük çarpışmalardan sonra, onları mağlup etti. Ondan sonra Buhara’ya doğru ileri hareketine devam etti.
Baykent’in ele geçirilişinde uygulanan vahşetin çevre illerde meydana getirdiği endişe nedeniyle “Vardana ile Buhara’nın yerel egemenleri arasında geçici bir sulh sağlandı. 


     Vardan-hudat Arap ordularına karşı yapılacak mücadelenin liderliğini üstlendi. ve Çevrede bulunan bütün Türk egemenlerinden yardım istedi. Türk birlikleri ve çevre egemenleri Verdan’ın yardımına geldiler. Hatta Fergana Yöneticileri bile Verdan’ın yanında yer aldılar.


     Verdan ilk önceleri büyük başarı sağladı. Bir yandan Buharayı savunurken diğer taraftan Ramsana’yi işgal etmiş olan Arap ordularının merkezle ulaşım hatlarını, kesti. Araplara hem ağır zayiatlar verdiriyor, hem de şehri istedikleri gibi kuşatamıyorlardı. Daha sonra Verdan, hudat üzerine Yaptığı saldırıların neticesini alamadığı gibi Verdan Hudat, Türklerin yardımıyla Müslümanlara saldırmış, onları darmadağın etmişti.
Kuteybe müttefikleri yormak ve aralarında yeni ayrılıklar çıkarmak düşüncesi ile, bir müddet durakladı. Ancak netice alamayacağını anlayınca Merv’e geri dönüp Haccac’a durumu bildirmek üzere mektup yazdı. Ancak Haccacın cevabı sert oldu: 



“Yapmış olduğun şu, şu işlerden dolayı Yüce Allah’a tevbe et ve oraya şu yerden hücum et.” 

Diyen Haccac 


 “Kiş’e güzel davran. Nesef’i havaya uçur, verdan’ı geri al. Akın düşmanın seni çevirmesine fırsat verme, beni de eğri büğrü yollara sürükleme.” dedi.

KUTEYBE BUHARA DA


     Bütün hazırlıklarını tamamlayan Kuteybe, ertesi sene büyük bir kuvvetle tekrar Buhara’ya doğru yürüdü. 

     Maveraünnehir prensleri birliklerinin hazırlıklarını tamamlamadan ve istenilen yardımcı kuvvetler yetişmeden önce, şehri muhasara etti. 

 
     Ancak yardımcı kuvvetler gelince Müslümanlar bozguna uğrayıp karargaha kadar kaçtılar. Türkler yetişerek Arapları darmadağın ettiler, hatta karargahının içine dahi girmek zorunda bıraktılar; öyle ki, kadınlarla atlılar karşı karşıya kalıp ağlamağa başladılar: Genelini Türklerin oluşturduğu Maveraünnehir ordusunun hakimiyeti kesin göründüğü halde Kuteybe inadından vazgeçmiyor Arapların çekilmesine karşı çıkıyordu.
Bundan Sonrasını Taberi ve İbnül Esir’den dinleyelim:

“Kuteybe, askeri içinde bağırıp çağırarak:


-Gayret edin! Belki bu Türkleri yerlerinden söküp kopardırız dedi.


Arab kabilelerini askerin hepsi orada hazır bulunuyordu. Hiç birisi cevap vermedi.

Bundan sonra Kuteybe, Temimoğulları kabilesine geldi, onları da savaşa aynı biçimde çağırdı. Temimoğullarından Vekil bin Ebi Esved, Kuteybe’nin katına geldi. Bu işe gayret gösterdi. Ve Hüseyin bin Ebi Talha el-Mecaşi ki Temimğullarına komuta ediyordu. Vekil sancağı onun eline verdi ve:



-Askerini al, Türlere karşı çık! Dedi. 


O kuzey de yürüdü. Türklerle Araplar arasında bir ırmak vardı. Hüseyn, askeriyle o ırmağa kadar vardı, orada durdu. Vekil:


-Ya Hüsyen! Askerini öte kıyıya geçir. Dedi.


Hüseyin ırmağın ötesine geçmek çok yanlış bir harekettir. Asker helak olur. Ben geçemem. Dedi. Vekil ise ona: 

 
-Vallahi sen aptal bir kişisin ve bana aykırı harekete bulunuyorsun.


Diyerek ona sövdü ve elinde tuttuğu bir değnekle ona vurdu. Hüseyn de atını mahmuzladı, ırmağın öte kıyısına geçti. Ardından endi askeri de suya geçtiler. 
 
     Veki de nehrin yanına gelerek ahşaptan bir köprü yaptı ve arkadaşlarına:



“Kendisini ölüme hazırlamış olan kimseler bunu üzerinden geçsin Aksi takdirde olduğu yerde kalsın.” Dedi. 

     Ancak onunla birlikte sadece sekiz yüz kişi o köprüden geçti. Bu sekiz yüz kişi ile birlikte düşmana yaklaşınca Hureym’e şöyle dedi. “Ben bunlarla mızraklarla çarpışacağım. Sen de atlılarınla onların bizimle uğraşmalarına fırsat verme.” Daha sonra veki hamle yaparak safların arasına girdi. Hureym de atlıları ile birlikte onların üzerine hamle yaptı ve mızrak mızrağa çarpışmağa başladılar; 
 
     Çok büyük bir cenk oldu. Müslüman birlikleri Türkleri durdukları yerden geriye attılar. Ve köprüden yine bu yana geçmek için geriye döndüler. Kuteybe onlara bağırarak:



-Ey Müslümanlar, nereye dönüyorsunuz. Düşmanın bozulduğunu görmüyor musunuz. Bir saat daha sabredin! Dedi.
Düşmanın bozgunundan sonra geriye kalanlar nehri geçmeğe başlayınca bu sefer kuteybe şöyle seslendi: “kim bir baş getirirse ona yüz dirhem var.” Bunun üzerine pek çok kişinin başı getirildi. 

Dört aydan beri devam eden ve arapları bezdiren bu kuşatma Kuteybe’nin askeri dehası neticesinde başarıya ulaşıyordu. Arapların yağmaya ve paraya karşı zaaflarını iyi bilen Kuteybe’nin para vereceğini ilan etmesiyle birlikte savaşın şekli değişmişti. Kuteybe’nin önüne koyan ve yüz dirhem mükafat alanların sayısı onbin kişinin üzerinde idi. Bu arada Buhara Hanı Verdan Hudat ve oğlunun ölümü Buhara halkının dineşini kırdı.
Kurtuluş ümidi kalmayan Buharalılar, Kuteybe’den sulh istemek mecburiyetinde kaldı. Ağır bir haraç mukabilinde sulh talebi kabul edildi. İslam birlikleri şehre girdiler. 

 
Böylece Buhara ve etrafındaki bölgeler kesin olarak fethedimiş oluyordu. 

 
      Türklerin çoğunlukta olduğu Buhara halkı, Araplara karşı yaptıkları uzun direnişin pahasını çok ağır bir şekilde ödemişlerdir. Kuteybe halkın eli silah tutabilecek olanlarını insafsızca kılıçtan geçirmiş ve şehir yağma edilmiştir. Buhara sokakları kan, ceset ve çığlık seslerinden geçilmez Hale geldi! Böylece bir gözdağı verilmek istenmişti. 


     Kuteybe Buhara halkına eziyet edilmesine fırsat vermiş Ganimet ve talan hırsıyla savaşan Araplar şehir yağmalanmış, tecavüz ve katliamlar birbirini takip etmiş Kuteybe ise büyük mal ve servet ele geçirmiştir. Ayrıca Kuteybe sıhhatli gençlerden 50.000 kişiyi de esir olarak almıştır. Şehirde bulunan evlerin yarısı Araplara tahsis edildi. 


      Zaten bu güne kadarki uygulamalar sırasında Horasan’da sık sık değişen Arap yöneticileri, en kısa sürede keselerini doldurma çabasında olmuşlardı. Bu tutum, Arap işgaline karşı yaygın bir hoşnutsuzluk yaratmıştır. Barthold, “Türkistan” adlı eserinde hoşnutsuzluk nedenlerini şöyle yorumlar:



“Halkın sık sık ayaklanması, Emevi Arap egemenliğinin niteliğiyle açıklanabilir. Emeviler, Abbasilerden farklı olarak, henüz geniş emperyal ülkülere sahip değildirler. Onlar, herşeyden önce, gaza peşindeki Arap topluluğunun liderleridir ve yalnızca Araplar üzerinde otoritelerini tutmak, bağımlı halklardan vergi toplamak ve yasal egemenlerden haraç almakla ilgilidirler. Emevi memurların dikkati de zorunlu olarak aynı amaçlara yönelmiştir. Bur sınır bölgesinde hızlı zenginleşme olanağı, buraya en sabırsız Arap öğelerini çeker. Valinin durumu özellikle güçtür. Horasan eşrafı, Abdullah b.Hazım öldürülünce, “ancak bir Kureyş soylusu, karışıklıklardan sonra Horasan’da düzeni kurabilir” düşüncesiyle Emevi bir vali isterler.. Valiler, genellikle yetersizdir ve sık sık değiştirilir. Bu nedenle kısa süreli görevi sırasında en büyük kar peşinde koşar. Mümkün olduğu kadar çok mülk edinmeye çalışır. Zira görevinden alındıktan sonra, bazı durumlarda mülkünü kendisi ve evlatları ellerinde tutabilir.” 


Nitekim



 “Kuteybe Buhara’yı kesin olarak fethettikten sonra yerli halka, Halifeye senede 200 bin, Horasan valisine 10 bin dirhem vergi ödemek, Arap askerlerinin hayvanlarına yem ve Müslüman Arapların odun ve yakacaklarını temin etmek ve şehrini dışında da araziler vermek üzere bir anlaşma yapmıştır.” 
 
       Ancak Kuteybe’nin bu merkezi önemdeki şehre ilişkin planı bu kadarla bitmez. Etkili bir kolonizasyonun yerli halkın islamlaştırılmasından geçtiğini çok iyibildiği içindir ki Kuteybe;



 “Bütün vasıtaları kullanarak yerli halkı islama girmeye mecbur etmiştir.”

 Ancak gelin görün ki bütün çabalara rağmen Türklerin 


“İslam dinine kendi arzuları ile ve samimi olarak girmeleri mümkün olmuyordu. Buhara halkı, bu zorlamalar sonucu zahirde Müslüman imiş gibi görüyorlarsa da gerçekte putlara tapıyor ve atalarının dininden bir türlü vazgeçmiyorlardı. O kadar ki iç kalede bulunan muhafız Arap güçleri herhangi bir tehlike üzerine kaleden çıktıkları zaman Mubed’ler ateşgedeleri uyarırlar ve halk da İslami ayin yapmaya hazırlanıyormuş gibi görünürlerdi.” 
 
      Özetle halk, müslümanların başvurduğu zorbalığa karşı kendi inançlarını savunmak için böyle ilginç yöntemler geliştiriyorlardı. Kuteybe, Z. Kitapçının yakıştırmasıyla “gayri samimi” olan bu tavırdan haberdar olunca bir yandan baskının dozajını arttırırken diğer yandan da, sonradan hiçbir sömürgeci zalimin uygulamayı düşünemediği bir yola başvurur:


      Buharalıları doğrudan denetim altına almak amacıyla herkese, evinin yarısını Araplarla paylaşma zorunluluğu getirilir. Ev içi özgürlükleri bile yok edilen Türkler, evlerine yerleştirilene bu zoraki misafirler arcılığıyla birebir kontrol altına alınırlar. İslami kurallarca yaşamadığı anlaşılanlar ağır cezalara uğratılırlar.
Ama Kuteybe’nin bu baskıcı uygulamaları halkın direniş ve tepkisine neden olur. Öyle ki, Müslümanlar çok kez silahsız camiye bile gidemez olurlar. Gibb’in söylediği gibi, Araplar Merv’i sömürgeleştirirken de aynı yöntemleri uygulamışlardır.

“Kuteybe Buhara’yı kesin olarak fethettikten sonra yerli halka, Halifeye senede 200 bin, Horasan valisine 10 bin dirhem vergi ödemek, Arap askerlerinin hayvanlarına yem ve Müslüman Arapların odun ve yakacaklarını temin etmek ve şehrini dışında da araziler vermek üzere bir anlaşma yapmıştır.”
 
      Ayrıca şehre bir Arap garnizonu yerleştirdi. Ancak bu garnizonun yerleştirilmesi, Maveraünnehir dahilinde büyük bir gedik açmıştı.




Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -1

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -2

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -3

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -4

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -5

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -6

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -7







Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -5 Reviewed by Türk Asya on Pazar, Haziran 08, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.