Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -6


Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken 
İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri

Bölüm -6

Detaylı ve Günlük Takip İçin Twitter'dan Taner Ünal




NEYZEK TARHAN’IN İSYANI VE ÖLÜMÜ

     NE YAZIKKİ TÜRK ÇOCUKLARI HALEN “ARAPLAR TÜRKLERE İSLAMI TEBLİĞ EDİVERDİLER, TÜRKLERDE KAFİLELER HALİNDE MÜSLÜMAN OLUVERDİLER” GİBİ OLDUKÇA BASİT VE GERÇEK DIŞI BİR BİLGİLENDİRMEYLE KARŞI KARŞIYAYIZ.
HİÇBİR ÖNYARGIYA SAHİP BULUNMADAN BÜTÜN BİLGİLERİ OKURLARIMIZA AKTARMAYA ÖZEN GÖSTEREREK YAPTIĞIMIZ BU ÇALIŞMADA GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ TÜRKLERİN İSLAMLA TANIŞMALARI KANLI OLMUŞTUR.

     ARAPLARDAN DAHA MEDENİ VE SULH İÇERİSİNDE YAŞAYAN ŞEHİRLER VE TOPLUMLAR BU HADİSELERDEN OLUMSUZ ETKİLENMİŞLERDİR. ÇÜNKÜ İSLAMIN BU ÜLKELERE GETİRDİĞİ BARIŞ VE HUZUR DEĞİL KAN VE GÖZYAŞI İLE ESARET VE YIKIM OLMUŞTUR.

     BAZI TARİHÇİLERİMİZE GÖRE “İSYANCI” OLDUĞU İDDİA EDİLEN NEYZEK TARHAN, BİZE GÖRE MAZLUM’DUR. 


     NEYZEK TARHAN’IN VE DİĞER TÜRK HAKANLARININ YAPTIĞI DİRENİŞ, HALKLARINA YAPILAN ZÜLMÜN TAHAMMÜL GÜÇLERİNİ AŞMASI NETİCESİNDE MAYDANA GELMİŞ BİR BAŞKALDIRIDIR.

     EĞER BU HAREKETİ SIRF İSLAM ORDULARINA KARŞI YAPILDIĞI İÇİN KINAYACAK OLURSAK, KIRIMDA KATLİAM YAPAN STALİNİ VEYA DOĞU TÜRKİSTAN DA ZULÜM YAPAN ÇİN’İ, HÜLASA DÜNYADAKİ BÜTÜN ESİR MİLLETLERİ YERMEMİZ EZENLERİ İSE ALKIŞLAMAMIZ GEREKİR.

     ARAP ORDULARININ AMACI SÖMÜRÜ DÜZENİ SAYESİNDE VARLIĞINI SÜRDÜREBİLEN ARAP EMEVİ HANEDANINA SERVET AKTARMA HADİSESİDİR.

      BAZI EVRENSEL HALE GELMİŞ DİNLER TÜRKLER ARASINDA İSLAMİYETTEN ÇOK DAHA ÇABUK YAYILMIŞ OLUP BU YAYILMA SIRASINDA ZORLAMA İLE KARŞILAŞILMAMIŞTIR. 


      ARAPLARIN TALANCI POLİTİKALARI TÜRKLER ARASINDA İSLAMİYETE KARŞI TEPKİ UYANDIRMIŞ KARAHANLILARA KADAR YAKLAŞIK 300 YIL İSLAM ORDULARI İLE SAVAŞILMIŞTIR.

     TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETTİKLERİ DÖNEMİN, ARAPLARA KARŞI EN GENİŞ ANLAMDA HAKİMİYET SAĞLANDIĞI BİR ZAMANA DENK GELMİŞ OLMASINI DA BİR TESADÜF OLARAK KABUL ETMEMEMİZDE FAYDA VARDIR.

     HADİSELERİ TARİHİ ÇERÇEVEDE ELE ALIRSAK FARKLI YORUMLARA ULAŞIRIZ. ARAPLARIN TECAVÜZKAR HAREKETLERİ TÜRKLERİN İSLAMI KABÜLÜNÜ GECİKTİRMİŞTİR.

     UYGURLAR BU HADİSELERDEN YAKLAŞIK 130 YIL SONRA MANİ DİNİNE GEÇERKEN OĞUZ TÜRKLERİNİN ÖNEMLİ BİR KISMININ İSLAMİYETLE TANIŞMALARI 10. ASIRDA VE SONRASINDA MÜMKÜN OLABİLMİŞTİR. 


     TÜRKLERİN İSLAMI YOĞUN BİR ŞEKİLDE KABULUNUN, ARAPLARIN SÖMÜRGECİ POLİTİKALARININ SON BULDUĞU VE TÜRKLERİN İSLAM DÜNYASINDA HAKİMİYET SAĞLADIĞI BİR DÖNEME RASTLAMASI TESADÜF SAYILMAMALIDIR.


     İBNÜL ESİR 12000 KİŞİNİN ÖLDÜRÜLME İHTİMALİNDEN BAHSEDERKEN, KONU İLE İLGİLİ OLARAK ÇALIŞMALARI BULUNAN SN Z.KİTAPÇI İSE YAZDIĞI ÜÇ DEĞİŞİK KİTABINDA KONUYA DEĞİNİYOR VE NEYZEKLE BİRLİKTE 7000 TÜRK ASKERİ ERKANI, 12.000 TÜRKÜN DE BOYNUNU VURDURULDUĞUNU ANLATIYOR. 


     KONUYLA İLGİLİ OLARAK ÇALIŞMA YAPAN DR SABRİ GÜNDÜZ ÖLDÜRÜLENLERİN (DERİLERİNİN) YÜZÜLDÜĞÜNÜ ANLATIR.


NEYZEK TARHAN’IN İSYANI VE ÖLÜMÜ

Neyzek Tarhan; geleneksel Türk hanedan ailelerinden ve Maveraü’n-Nehr ve Horasan bölgesini en önemli mahalli Hanlıklarından biri olan Toharistan Yabgululuğuna, bağlı özellikle Bağdis (Herat) ve havalisine hükmeden Türk hakanlarından birisidir. 


Neyzek Tarhan Toharistan denilen ve bugünkü İran’ın doğu, Afganistan’ın Kuzey kesimleri Merv ve Herat arasında kalan çok geniş bir bölgenin müstakil etkili bir hükümdarı bulunuyordu. Hükümet merkezi ise, daha ziyade dağlık bir bölgede kurulan ve bir kartal yuvasını andıran Bazğis (Herat) Şehri idi.


Nizak Tarhan’ın daha ziyade “Aşağı Toharistan” dediğimiz geniş mıntıkalarda etkili olduğu görülmektedir. Gerek Çin boyunduruğundan kaçan Hun Türkleri gerekse Tabgaç döneminde Batı da etkili durumdan bulunan Türk boyları ve Eftalitlerin egemenliği dönemlerinden sonra Türk Türk boyları bu bölgelere yoğun bir şekilde yerleşmiştir.Nitekim Bazı kaynaklarda Neyzek Bir eftalit prensi olarak bahis konusu edilir. Bazı tarihçiler Neyzek’in ise Kuşan soyundan geldiğini söylerler Konuyla ilgili geniş açıklamayı girşte verdik) ancak bilinmelidirki Miladi IV-V. Asırlarda hüküm süren Ak Hunlar (Eftalitler) ve Kuşanlar’ın nüfusunun ekseriyetini Türkler meydana getirmektedir. 


Daha öncede Neyzek Tarhan’ın Nihavend bozgunundan sonra (642) sığınacak bir yer arayan Sasani hanedanı III. Yezdücerd’in Merv’e geldiğinde Nizek Tarhan’dan yardım istediğini görmüştük. Sasani hükümdarı Yezdücerd Neyzek’ten yaklaşan Arap tehlikesine karşı ittifak ve Muhaliflerini (kardeşi Ferruhzad vb.) bertaraf etmek için yardım talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine ordusu ile birlikte Merv’e gelen Türk Hanı, Yezdücerd tarafından Halesdan denilen bir mevkide coşkun bir sevgi ve tezahüratla karşılanmıştır (31/651) Fakat daha sonraları bu münasebetler Yezdücerd’in, Türk Hakanını horlaması sebebiyle, süratle kötüye doğru gitmiş, o kadar ki, Nizek Tarhan’la Yezdücerd arasında silahlı bir arbede bile çıkmıştır.
Maveraünnehir’i işgali sırasında bölgenin en sevilen ve saygı duyulan hükümdarının Neyzek olduğunu öğrenen Kuteybe Neyzek’e “ yarı tehdit yarı iltifat dolu bir mektup yazmış ve bunu tatlı dili ve çok riyakar bir adam olan İran asıllı Süleym en-Nasıh ile Nizek’e göndermiştir. Kuteybe bu mektubunda her ne pahasına olursa olsun, Nizek Tarhan’ı huzuruna çağırıyordu. “Yoksa zafer, ya da ölünceye kadar nerede olursa olsun onun peşini bırakmayacağına dair Allah’a yemin etmişti. Süleym, ise Neyzek’i meşhur ikna kabiliyeti ile kandırarak kuteybe’nin huzuruna getirmeye muvaffak olmuştur. Buna göre Nizek elinde tuttuğu bütün Müslüman Arapları serbest bırakacak, buna karşılık Kuteybe de Bazğis’i istila etmekten vaz geçecekti (H. 87/M.705) 


Kuteybe insan ve komutan olarak Müslüman Türk Hükümdarı Nizek’i böylece yakından tanımış ve onu bir adım daha ileri atarak maiyyetine almıştır. Böylece; kuteybe bu dev yapılı Türk hükümdarını bir taraftan tecrid ve kontrol altına alırken, diğer taraftan da Aşağı Türkistan’ın fethi ve planladığı diğer harplerde Arapların “Ebe’l Heyyac harb ve darb görmüş tecrübeli kişi” lakabını taktıkları bu dirayetli Türk generalinin bilgi ve tecrübesinden geniş ölçüde yararlanış olacaktı. Böylece Nizek Tarhan, maiyyetinde bulunan Türk askerleri ile birlikte Arap ordularında çarpışan ilk Türk hükümdarı ve Türk generali oluyordu. 


Bundan sonra cereyan eden bütün harplerde artık Nizek Tarhan, kuteybe’nin yanında bir nevi sağ kolu olmuş ve ona büyük yararlıkları dokunmuştur. Nitekim et-Taberi, Kara Muhan’ın komutasında ilerleyen müttefik Türk ordusunun Araplarla yaptığı harplerden bahsederken Nizek’in üstün başarı ve kahramanlıklarını dile getirmekte ve harbin kızıştığı o çok sıkıntılı günlerde bu Müslüman Türk generalinin çok çetin bir imtihan verdiğini söylemektedir. Neyzek Tarhan Baykent ve Buhara’nın fethi sırasındada Kuteybe’nin yanında yer almış ve ona bu müreffeh şehrin ele geçirilmesinde büyük yardımları dokunmuştur. 


Kuteybe’nin Türklerle yaptığı bir çok harblerde, mertlik ve dürüstlükle bağdaşmayan bir kısım davranış ve hareketleri de Neyzek’te nefret uyandırmıştı. Zira, Kuteybe bir çok kereler, söz verdiği halde, sonra rahatça sözünden dönebiliyor ve yerli hanlarla yaptığı sulh anlaşmalarını bozmakta her hangi bir sakınca görmüyordu. Onun, Baykent ve buhara gibi Aşağı Türkistan’ın büyük şehirlerini fethederken, halka karşı nice zulüm ve insafsızlıklarını bizzat yakından müşahede eden neyzek, bir nevi dehşet içinde kalmıştı. 


Neyzek arap nüfuzu Horasan’da kuvvetlenecek olursa, kendisinin ve yöre halkının akibetlerinin iyi olmayacağını ve herkesin istikbalinden ümit kesmesinin gerektiği düşüncesiyle, Aşağı Toharistan’da müslüman nüfuzunu devirmek için bir teşebbüsün icrasına karar verdi. Merv’e dönerken, yakın arkadaşlarına bu hususta duyduğu endişeleri dile getirerek şöyle dedi. 


“Ben, Kuteybe’den emin değilim. Öyle ya bu yavuz Arap köpekler gibidir; döğüldüğünde havlamaya başlar, biraz yiyecek bir şeyler verirsen bu defa, etrafında yalaklık eder ve pişini bırakmaz. Onunla harp ederken bile (biraz bir şeyler versen) buna çok sevinir ve seninle olup bitenleri hemen unutur. Mesela Tarhun (Semerkant hükümdarı) Kuteybe ile defalarca harp etmiştir. Ne zaman ki, ona fidye vermiş; o çok güçlü olmasına rağmen bunu kabul ederek harpten vaz geçmiştir. O bir facirdir! Acaba ondan izin istesem ve tekrar (Bazğis’e) dönsem böylesi her halde en uygun olsa gerektir. dedi.


Arkadaşları kendisine “Öyle yap.” Deyince Neyzek kuteybe’den izin istedi. Kuteybe de Amul’de iken ona izin verince Neyzek Toharistan’a gitmek üzere yolunu değiştirdi. ve Nevbahara varıncaya kadar hızlıca yoluna devam etti. Burada inip dualar etti ve buranın bereketinden yararlanmak istedi. Daha sonra arkadaşlarına şöyle dedi. “Kuteybe’nin bana vermiş olduğu izinden dolayı pişman olduğundan şüphe etmiyorum. O pek yakında Mugire b. Abdullah’a * haber gönderip beni hapsetmesini emredecektir.” Hızla Toharistan’a doğru ilerlediler. Bu arada Kuteybe Abdullah’a “-Neyzek’i geri döndür!” Diye emir verdi. Kuteybe Bagdis’e sığınarak Diğer Türk hakanları ile temas geçti. Araplara karşı isyan bayrağını açtı. Merv-rud’a ve Talkan’a ve Fariyab, Cürcan hükümdarlarıyla muhabere ederek, onları Arap ordularını bölgeden çıkarmak için müştereken mücadeleye çağırdı. 


Ondan sonra da Kabil Şah’ına adam gönderdi. Ona: “Benim sana ihtiyacım olursa yardımını esirgeme!” Dedi. Yörenin hakimi durumundaki Türk hakanlar birlikte Kuteybeyi yenmenin hazırlıkların yapmaya başladılar.
Gerçekten de Kuteybe Neyzek’e izin verdiğinden dolayı pişman olmuş, Mugire’ye haber göndererek Neyzek’i hapsetmesini emretmişti. *Neyzek yola koyulurken Mugire de onu takibe başlamıştı. Ancak Mugire onun Hulm Geçidine girmiş olduğunu görünce bırakıp geri döndü. 


Neyzek Toharistan’a vardı. Toharistan hükümdarı Cebgüye (Yabgu bey) güçsüz bir kimse idi. Neyzek onu yakalayarak kendisine muhalefet etmmesi için altın zincirlere bağladı.* Halbuki vaktiyle Cebgüye hükümdar, Neyzek de onun kölesiydi. Neyzek Cebgüye’den yana kendisini emniyete aldıktan sonra Kuteybe’nin amilini * Cebgüye’nin ülkesinden çıkarttı. 


Savaştan başka çare kalmadığını gören Kuteybe Abdurrahman’a *


 “Bu kış, orada hiç kimyese bir şey yapma. Bahar olunca, Toharistan’dan yana ilerle. Ben de senin ardından erişirim.” Dedi. 

“Abdurrahman o kışı Belh’te geçirdi. Yaz da gelince Kuteybe, Horasan şehirlerinden asker topladı. Oradan geçerek Talkan’a vardı. Bu Talkan’ın meliki (Burukan) Neyzekle elbirliği halinde idi. Kuteybe Talkan şehrine girince:


“-Talkan halkını kılıçtan geçiriniz. Ne kadarını kırabilirseniz kırınız. dedi. Bu emir üzerine Kuteybe’nin uluları orada hesapsız adam öldürdü. Bu savaşsız, tek yanlı katliamda öyle oldu ki Müslüman askerler öldürmekten yoruldular.Şöyle rivayet edilir ki, 4 Fersah (24 Km) yol boyu iki taraflı birbirine birleşmiş ceviz ağacı dallarına asılmıştı.” asılan Türklerin cesetleriyle korkunç bir orman görünüşü arz ediyordu”
İbn Kesir’in bu konuyla ilgili yazdıkları da ibret vericidir: “Öyle savaşlar cereyan etti ki, çocuklar bile bu savaşın şiddetinden ihtiyarlardı. Kuteybe, mağlub ettiği askerlerden o kadar adamı darağacına astı ki, bunların saflarının uzunluğu dört fersah (24 Km) kadardı.
Kuteybe Talekan’ı fethettikten sonra oraya kardeşi Ömer b. Müslim’i vali olarak bırakmıştı.Taberi Talekan hükümdarının kaçtığını söylerken İbnül Esir ise Kuteybe’nin ona ilişmediği de söylenir. 


Erdoğan Aydın’ın bu konudaki yorumu’nu eklemeden geçmek istemiyorum.



 “Müslümanların Türk yurtlarına yönelik işgali, böylece, dünya tarihinde bir eşi daha görülmemiş bu katliamla, olabilecek en uç düzeyde kirli bir savaşa dönüştü. Her ne kadar köleci Roma İmparatorluğunun da buna benzer uygulaması olmuşsa da, onlar Kuteybe’nin yaptıklarının yanında çok masum kalan örneklerdir. Çünkü Spartaküs ayaklanmasının sonrasında görüldüğü gibi Romalılar sadece ayaklananları asmışlardı. Oysa Talkan’da gerçekleşen katliam, üstelik halk Müslümanlarla savaşa girmediği halde tüm şehri kapsayacak bir vahşetle gerçekleşiyordu; vahşet sözcüğü yeterse tabii!...”


“Bu hiçbir sözcüğün tanımlamaya yetemeyeceği mirası kayıtsız şartsız reddetmek yerine gururla sahiplenerek insan kalınabilir mi acaba?”


Vahşetler vahşetleri, işgaller işgalleri izledi. Kuteybe Şuman’a girdi, orayı yağmalattı, öldürttüklerini öldürttü, kalanları esir etti. Ardından


 “Keş ve Nesef’e yöneldi. Bu iki şehri de hunharca ele geçirdikten sonra, Faryab’ın teslim olmasını istedi. Faryab halkı korktuklarından dolayı buna yanaşmadılar. Kuteybe onlardan intikamını başka türlü aldı. Şehrin tamamen yayılmasını emretti. Onun için bazı Arap kaynaklarından Faryab’a “yakılmış şehir” anlamında “Muhteraka” denilmiştir.” 

    Kuteybe, bu insan olanın dayanması imkansız, en azılı canlierin bile yapması düşünülemeyecek olan vahşetlerle yoluna devam eder. Eğer deyim yerindeyse, Türk halkını ayrımsız katletmede olağanüstü bir kararlılık sergiler. Geçtiği yerlerde tanımsız bir dehşet havası estirir; yakarak, keserek, asarak ve tabii karakteristik bir davranışla yağmalayarak, ırza geçerek, esir alarak ilerler.


Gerisini İbnül Esir ve Taberiden dinleyelim: 


     Neyzek’in peşine düşen Kuteybe, Belh şehrine vardı. Orada, bir gün kaldı. Ertesi günü yola devam ederek Neyzek bağlar” adlı sarp bir bölgeye ulaştı. Oraya girdi. O yeri kendine ordugah seçti. Birkaç kişiyi o derbentlere, o dar yollara nöbetçi koydu. Kuteybe o derbendlere erdici tamam, nice günler oradaki kavimle savaş yaptı. Göçme mecali bulamadı. Neyzek’in kalesinin üstüne saldırdı. Orasını da fethemedi. Şaşırdı. Kaldı. 


-Acaba ona ne hiyle yapayım? Diye düşünürken, Piyemkan meliki Hüseyhan gelip, Kuteybe den aman diledi ve “-Sana kılavuzluk yapayım ve Neyzekin üstüne seni ileteyim!” Dedi. Kuteybe’De bu öneriyi kabul eyledi.
Bundan sonra Rüveyhan o derbentlerin ( kaleye bağlı dar geçitlerin) ardından girdi ve o derbentleri bekleyen nöbetçilerin üzerine ansızın yüklendi, onlara kılıç çaldı, kaçanları kurtuldu. Kaçmayanlar öldürüldü. Arkadan da Kuteybe’nin askeri o derelere girdiler. Sonra Sitemkan’a vardılar. 


      Kaledekilerin kendilerini emniyete hissettikleri bir sırada baskın yaptılar. Bunun üzerine geri kalanlar ve geçitte bulunanlarda kaçışmağa başladı. Böylelikle Kuteybe geçide girip, kaleye kadar geldi ve oradan da Simincan’a varıp birkaç gün kaldıktan sonra yine kardeşi Abdurrahman’ı önden göndererek Neyzek’in üzerine yürüdü. 


      Bunu öğrenen Neyzek kaldığı yerden ayrıldı ve Fergana Vadisini aşarak Kürz’e yöneldi. Bu rada kıymetli eşyalarını ve mallarını da Kabul Şah’a gönderdi. Abdurrahman da onu takip ediyordu. Bu bakımdan Abdurrahman da gelip kürz’ün tam karşı tarafında yerleşti. Kuteybe ise kendisi ile Abdurrahman arasında iki fersahlık bir uzaklıkta konakladı. ve Kerv adındaki sarp ve hiç yolu olmayan bir yere sığındı. 


      Kuteybe iki ay süreyle onları muhasara altına aldı. Sonunda Neyzek’in elinde bulunan yiyecekler azaldı ve çiçek hastalığına da yakalandılar. Kuteybe ise kışın bastırmasından çekindiği için Süleym en-Nasıh’ı çağırarak ona şöyle dedi: 

“Neyzek’in yanına git ve onu bana emansız olarak getirmek için bir çare bul. Eğer bu hilene kanmayacak olursa o zaman ona eman ver. Şunu da bil ki, neyzek’i getirmeyecek olursan seni asarım.” 

Bu sözleri üzerine Süleym 
“O halde bana muhalefet etmemesi için Abdurrahman’a bir mektup yaz.” Dedi. 

Kuteybe Abdurrahman’a Süleym’in istediği mektubu yazdı. Süleym Abdurrahman’ın yanına vararak: 


“benimle yolun ağzında durmaları için bazı adamlar gönder: Neyzek ile beraber çıktığımı gördüklerinde bunlar arkamızdan geçip bizimle yol arasında dursunlar.” Dedi. 

      Abdurrahman onunla birlikte bir miktar atlı gönderdi, bunlar da denilen yere gidip durdular. Süleym yanına pek çok yiyecek ve ekmek alarak neyzek’e vardı ve “Sen Kuteybe’ye kötülük ettin ve ona vermiş olduğun sözde durmadın” dedi. Neyzek “Peki görüşün nedir? Diye sorunca Süleym şöyle cevap verdi. “Görüşüme göre onun yanına geri dön, çünkü o bu işten vazgeçecek değildir. İster sağ kalsın, isterse ölsün, olduğu yerde kışı geçirmeğe karar vermiş bulunuyor.” Neyzek’in; “peki, ben ona emansız olarak nasıl gidebilirim? Diye sorması üzerine: “Sana karşı olan duyguları sebebiyle eman vereceğini zannetmiyorum, çünkü sen onu oldukça kızdırmış bulunuyorsun. Bununla birlikte şunu uygun görüyorum: Yanına gidip elinden yakalayarak eman isteyinceye kadar kendisine doğru gelmekte olduğunu bilmesin. Böylelikle utanıp seni affedeceğini ümit ediyorum. Diyerek karşılık verdi. Neyzek şöyle dedi “bu görüşü uygun görmüyorum, çünkü beni görür görmez öldüreceğini zannederim.” Bunun üzerine de Süleym şöyle konuştu: “Senin yanına sadece bu fikri vermek için gelmiş bulunuyorum. Eğer dediğini yaparsan kurtulacağını ümit eder ve yanındaki eski durumuna geleceğini zannederim, kabul etmiyorsan o zaman ben de buradan çeker giderim.” 


      Daha sonra Süleym yanında getirmiş olduğu yiyecekleri onlara takdim etti. Erzak sıkıntısı nedeniyle zaten hırpalanmış savaşçılar yiyecekleri kapıştılar. Neyzek bundan hiç hoşlanmadı. Süleym ona tekrar seslenerek şunları söyledi. “Ben sana öğüt veriyor ve hayırlısını söylüyorum. Seninle birlikte olanların büyük bir sıkıntı içinde olduklarını görüyorum. Kuşatma uzayacak olursa seni için selametli olan işleri yapacaklarından emin değilim; o bakımdan kalk, Kuteybe’nin yanına git.” Onun bu sözlerine Neyzek şöyle karşılık verdi:



 “Onun bana zarar vermeyeceğinden, beni öldürmeyeceğinden emin değilim; o bakımdan yanına emansız gitmiyorum. Bununla beraber eman verse bile beni öldüreceğini sanırım, ancak eman alırsam yaptığımdan mazur olurum.” 
Süleym’in:
 “O sana eman vermiştir. Benim bu konuda yalan söylemiş olacağımı düşünebiliyor musun? 
Demesi üzerine ise Neyzek:
 “Hayır”
 dedi.  Arkadaşları da Neyzek’e 
“Süleym’in sözünü kabul et, çünkü o haktan başkasını söylemez.” Dediler. 


       Neyzek bunun üzerine yanında Cebgüye(Yabgu Bey), Cebgüye’nin halifesi Sul tarhan, güvenlik kuvvetleri komutanı Habs Tarhan, Neyzek’in yeğeni Şükran bulunduğu halde kaleden çıktı. 


Geçitten çıktıkları zaman Süleym’in daha önce geride bırakmış olduğu atlılar araya girerek Neyzek’in arkadaşları olan Türklerle çıkışları arasında engel teşkil ettiler. Neyzek: 

“İşte sözde durmamanın başlangıcı!” 
deyince Süleym şu cevabı verdi:
"Bunların geride kalmaları seni için daha hayırlıdır.” 
Süleym Neyzek ve Neyzek ile birliket bulunanlar Kuteybe’nin yanına geldiler. Kuteybe onları hapsederek Haccac’a Neyzek’i öldürmek üzere izin almak amacıyla mektup yazdı. Kuteybe, Süleym Muaviye b. amir b. Alkame’yi göndererek kürz’de bulunan malları ve orada bulunan kişileri çıkartıp getirmekle görevlendirdi, o da bunları ele geçirip Kuteybe’nin yanına geldi. 
Bu arada Haccac ‘dan Neyzek’in derhan öldürülmesi yolunda emir geldi.
Bu emir üzerine Kuteybe Neyzek’i çağırdı. 

Ona:
“-Bu yakında, ben sana hiç aman verdim mi?” 

Dedi. O da:
“-Vermedin. Ama senin adına Süleymanoğlu Muhamed verdi.” 

Dedi. Kuteybe:

“-Ey Allah’ın düşmanı. Yalan söylüyorsun!” Diye bağırdı. Ve Neyszek’in zindana atılmasını emretti. Kuteybe, sonra 3 gün evinden dışarı çıkmadı. Ve kimseye görünmedi. Dördüncü gün divana çıktı. Ve halkta çevresinde toplandı. Onlara:



“-Neyzek’in öldürülmesi yolunda ne dersiniz.” 

Dedi. Kimileri:
“-Aman vermişsin, öldürme olmaz!” 

Dediler. O sırada Dırar bin Nusayn içeri girdi. Kuteybe ona:
-Sen ne dersin? 

 Diye sordu. O da:
“-Ben şunu söylerim. Dedi. Ben senden şu sözleri işitmiştim.” Ve seni “Ben Allah’a nezrettim ki, eğer Neyzek elime geçerse ona mecal vermeden, öldüreyim.” Demiştin. Eğer bu kez öldürmezsen yüce Allah bu dua üzerine bana yardımda bulunmaz.
Kuteybe bu sözleri işitince:


-Vallahi, dedi. Eğer benim ömrümde üç söz söylemeye, kadir olacak kadar zaman kalıp ben sadece şu sözleri söylerim: “Onu öldürünüz! Onu öldürünüz! Onu öldürünüz! Derim” dedi.


Kuteybe bunun üzerine Neyzek’i yanına çağırarak kendi eliyle buynunu uçurdu. Sul’un ve Neyzek’in arkadaşlarından yedi yüz kişinin öldürülmesini emretti. Bu arada Neyzek’i ve yeğenini astı, ayrıca Neyzek’in başını da Haccac’a gönderdi.
Sabri Gündüz Neyzek’in ölüm anını bakınız nasıl anlatıyor : 


“Sahnenin perdesi açılmıştı. Facia şöyle başladı. Sahneye önce iki Türk genci getirildi. Bunların elleri ayakları zincirlerle bağlı idi. Bu korkunç manzarayı bütün Araplar halka olmuş seyrediyordu. Boyunlarının satırla kesilmesine emir çıkmıştı. Sahne ortasında kazılan iki çukurun önünde dünyaya gelmekten başka suçları olmıyan bedbaht iki gence diz çöktürdü. Amcalarını da zincirlerini sürüte sürüte çukurun başına dek getirmişlerdi.
Tarhun Kuteybeye bağırdı:
- Bu gençlerin uğrunda beni kurban et...
Yırtıcı cevap verdi:
- Acele etme onlar ölecek, sıra sana da gelecek...
Asıl kanı, biraz sonra gençlerin çukura akacak, kanlariyle karışacak olan mağrur Türkün haykırmasına hiçbir önem vermeksizin eliyle işaret etti...

     Gözlerinin önünde ikisinide boğazladılar. Sıra yedi yüz mücahide gelmişti. Hepsini de yine Turhanın gözleri önünde ölümlerin en müthüşü ile öldürüldüler. Kellelerini yüzüp Haccac’a gönderdiler. Sıra Neyzek’e gelince, Kuteybe onu kendi eliyle boğazladı. Sözüm yabana ne kadar islamlığa yakışır bir hareket.! 


     Neyzek ölmekle Kuteybenin gadrinden kurtulmamıştır. Çünkü ortada halen intikam alınacak bir ceset bulunmaktadır. Halen hırsını alamayan Kuteybe Neyzek’in ölüsünü asar. 


       Sevgili okurlar, başkaları için kahraman ve ulvi görevler yerine getiren Kuteybe bizim için Zalim’dir. Ne yazıkki Türk çocukları halen “Araplar Türklere İslamı tebliğ ediverdiler, Türklerde kafileler halinde müslüman oluverdiler” gibi oldukça basit ve gerçek dışı bir bilgilendirmeyle karşı karşıyayız. Hiçbir önyargıya sahip bulunmadan bütün bilgileri okurlarımıza aktarmaya özen göstererek yaptığımız bu çalışmada gördüğünüz gibi Türklerin İslamla tanışmaları kanlı olmuştur. Araplardan daha medeni ve sulh içerisinde yaşayan şehirler ve toplumlar bu hadiselerden olumsuz etkilenmişlerdir. Çünkü İslamın bu ülkelere getirdiği barış ve huzur değil Kan ve gözyaşı ile esaret ve yıkım olmuştur. Bazı tarihçilerimize göre “isyancı” olduğu iddia edilen Neyzek Tarhan, bize göre mazlum’dur. Neyzek Tarhan’ın ve diğer Türk hakanlarının yaptığı direniş, halklarına yapılan zülmün tahammül güçlerini aşması neticesinde maydana gelmiş bir başkaldırıdır. Eğer bu hareketi sırf islam ordularına karşı yapıldığı için kınayacak olursak, Kırımda katliam yapan Stalini veya Doğu Türkistan da zulüm yapan Çin’i, hülasa dünyadaki bütün esir milletleri yermemiz ezenleri ise alkışlamamız gerekir. Arap ordularının amacı sömürü düzeni sayesinde varlığını sürdürebilen Arap Emevi hanedanına servet aktarma hadisesidir. Bazı evrensel hale gelmiş dinler Türkler arasında İslamiyetten çok daha çabuk yayılmış olup bu yayılma sırasında zorlama ile karşılaşılmamıştır. Arapların talancı politikaları Türkler arasında İslamiyete karşı tepki uyandırmış Karahanlılara kadar yaklaşık 300 yıl İslam orduları ile savaşılmıştır. Türklerin İslamiyeti kabul ettikleri dönemin, Araplara karşı en geniş anlamda hakimiyet sağlandığı bir zamana denk gelmiş olmasını da bir tesadüf olarak kabul etmememizde fayda vardır. Hadiseleri tarihi çerçevede ele alırsak farklı yorumlara ulaşırız. Arapların tecavüzkar hareketleri Türklerin İslamı kabülünü geciktirmiştir. Uygurlar bu hadiselerden yaklaşık 130 yıl sonra Mani dinine geçerken Oğuz Türklerinin önemli bir kısmının islamiyetle tanışmaları daha ileriki asırlarda mümkün olabilmiştir. Türklerin İslamı yoğun bir şekilde kabulunun, Arapların sömürgeci politikalarının son bulduğu ve Türklerin İslam dünyasında hakimiyet sağladığı bir döneme rastlaması tesadüf sayılmamalıdır.


     İbnül Esir 12000 kişinin öldürülme ihtimalinden bahsederken, konu ile ilgili olarak çalışmaları bulunan Sn Z.Kitapçı ise yazdığı üç değişik kitabında konuya değiniyor ve Neyzekle birlikte 7000 Türk askeri erkanı, 12.000 Türkün de boynunu vurdurulduğunu anlatıyor. Konuyla ilgili olarak çalışma yapan Dr Sabri Gündüz öldürülenlerin (derilerinin) yüzüldüğünü anlatır. 


     Bu insanlık dışı bu vahşet ile yetinmemiş ona, sanki tuz bi
ber ekercesine bir yenisini daha ilave etmiştir. Başta Nizek Tarhan ve kardeşi Osman olmak üzere boynunu vurdurduğu ve çoğu masum, suçsuz olan bu Türk aristokratlarının kesik başlarını huzuruna getirtmiş, onların kulaklarına her birinin adı, mevki ve rütbesi yazılı bir plaket asarak efendisi yani, Emevilerin zulmü ile cihanı dolduran Irak valisi el Haccac b. Yusuf’a göndermiştir. Neyzek’in Öldürülmesi halk arasında nefret uyandırdı. 

İbnül Esir bu durumu şöyle anlatıyor:
“Herkes kuteybe’nin Neyzek’e verdiği sözde durmadığından bahsediyordu. 


Şairin birisi şöyle der:
"Sen sözde durmamayı kararlılık sanma sakın, Bu şekilde yükselenlerin bir gün gelir ayakları kayabilir.” 


       Neyzek Tarhan’ın oğullarından Salih küçük olduğu için bu katliamdan kurtuldu. Sonraları, o Araplardan Amr b. As’ın kölesi olmuştur. Bu şekilde Arap toplumuna katılan Salih, daha sonraları üstün kabiliyeti ile dikkati çekmiş ve devlet işlerinde önemli görevlere getirilmiştir. Bu dokunulmayanlar arasında Nizak Tarhan’ın oğlu Salih de vardı. Salih’in, başta Nizak olma üzere Türk aristokratlarına karşı girişilen bu katliamda nisbeten küçük olduğu anlaşılmaktadır. Sonraları O, Araplardan Amr. b. As’ın kölesi olmuştur. Bu şekilde Arap toplumuna katılan Salih daha sonra dikkati ekmiş ve devlet işlerinde kendisine önemli görevler verilmiştir. Hatta Emevilerin son Horasan valisi Nasr b. Seyyar zamanında (121/738), Nizak Tarhan’ın geride aklan belki de kaynaklara geçen tek oğlu Salih b. Neyzek, Şaş (bugünkü adıyla Taşkent)’a vali olarak tayin edilmiştir. Yine Nizek Tarhan ailesinden onun torunlarından üçüncü kuşatan biri olan Ahmed b. Muhammed b. nizek’in kendini yetiştirdiği hatta hadis ilminde hatırı sayılır bir kimse olduğu kaydedilmektedir.
Zulmü Türk yurtlarını bir kara bulut gibi kaplayan Kuteybe bunlarla da yetinmemiştir. Onun şu pişkinliğine bakınız ki, hunharca boynunu vurdurduğu Nizek Tarhan’ın Müslüman eşine bir heyet göndererek kendisine ciddi bir şekilde evlenme teklifinde bulunmuştur. Şahsiyetli bu Türk anası Kuteybe’nin bu küstahlığa varan densiz teklifini bir çırpıda reddetmiş ve şöyle demiştir:



“Ey Emir! Sen bir halife değilsin! El-Haccac gibi ünlü bir valide değilsin. Sıradan, Horasan valilerinden bir valisin. Oysa sen benim kocamı öldürdün! Çocuklarımı öldürdün? Elimde avucumda servet namına ne varsa aldın! Ondan sonra da bana hiç çekinmeden evlenme teklifinde bulunuyorsun. Sen; benim seni bir hile ile öldürebileceğimden ve böylece eşim ve çocuklarımın acı intikamını senden almış olacağımdan hiç mi korkmuyorsun” 


        Kuteybe Neyzek’i öldürdükten sonra Merv’e geri döndü. Cüzcan hükümdarı elçi göndererek eman istedi. O da yanına gelmesi şartıyla eman verdi. Cüzcan hükümdarı sonra karşılıklı olarak rehine alıp vermeyi teklif edince kuteybe ona Habib b. Abdullah b. Habib el-Bahili’yi, hükümdar ise ailesinden bazı kimseleri rehin olarak verdi. Daha sonra Kuteybe’nin yanına gelip onunla barış yaptı. Cüzcan hükümdarı geri döndükten sonra Talekan’da öldü. Bu bakımdan Cüzcanlılar: “Bizim hükümdarımızı zehirlediler” diyerek Habib’i öldürdüler. Kuteybe de yanında bulunan rehineleri öldürdü.




Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -1

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -2

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -3

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -4

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -5

Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -6


Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -7







Arap Vahşeti Adım Adım Yaklaşırken İslamiyetin İlk Yıllarında Arap-Türk Münasebetleri Bölüm -6 Reviewed by Türk Asya on Pazar, Haziran 08, 2014 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Türk Asya - Asian Turkish, Тюрки России © 2014|Bazı Hakları Saklıdır.
>5846 Numaralı Kanun Gereği Gizlilik ve Kullanım Şartlarını Okuyunuz.|Künye

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.